Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Temmuz '16

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
162
 

İlk Kitabım üzerine

İlk Kitabım üzerine
 

“Hayat yazılmakta olan bir kitap gibidir. Kişi yaşayarak yazar bu kitabı. Davranışlar, tavırlar, tepkiler, düşünceler, kararlar bu kitabı oluşturan pasajlardır, cümlelerdir, kelimelerdir. Anlamlı ve değerli bir kitap yazabilmek için ise prensipli bir hayat sürmek şarttır. Çünkü ancak prensipli bir yaşam doğruları güçlü kılar, yanlışlar karşısında kişinin boynunu dik tutar. Prensipli yaşamak fırtınalı bir denizde denizaltıya binmek gibidir. Prensipsiz yaşamak ise aynı denizde çürük bir kayıkla yol almak gibi... Yalnız, prensipleri asıl etkili hale getiren şey, prensiplerin kaynağını nereden aldığıdır. Kaynağını İslam’dan alan prensipler, sahibini her zaman diri ve güçlü kılar. İslam’ın özündeki o kutsi güçle, prensipler o kişiye bir kalkan olur ve onu modern dünyanın çeldiricilerine karşı korur.

Daha ortaokul sıralarında bir deftere, kendimi daha güçlü hissetmek ve yanlışlarımdan kurtulmak için prensipler yazar ve bu prensipleri elimden geldiğince uygulamaya çalışırdım. Uygulamayı başardıkça da kendimle daha barışık ve daha huzurlu olurdum. İlerleyen yıllarda da bu alışkanlığım devam etti. Daha sonra başta kendi nefsime hitaben edindiğim bu prensipleri, gerekçeleriyle birlikte diğer insanlarla ve özellikle de gençlerle paylaşmak fikri aklıma geldi. Bunu biraz da görev bildim aslında. Hem bir yetişkin olarak hem bir öğretmen olarak hem de bir baba olarak…

İşte bu kitap, kuralsız, sınırsız ve en önemlisi prensipsiz nesillerin yetişmesinin önüne ‘karınca misali’ bir set çekmek adına hazırlandı. Değerlerin anlamsızlaştığı, doğruların utanılacak bir şey haline geldiği, inanmanın zayıflık olarak görüldüğü bu çağda, en çok ihtiyacımız olan şey, prensipli bir yaşamdır. Gençlere ve kendini dönüştürebilme gücüne sahip herkese faydası olması duasıyla…”

Yukarıdaki kısım yeni çıkan kitabımın önsözü… Uzun yıllardır yazma serüvenimin meyvesi nihayet ortaya çıktı. Bir hayalim vücut buldu. Her yazan insan bir süre sonra yazdıklarının okunması hülyaları kurar. Çünkü yazmak ancak okunmak fiiliyle anlamını bulur. Yani ilahi bir süreçtir yazma süreci. Aslında vareden yazar gibi görünür ama asıl vareden okuyucudur. Yazarın balçıkla pişirdiği o bedene okuyucu ruh üfler aslında. Her sanat eseri için durum böyledir. Van Gogh’un eserleri, onun vefatından sonraki yıllarda insanların ilgisiyle gerçek sanat eseri halini almıştır. Zira Van Gogh’un çok değersiz şeylere karşılık verdiği tabloları kümeslerde saklanmazdı. Buna rağmen bir sanat eseri sergilenmediğinde veya ilgi görmediğinde değerini yitirir mi derseniz, “hayır”, derim. Adeta elmas gibidir sanat eseri. Keşfedilmemiş veya fark edilmemişse de değerlidir o. Sadece, keşfedildiğinde, fark edildiğinde veya itibar gördüğünde anlaşılır ve etkisi görülür.

“Prensipler” ortaya çıkarken tamamen kişisel bir amaç güdüyordum. Önsözde de belirttiğim gibi kendi nefsimi dize getirmek, hayatın anlamını keşfetmek ve kendime çeki düzen vermek için yazdığım yazılardı. Her yazın sürecinde olduğu gibi bir süre sonra herkese hitap edebilecek o cezbesel sürece kavuştu. Bu süreç sonunda, bir paylaşma ve halka malolması isteği belirdi içimde. “Benin durumumda olan başkalarına da bir şeyler söyleyebilirim” cümlesi sardı eseri. Hal böyle olunca çekinerek “Beka Yayıncılık”a mail üzerinden eserimi yolladım. Sağolsunlar, itibar ettiler ve yayınlanmaya değer buldular. Hızlı bir editör sürecinden sonra, kitap elime ulaştı. Kalsik bir benzetme olacak ama kitabımı yeni doğmuş çocuğum gibi sevdim ve kabul ettim. Kapağı, tasarımı, hatta basit yazım hatalarını bile sevdim. Geleceğe bir iz bırakmış olmanın verdiği ilginç bir hazla belki de yeniden okuyormuş gibi birkaç defa okudum. “Burayı böyle yazsaydım, şurayı şöyle yazsaydım” demeden olduğu gibi bağrıma bastım.

Prensipler kitabı sekiz bölümden oluşuyor. Birinci bölüm “yemek üzerine”, ikinci bölüm “uyumak üzerine”, üçüncü bölüm “beden ıslahı üzerine”, dördüncü bölüm “iffet üzerine”, beşinci bölüm “konuşma üzerine”, altıncı bölüm “okuma üzerine”, yedinci bölüm “öfke üzerine” ve sekizinci bölüm “eşle ilişki üzerine” prensipleri ihtiva ediyor. Her bir bölümde prensipler belirtilmeden önce, prensipleri oluşturan altyapı ve dayanaklardan bahsediliyor. Prensipler olabildiğince gerçekçi, uygulanabilir ve sade… Prensipler aslında modern bir Montaigne Denemeleri olma azminde…

Prensipler kitabı, şimdi internette birçok sitede satışa sunuldu. Eğer ilgi olursa, devamı da gelecek nitelikte bir eser. Faydalı olması amacıyla yazıldı. Umarım hak ettiği teveccühü görür. Çünkü artık benim değil, kamuoyunun malı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ön sözünüze baktım da dini ve ideolojiyi referans alan ve bunu basa basa söyleyen bir deneme çalışmasının Montaignenin denemesinin modern versiyonu olması bana çok iddialı, hatta utopik geldi.

Nizamettin BİBER 
 04.07.2016 20:02
Cevap :
Montaigne ne bir ideolojinin ne de dinin insanıdır. Montaigne fikirleri ve düşünceleri özgürce ifade edebilmeyi temsil eder. O inandığı gibi özgürce konuşmuştu. Ben de bu konuda onu örnek aldım. İşlediğim konuyla alakalı değil bu. Bir yöntem imrenişi... Farkı ayırt etmek önemli. Eleştiriniz için teşekkürler.  05.07.2016 18:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 43
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 407
Kayıt tarihi
: 19.05.12
 
 

1983 yılında doğdum. Hayatın yoğunluğundan fırsat buldukça yazarak rahatlamaya çalışıyorum. Yazma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster