Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Eylül '08

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
1113
 

İki paralı ülkem ve tahterevalli

İki paralı ülkem ve tahterevalli
 

Özgür ve ve geniş görüş


Devletin parası tek ve Türk Lirasıdır. Ülkemiz ekonomisi ise özellikle son yıllarda iki paralı olmuştur. Ekonomik parametreleri, göstergeleri daha çok etkileyen ve belirleyen ise, günümüz için, bu ikinci para yani dövizdir. Döviz Türkiye’de hem değer saklama, hem mübadele, hem finansman ve benzeri para fonksiyonlarını Lira gibi, hatta çoğu zaman daha hakim karakterli olarak sürdürür hale gelmiştir.

Ekonomideki, özellikle para ve faiz politikalarındaki başarısızlıkların, ya da ilginçliklerin en önemli nedenlerinden birisi bu iki paralı oluşun farkındalığının yetersiz olması veya yeterince dikkate alınmamasıdır. Ülkemiz ekonomisinde dolaşımda ve ekonomiyi finanse eden iki para, Türk Parası ve döviz (yabancı para) olduğu halde, hatta çoğu açılardan belirleyici olan döviz paranın göstergeleri olduğu halde, para arzı sadece Devletin resmi parası Liradan ibaretmiş gibi politika kararları alınıyor olmasıdır.

Merkez Bankası, ekonomide sadece Lira arzı varmış gibi, sıkı para politikası uygulamak, böylece talebi kısmak ve enflasyonu azaltmak amacıyla lira reel faizlerini arttırıyor. Dünyada döviz arzı bol ve reel faizleri lira reel faizlerinin defalarca kat altında olduğundan, ekonomik birimler lira olarak makul faizle borçlanamadığı parayı çok daha düşük faizlerle dışarıdan döviz borçlanarak sağlamaktadırlar. Üstüne ilaveten yabancılar da büyük faiz farkından yararlanmak için dövizini ülkemize getirip liraya çevirmektedirler. Böylece çok yüksek faiz farkının etkileriyle ekonomideki bu yüksek döviz arzı ve hakimiyeti sonucu ülke iki paralı olmaktadır.

Türkiye’de bu iki para dan birisi tahterevalli nin bir ucunda, ötekisi ise diğer ucunda. Merkez Bankası sıkı para politikası izlediğini sanıp liranın faiz oranını yükselttikce, faiz farkı nedeniyle dövizle finansman (döviz para arzı) artmakta, döviz arzının artışı da kuru düşürerek dövizde reel faizi daha da aşağılara itmektedir.

Merkez Bankası sıkı para politikası uyguluyorum diye, lira faiziyle birlikte tahterevallinin bu ucunda havalandıkca, öteki ucunda politika amacının tersine hem para (döviz) arzı artmakta, hem de döviz reel faizi düşmekte, hatta negatif olmakta, sıkılaşmak yerine daha da gevşemektedir. Tahterevallinin öbür yüksek ucundaki Merkez Bankası da böylece politikalarıyla beraber havada kalmakta, ayakları yere basmamaktadır. Tabiki tahterevalli dengesi dengesiz dengedir. Tahterevalli ye binmiş olanlar bilir, havada olan taraf yerde olanın tutsağıdır, ona ve onun davranışına, karar ve arzularına bağımlıdır. Örneğin yerde olan uçundaki kişi kendini çekiverirse, havada olan taraf şiddetle yere çakılır. Ne kadar yüksekte idiyse o kadar çok yeri kırılır. Bu durum, bir başka ifade ile ilk paragrafta belirttiğim zincirin kopması halidir. Siz zincirin adını saadet zinciri koyabilirsiniz.

İktisat biliminin temel kurallarından biri “yüksek faiz-sıkı para politikası talebi, tüketim oranını azaltır tasarruf oranını artırır” kuralıdır. Bu kuralın oturduğu zeminde ekonominin bir parası vardır, iki paralı değildir. Bir başka deyişle ekonomideki döviz para faizi ve maliyeti ile milli para faizi ve maliyeti arasında böylesine bir uçurum yoktur. Faiz ve maliyet farkı belirli bir büyüklüğü geçince döviz arzındaki artış kuru düşürerek reel faiz farkını giderek daha da büyütmekte ve kendi kendini besleyen bir sürece, zincire dönüşmektedir. Tabi ki zincir kopuncaya kadar.

Türkiye “İktisatda yeni bir sayfa açtı; Milli para arzı sıkılaştıkca ve faizi yükseldikce ekonomideki para arzı gevşemekte, ekonomiyi finanse eden para faizi düşmekte, Hazineyi finanse eden para faizi yüksek kalmaktatadır. Kısaca netleştirip ifade ettiğimizde, bügüne kadar bilinen iktisat kuralının zıddına, milli paranın faizinin yükseltilmesi tüketim oranını artırmakta, tasarruf oranını azaltmaktadır*. İktisat bilimine eklenen bu yeni kurala “tahterevalli kuralı, ya da Bozkurt kuralı” diyebiliriz.

Şimdilik sonuçları ise şunlardır. Düşük kur, düşük faizli dövizle finansmanın getirdiği kredi ve tüketim genişlemesi, tüketim (hammadde, aramal ve mamulmal) nitelikli ithalat patlaması, tasarruf ve yatırım azalması, devasa boyutta cari açık, dahili üretim artışına vurulan darbe, Liraya dönüşen sıcak para üzerinden verilen dünyanın en yüksek reel faizleriyle ülke kaynaklarının yabancılara aktarılmasıdır. Bütün bunlar, kısmen halkın şimdiki vergileriyle, ama daha büyük kısmı ise ülke olarak borçlarımızı artırarak ve servetlerimizi yabancılara satarak karşılanmakta, başka bir deyişle çocuklarımızın geleceğinden tüketerek günümüz gün edilmektedir.

Kaldıkı enflasyonla mücadele için hareket noktalarıda sağlıklı değildir. Günü kurtarmaya yönelik, düşük faizli ve düşük kurlu dövizle finanse edilen ucuz ithalatla bir süre baskılamak enflasyonu, dinamiğini çözmek değil sadece ötelemektir. Dahada kötüsü geleceğimizi borçlandırıp, servetlerimizi yabancılara satıp neslimizi sömürme pahasına ötelediğimiz için, dahili üretim ve arz potansiyelini tükettiğimiz için sürdürülebilir arz-talep dengesinden giderek dahada uzaklaşılmaktadır. Arz-talep dengesinde dahili arz artışını yavaşlatarak enflasyon tohumları ekmektir. Enflasyonu yenmenin sağlıklı ve kalıcı yolu, refah artışı ile beraber olan yolu, kısmaktan, daraltmaktan, üretim kaynaklarını yabancılara satıp yemekten, çocuklarımızı sömürmekten değil dahili üretimi, arzı artırmaktan, bolluktan geçer.

Belkide “ Ekonomideki, özellikle para ve faiz politikalarındaki başarısızlıkların, ya da ilginçliklerin en önemli nedeni bu iki paralı oluşun farkındalığının yetersiz olması veya yeterince dikkate alınmamasıdır.” ifadesini tersine çevirmek gerek. Belkide bu mekanizma büyük bir farkındalıkla ve bilinçle, Ülkemizin geleceğinden tüketerek günü kurtarmak için, benim dönemimi atlasında daha sonra defalarca kat fazlasıyla patlasın yaklaşımının bir aracı olarak kullanılmaktadır.

Gerçekte, bu Merkez Bankası politikaları ekonomiden sorumlu bakanların koordinasyonunda yürütülen Hükümet politikalarıdır.

Dr. Hamit Bozkurt

* Milli paranın yüksek faizi sonucu, döviz kurunun (ve reel faizinin) dahada düşmesi, dış borçlardaki artış, sıcak para dahil yabancı sermaye girişi, yabancıya servet satışları (döviz para arzı artışı) nın özellikle ucuz ithalat yolu ile tüketimi artırdığını, tasarrufu azalttığını konu alan ilk yazılarım; 19.06.08, ve 03.07.08, Dünya Gazetesi, yorum inceleme sayfası.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 54
Toplam yorum
: 59
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 1168
Kayıt tarihi
: 08.08.08
 
 

1950 yılında doğdum, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi 1974 mezunuyum. 1986 yılında Gazi Ün..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster