Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Kasım '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
810
 

İç içe dünyalar ve birleştiren sevdalar...

İç içe dünyalar ve  birleştiren sevdalar...
 

Görsel kaynak: www.resimrehberi.com


Bildiğimiz ve sandığımızın aksine yaşam olmadık açılımları olan müthiş bir şey ve fiziksel dünya dışında içinde bir sürü dünya barındırmakta...

Bu dünya, öbür dünya; biri maddi, gerçek, içinde yaşanan dünya diğeri soyut, uhrevi, ruhani dünya... Çoğumuz da bu dünyada belli bir süre yaşadıktan sonra öbürüne gidip orada sonsuza dek var olacağımıza inanırız.

Dış dünya, iç dünya (anlam dünyamız); birincisi, iş-güç, çoluk-çocuk meşgaleleri, sosyal alan, alışverişler vb. dünyası, diğeri ise yalnız kaldığımızda, kendimizle baş başa iken daldığımız dünya... Yaşadıklarımızı sorgulayan, eleştiren, yorumlayan, onların bize ne ifade ettiği ile ilgili olan dünya... Ara sıra 'iç dünyalarımıza' dönme özlemiyle dış dünyada ömür boyu didinir dururuz!

Erkekler dünyası, kadınlar, çocuklar dünyası; birincisi daha çok mücadelelerin, rakipleri alt etmelerin, yenmelerin, yenilmelerin, başarı ve başarısızlıkların, cenklerin, savaşların ve çoğu hayali kahramanlıkların dünyası, ikincisi daha çok özverinin, uyumun, uzlaşma, dayanışma ve katlanmaların dünyası... Üçüncüsü ise, masumiyetin, saflığın ve sürekli keşiflerin dünyası...  Ve bu dünyaların bir alt bileşeni olarak da güçlüler dünyası, zayıflar ve engelliler dünyaları...  Her iki cins(iyet) de  Her iki cins(iyet) de -onca tarihsel ve güncel deneyime karşın- yekdiğerini ölümüne merak eder ve bu uğurda koştururken çocuk ve zayıfların özel dünyaları önünde diz çöker, duruluruz!

Dünün, bugünün ve yarınların dünyası; Birincisi tarih ana'nın sayfalar dolusu yazdığı, atalarımızın uzak bizlerinse daha yakın zamanlarda yaşadığı geleneklerin, göreneklerin, saygı duyulan kahramanlıkların, anıların dünyası, ikincisi "Zeitgeist"ın ( Zamanın ruhunun ) egemen olduğu hâlihazırdaki yapmalarımızın, etmelerimizin, düşünüş ve hissedişlerimizin dünyası... Ve sonuncusu geçmişten çok onu düşünmemiz gereken, çünkü bundan sonra orada yaşayacağız geleceğin dünyası...  Üç ana bölümden oluşuyorsa bedenlerimiz, dün'ün dünyası'na basar ayaklarımız . Gövdelerimiz bugünleri hazmederken yarınlara uzanan tatlı hayallerle doludur başlarımız.

Sistem ve yaşam dünyası; Birincisi bürokrasinin, akılcılığın ve teknolojik ilişkilerin hâkim olduğu, ikincisi, çoğu zaman akılcılık değil, duygusal ve yüz yüze ilişkilerin hakim olduğu "günlük yaşam dünyası" (*) 'Sistem dünyası'na gündelik geçimlerimizi sağlayacak maddi arayışlar için -çoğu kez gönülsüzce- girer, 'yaşam dünyasına' döndükçe orada rahatlar ve yeniden bileniriz.

Emek dünyası, sermaye dünyası; Dünyaya sol'dan bakınca en büyük tarihsel çelişkinin dünyaları, sömürünün odağı ve onun bir alt bileşeni olarak yoksullar dünyası, zenginler dünyası... Çok azımız sermaye, büyük çoğunluğumuz 'emek dünyası'ndayızdır. Bir kısmımız da ikisi arasında bir yerlerde... Alın terlerimiz hak ettiğini alamadıkça hayıflanır, birlik olamadıkça hep böyle mi sürecek diye içten içe hep hüzünleniriz!

Ve düşün(ül)dükçe sayısı artabilecek bir sürü dikotomik (tezat ikili) dünya daha...

İşte güçte, trafikte, alışverişte, sosyal alanda iken bu dünyada yani dış dünyadayızdır. 

toplumda şarkı söylerken, dua ederkenŞarkı söylerken, dua ederken, yas tutarken, rüya görürken ya da hayallere dalmışken hem iç hem ruhani hem de bugünkü dünyalardayızdır.

Ya yaşamdaki bazı özel an'lar da; büyük ve sürpriz mutluluk veya büyük acıların, kayıpların, üzüntülerin yaşandığı an'larda… İç kemiren, meraklı, heyecanlı veya endişeli bekleyiş (zam)anlarında… İşte böylesi (zam)anlarda zaman sanki hem uzar, hem de içe ve dışa doğru bükülür. Böylesi anlarda ise bu dünya, dünün, bugünün ve yarınların birleştiği bir dünyadır.

İşte, sevda-aşk halinin karmaşıklığı, zorluğu da ve o ölçüde güzelliği de burada... O, öznesi (insan, Tanrı, doğa, nesne vb.) ne olursa olsun zamana, mekâna ve ölüme karşı bir isyan hali olduğu için hem bu dünyaya hem de öbür dünyaya aittir.

Nerede olursak olalım hep zihnimizde ve yüreğimizde olduğu için, insana verdiği aşırı coşku ile de tüm eylem ve tavırlarımızı önemli ölçüde belirlediği için hem iç hem de dış dünyamızdayızdır.

Sevda-aşk  (zam)anlarında da zaman hem uzayıp hem de içe ve dışa doğru büküldüğü için dünün, bugünün ve yarınların birleştiği bir dünyadayızdır. Emek dünyası, sermaye dünyası; Dünyaya sol'dan bakınca en büyük tarihsel çelişkinin dünyaları, sömürünün odağı ve onun bir alt bileşeni olarak yoksullar dünyası, zenginler dünyası... 

Zengin fabrikatör oğlu yoksul işçi kızına aşık olunca (içindeki derin çatlaklara rağmen) hemen birleşiverir emek ve sermaye dünyaları; el ele tutuşuverir yoksullar ve zenginler dünyası... G

O ruh hali içerisinde empati yeteneğimiz oranında (hem de ayrı ayrı en üst noktasında iken dahi) cinsel kimliklerimizin de birleştiği ve çocuklar dünyası kadar saflaşıp masumlaşabildiğimiz bir dünyadayızdır.

İşin hem güzelliği hem de zorluğu sevda-aşk halinin matruşkalar gibi dünyaların tümünü aynı anda içine alıyor oluşunda galiba?

Aşk-sevda, ilkel hücresel mekaniğin kendi üzerinden gelişmesinin bir sonucudur. Çünkü muhteşem yerküremizde iki milyar yıl önce evrim yoktu, güllük gülistanlık bir ortamda gelişme anlamında değişme vardı. Karşı eşeyde  DNA'nın narsist bir tutkusu olan aşk gibi insan doğasında bulunan "iyilik" kavramı da o dönemlerin bir mirasıdır!

O dünyalar ki, varlık ve egemenlikleri için iyi insanlara ihtiyaç duyarlarken kötüler o dünyaları kendi amaçları için durmadan kullanırlar. Bunun için sevda ile, aşk ile çıkılmalı onların karşısına ve hiç olmazsa bu ortak paydada birleştirilmeli o dünyalar...

İ. Ersin KABAOĞLU,

28 Kasım 2012, Ankara

 Dünün, bugünün ve yarınların dünyası (*) Jürgen Habermas’ın ", “ İletişimsel Eylem Yaklaşımı "nda da rast geldiğimiz anlamlı bir dünyalar ayrımıdır.  Ona göre, bireylerin özgür olabilmeleri için, iletişimsel eylem içerisinde olmaları gerekir!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

MERHABALAR...Çok sevgili ERSİN kardeşim :-)) Ben biraz rötarlı takip ediyorum herhalde :-)) Fakat eninde ve sonunda takılıyor işte OLTAYA..:-)) "İç içe dünyalar ve birleştiren sevdalar" Vallahi SÜPER + SÜPER..! Hep DÜNYALAR ve DÜNYALARIMIZ..! Şey..!! Yenidünya meyvası ile ilgili bir karşılık olamazmıydı acaba diye bir an düşündüm..:-))))) ERSİN beyciğim sizin yazılar bana göre KALİTE + KALİTE ...Yani SÜPER LİG veya SERİ-A..:-))) Mühim olan DOSTLUK ve GÖNÜL BİRLİĞİ... Gerisi BOŞ .!!! Sonsuz sevgiler ve selamlar...:-))

BEN ve OLTAMA TAKILANLAR 
 07.12.2012 20:47
Cevap :
Merhabalar sevgideğer Necip ağabeyim! Yorumlarımız bazen -karşılıklı- gecikse de sevgi, saygı ve gönül bağımız eminim ki her zaman rötarsızdır. Bu yazı değerli Editoryamızın teveccühleriyle("Neler yorumlandı" başlığı altında) son Bülten'e alınmış. Bu da közleri (dijital raf ömrü) sönmekte olan yazıyı yeniden ateşledi sanırım:) Malta eriği, muşmula, veya yeni dünya... İsimden hareketle -ve kolay bir yolla- "Eski dünyalar/ Yeni dünyalar" ayrımı yapabiliriz. Daha zor ve dolaylı bir yoruma gelince: Yeni dünya, doğal yaşam alanı Çin olan bir ağaç ve bu ağacın meyvesi. Oradan önce Japonya'ya ve tüm dünyaya yayılmış. Çin'in kıta kesiminde yaşayan nüfus ise, 2010 yılında yapılan son sayıma göre 1,3397 milyarı bulmuş. Aynı yıl dünya nüfusu 6,8 milyardı sanırım. Bu durumda yeryüzündeki insanların beşte birinden fazlası Çin'li. Bu boyut da bize "Çin Dünyası/ Diğer Dünya" ayrımı doğurabilir aslında. Bu güzel ve esprili yorumunuza da içten teşekkürler, sonsuz saygı, sevgi ve selamlarımla...  07.12.2012 23:14
 

Dostum diyorsun ki "sevda-aşk zamanlarında......saflaşıp masumlaşabildigimiz dünyadayızdır..." Gerçekten böylesi bir tarihsel "ögretilmişlikler" dünyasında ne ölçüde masumiyet mümkündür?Biz ne kadar kendimiz olmayı beceriyoruz ki saflıktan bahsedebilelim?Eger sen bu dedigine inanıyorsan,bana sadece şapka çıkarmak düşer:) sevgiler...

mehmet selim 
 01.12.2012 16:00
Cevap :
Olabildiğince sevgili dostum, olabildiğince diyorum. Haklısın, sistemler karşısında yüzde yüz'lük, katıksız bir masumiyet, saflık ve kendinde(n) olma hali doğaldır ki meczupluk sınırlarını zorlar. Hem nesnel hem de öznel dünyayı -gerektiğinde küfürlerini bile katık edip- en kılcal yerlerinden kavrayan Can Yücel'in (Sevgi Duvarı'nda) "Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi..." dediği gibi, bizlerde bu dünyalar karşısında, sevdanın o ahval ve şeraitinde "ne kadar saflaşıp ne kadar masum, ne kadar özgün olursak o kadar iyi" diyelim. Değerli katkına teşekkürler, sevgiler ve dost selamlarımla...  01.12.2012 20:12
 

Kıymetli yazarımız Ersin Kabaoğlu: Bir yazı ancak bu kadar güzel ifadelerle yazılır,bunu daim söylemekten de yorulmuyorum.Kıymetli yazarımız haklısınız iç dünyamız, dış dünyamız, İnsanın içi ve dışı,beyhude dünyamız,esas dünyamız İnsanın sağlığı ve ölümü,yalnız İnsanoğlu bu dünyalarla yetinmiyor, sizinde haberiniz var Gök yüzünde üçüncü dünyayı arıyorlar,orada suyu bulmuşlar,toprak var mı yok mu bilemiyorum ama Demir,tuğla,çimento götürdükleri ve bazı tesisler yaptıkları duyumları alınmıştır.Görünen bu beyhude dünyada ne kadar iyilik yaptıysak, ne kadar kötülük yaptıysak Esasa onları götüreceğiz,üçüncü dünyaya inanmıyorum,İnsan için en büyük dünya içindeki temiz dünya olmalı.Sizi sevgiyle,saygıyla selamlıyorum.Selam ve saygılar sunuyorum..

Mehmet Burakgazi 
 30.11.2012 2:28
Cevap :
Çok çok teşekkürler her zamanki ilgi ve iltifatınıza temiz ruhlu, güzel ifadeli insan yazarım. Ne güzel söylemişsiniz. "İnsan için en büyük dünya içindeki temiz dünya olmalı..." ve insan kendini insanda tanır. Umarım bir gün gelir ve herkes kendini o temiz dünyalarda tanır. Sizin gibi... Uzayda yeni bir dünya konusu ise ilginç, hep tartışılan ve hayali kurulan bir şey. Ama bulunsa ve orada koloniler kurulsa bile ben maalesef ilk planda oradaki kaynakları işletmek üzere yoksul ve güçsüzlerin oraya taşınacağı, sömürünün orada da devam edeceği kanısındayım. Sevgiler,saygılar selamlar size...  30.11.2012 11:42
 

"bir kartpostal gibi geçtiğimiz dünya"...eyvallah...

nedim üstün 
 29.11.2012 22:54
Cevap :
Ataol Behramoğlu'nun o enfes dizleriyle "...ah her şey bir pencereden göründüğü kadar/ bir pencere kadar dünya/ Biz öyle geçmiş olabiliriz de..." diyerek eklediği "bir kartpostal gibi geçtiğimiz dünya"dan zamaneler sanki birbiri ardısıra durmadan yinelenen dijital kayıtlarla geçmekteler... Teşekkürler ve dost selamlarımla...  30.11.2012 0:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 342
Toplam yorum
: 3269
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2368
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster