Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mart '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1258
 

İnadına aşk...İnadına bahar...İnadına....

İnadına aşk...İnadına bahar...İnadına....
 

Bademler böyle çiçek açar mı oralarda...


Memleket sevdası bizimki …

Badem ağaçları çiçeğe kesmiş baştan ayağa. Toprak som yeşil kürkünü alıvermiş üstüne. Akşam ladin çamlarını yıkayan yağmur, yeşilin en puslu, en buzlu tonlarını çıkarmış ortaya. Beyaz papatyalar pıtrak gibi kaplamış çimenlerin üstünü kocaman öbekler halinde. Hadi at kendini kırlara, vur dağlara tepelere, su iç çobanların testisinden. Hatta yağmur ol, bulut ol…olmadı aşık ol! Diyor bahar .

Hatta Orhan Veli gibi beni bu güzel havalar mahvediyor amma….

Beynime söz geçiremiyorum ki günlerdir. Çekicin örse vurduğu gibi , demokrasi ve memleket meseleleri , yaratılmaya çalışılan hukuk garabeti, çekiçliyor beynimi…

Biliyorum terapiye, rehabilitasyona ihtiyacım var, bu gidiş iyi gidiş değil.

Ama LOST bile kesmiyor beynimin içindeki sesleri. Aksiyonun en alası, gerilimin en şiddetlisi, hız, tempo…hepsi yerinde. Yok hayır…olmuyor !

Komedi filmleri izlemeye çalışıyorum, beynimin içini boşaltabilmek için. RECEP İVEDİK mi…Bu kadar yoz bir tipleme, belden aşağı küfürler ve argo. Yok almiim ben. Neymiş absürd komediymiş. Yanyana abuk sabuk skeçlerden oluşmuş. Bu mudur yani gişe rekorları kıran film. İlk yarıya kadar zor dayanıyoruz, Habişle. Yarı olur olmaz kendimizi dışarı atıyoruz. Ama iki salon birden tıklım tıklım film. Neymiş milletin gülmeye ihtiyacı varmış. Benim de var. Ben hikayesi , draması olmayan , sadece belden aşağı argolarla dolu komediyi sevmiyorum arkadaş ! Vizon Tele serisi, Cem Yılmaz'ın Hokkabaz' ı gibi olacak komedi . Hatta Kemal Sunal'ın filmleri. Seyrede seyrede tüketemediğimiz İnek Şabanım benim...Nerde çocukluğumun Horoz Nuri 'si, Bedia 'sı, Turist Ömer'i...

KISIK ATEŞTE ON BEŞ DAKİKA filminin CD' sini alıp geliyoruz kızımla eve. Kadro mükemmel. Metin Akpınar, Haluk Bilginer, Ata Demirer, MFÖ’nün Özkan’ ı... Özkan Uğur yani... Bu adam bir harika. İkinci Baharda, Ağır Roman’da, Komiser Şekspir’de de çok iyi idi… Ata Demirer bile çok iyi. Ayrıca Eyşan Özhim, Aysun Kayacı var. Üstelik Aysun kendi sesi ile söylediği şarkılarla bir harika. Bu kız hakkındaki önyargılarımı değiştirmem lazım sanırım. Hiç de aptal sarışına benzemiyor doğrusu bu filmde. Hele o kırmızı elbise ile… Tamam film harikalar yaratmıyor ama…komedi; bu bence. Bir hikayesi var en azından. Hele Haluk Bilginer’ li tuvalet sahnesi… Metin Akpınar Usta, her zamanki gibi beni kendine kilitliyor, görme özürlü kader mahkumu rolü ile. Neden bu film, hak ettiği yere gelmedi diye düşünüyorum, Recep İvedik’in hasılat rekorlarını düşündükçe...

Yine hukuk garabeti geliyor aklıma . Ve Anayasa hukuku hocalarım, Prof. Tarık Zafer Tunaya'yı anıyorum rahmetle önce. Ardından Prof. İlhan Akın' ı. Onlardan aldığım feyz ve ışıkla geldiğim bu günü. Evrensel- ideal hukuk anlayışımı...Sonra RTE 'nin danışman hocalarını , yaratmaya çalıştıkları garabet anayasa hukukunu düşünüyorum. Acaba onlar hiç Tarık Zafer Tunaya'nın öğrencisi olmadılar, hiç dinlemediler mi onu? Kitaplarını okumadılar mı? İlk uyanışımı, kendi kendime yaptığım hukuk andımı hatırlıyorum. Ne olursa olsun her hal ve şartta ideal hukukun hizmetinde olacağımı. İlkelerimi asla para için satmayacağımı....

Recep İvedik'in hasılat rekorları ile ilgisi olabilir mi bu hukuk garabetinin ?

Yok canım, onunla ne ilgisi var? Yine de her şeye rağmen sinema sanatına hizmet ediyor. Sadece ticari kaygıları var. Olabilir, bundan sonra yapacağı iyi şeyler için bir araç olabilir belki bu film. Hem seyirciyi sinemaya çekmek için...En azından demokrasiyi araç olarak kullanmıyor yani.

Anne, Hukuk Başlangıcı dersime yardım eder misin ? Ben anlıyamıyorum bir türlü !

Tabii kızım, seve seve...Bayılırım ders çalışmaya ! Hem bilgilerimi tazelerim.

Hukuk kurallarının en önemli özellikleri GENEL, SOYUT, OBJEKTİF olmaları ve KİŞİYE ÖZEL olmamasıdır.

Ama anne....bunlar kendileri için özel kurallar koyuyorlar, hani soyuttu hukuk kuralları ?

Kızım, sen onu unut ! Biz ideal, evrensel ve 1. sınıf demokrasilerin hukukundan söz ediyoruz.

Ama anne...........

Ertesi gün Ferhan Şensoy’un başrolünü oynadığı, SON DERS -Üniversite ve Aşk filmine gidiyoruz yine kızımla. Ferhan Şensoy, 80'de kıyıma uğramış Saffet Hoca karakteri gibi farklı bir rolle karşımızda ilk kez. Dram oynuyor. Film bir çeşit ÖLÜ OZANLAR DERNEĞİ uyarlaması. Kaan Urgancıoğlu başta olmak üzere zengin bir genç kadro var. Tümü de canla başla rollerinin haklarını veriyorlar doğrusu. Kızımla birlikte hem gülüyoruz hem ağlıyoruz. Eksik işlenmekle birlikte güzel, sıcak ve gerçek bir hikaye. Marmara Üniversitesi'nin antik dekoru ise muhteşem tek kelime ile. Hayallerinizi , gerçekleştirmek istediklerinizi hayata geçirmek için ne bekliyorsunuz ? Ya da sevginizi söylemek için sevdiklerinize…Yarın çok geç olabilir. Yaşam en büyük öğreticidir , diyor film. 8 şubatta vizyona girip, yaşadığım şehre geç gelmiş bu filmin hakettiği hasılatı elde edememesine üzülüyorum yine.

Şu Cindoruk, DP'nin başına geçse ya... Adam hem hukukçu, hem bilge, hem de attan düşmüş.
Germeyin, diyor.
Yargıya güvenin,
Kuralı değiştirmeyin,
Demokratikleşin,
Mağduru oynamayın,
Kapanırsa ; güven sarsılır, kimse mağduriyete bakmaz, partisini kapattıran bir genel başkana oy vermez, diyor.

Adam siyasetçiden çok, siyasetin zorlu yollarından geçmiş bir bilge, bir duayen, Can Dündar'ın tabiri ile. Ne kadar da hasretiz, hırslarından arınmış böyle bir siyaset adamına.

3. sınıf demokrasiler mi bizim kaderimiz?

PERSEPOLİS ’in CD' sini alıp dönüyoruz eve. Persopolis , İran’ın son dönemini ve Şah zamanından itibaren 30 yıllık bir perspektif içinde gerçekleşen gelişmeleri , memleketini terkedip Fransa'da yaşamak zorunda kalmış İranlı bir genç kızın gözünden anlatan bir animasyon filmi. Animasyon dalında Oscara aday gösterilmiş. Tek kelime ile mükemmel. Mutlaka izlenmesi gereken, gerçek bir öykü. Animasyon olarak da tekniği kusursuz bence.

Kızım soruyor “ Anne bizde mi böyle olacağız ?”

Ben verecek yanıt bulamıyorum.

Ama anne , ben böyle olmak, böyle baskılar içinde, ahlak polisleri ile birlikte yaşamak istemiyorum. Ben ablamın yanına yurt dışına giderim. Sen de gelirsin, diyor gözyaşları ve endişeler içinde.

Hayır kızım, diyorum. Ben gelemem.

Neden, diyor.

Hem yeterli dilim yok, hem mesleğim para etmez. Bulaşıkçılık yapamam bu yaştan sonra oralarda...

Dilin olsaydı, mesleğini yapabilecek olsaydın, gelirmiydin anne?

Hayır, diyorum yine…

Neden, diyor.

Bizimki memleket sevdası kızım, diyorum. Ama sen gidebilirsin, beni düşünme…

Hem bademler böyle çiçek açmaz ki oralarda…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Saygı değer insan, kızınıza o çarpıcı soruyu sordurmamak hünerdir. Neden öyle olacağız ki...Her millet belli süreçlerden geçer. Batı şıp diye bugünlere gelmedi ki ve çok da özenilecek bir durumları yok. Mutlu mu batı insanı? En iyisi badem ağaçlarının kokusu en iyi buralarda alınır. Her hal ve şartta onu anlatın yavrunuza... Ve kendi kültürümüzü modern dünya ile kaynaştırmanın hesapları içinde olalım derim. Bizden de alsınlar biz de alalım. Çok değişik varyasyonların arasında saklı güzelliklerle dolu yazınız dikkat çekiciydi. Yüreğinize sağlık...

Metin TOPÇU 
 20.07.2008 16:16
Cevap :
Sevgili Topçu, kızımın böylesi soruları soruyor olmamasını ben de çok isterdim. Düşünüyorum ve hatırlıyorum da bizler böylesi kaygılar yaşamadık. Bizim kaygılarımız, düşlerimiz, ideallerimiz daha aydınlık daha ileri, daha çağdaş daha eşit bir dünya içindi. Ama şu anda çocuklarımızın ve tabii bizlerinde yaşadığı kaygılar bırakın lireyie gitmeyi, sahip olduklarımızı kaybetme kaygısı ,ayaklarımızın altındaki toprakların kayıyor olması... Çok ilginçtir ki aylar önce çok severek ve inançla yazmış olduğum bu yazının sizin tarafınızdan okunması ve yoruma değer bulunması ile benim tam da bu gün badem çiçeklerini büyük bir aşkla resmetmem hoş bir tesadüf oldu. Profil bilgilerinizden sizin de resimle ilgilendiğinizi ve ürettiğinizi okudum. Bu ortak sevgi ve ilgi ayrıca beni sevindirdi. Gerçekten oralarda badem çiçeklerinin böylesi güzellikte olacağını hiç düşünemiyorum bile... Değerli paylaşımınız için teşekkürlerim ve sevgilerimle...  21.07.2008 0:58
 

sizlerde olmasanız şöyle ağız tadı ile yaşayamayacağız yaşadıklarınızı. Ardınızdan gelmeye hevesli insanlar olarak bu şahane yazılardan bile sonuna kadar bırakamayacağım peşinizi. Hem oralarda badem ağaçları böyle çiçek açmıyor.... Saygı ve sevgilerimle.

Kumdan Kaleler 
 25.03.2008 15:03
Cevap :
Sevgili Kumdan Kaleler, aydınlık ve muzip ifadeli yüzünüzü gördüm şimdi sayfanızda. Nasıl da uygun düştü yazılarınıza, yorumlarınıza, cesur beyninize, aydınlık yüreğinize....Daha da çok sevdim sizi, daha da çok umutlandım yarınlara dair. Sözleriniz ayrıca onurlandırdı beni. Emeklerimin, mücadelelerimin ,duruşumun yerini bulduğunu hissedip umutlandım tekrar. Yaban kazları binlerce kilometrelik göç yolunu sık sık lider değiştirerek V biçiminde uçarlar ve birbirlerinin rüzgarından güç alırlarmış. Bizim de başarabileceğimizi umuyorum. Sevgi ve aydınlıkla daima...  25.03.2008 20:41
 

yaşam çelişkiler yumağı zaten. yazıya herşeyi sığdırmak istemişsin. her konu sayfalar eder yazılırsa. gözaaltına alınma olayı bana başka şeyler hatırlattı, örneğin cumartesi annelerinin tekme tokat alınışları, yada sokakta barışçıl eylem yapanların tartaklanmasını, gözaltına alınma biçimlerrini, anneler, babalar, gençler çocuklar. neden tek bir insan için duyarlılığımız herkes için yok ki. yada onlar önemsenmek için yeterince ünlü değillermi. birde neden sonuç ilişkisi. örneğin gazi üniversitesinde bıçaklı saldırganlara karşı polisin tutumu ile başka bir üniversitede masum basın açıklamasına karşı polisin tutumu ve medyanın olayları veriş biçimi. ol sebepten recep ivedik çok tutuyor olmasın. sevgiler kalemine sağlık.

Ali BAKMAZ 
 25.03.2008 11:06
Cevap :
60 Anayasası ile yaratılan özgürlükler ortamı 71 ve 80 darbeleri ile ardından 83 anayasası ile tırpan gibi biçildi.Sonuçları ortada işte;sol ayağı olmayan topal ve 3. sınıf bir demokrasi,apolitik bir kuşak. Siyasi tavır bir yaşam duruşu ve birikimidir elbet.Artık bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın , her koyun kendi bacağından asılırlardayız ne yazık ki. En çok da mizah ince ve keskin bir zekayı , birikimi,kültürü gerektirir.Recep İvedik'i yaratanlar da şu andaki toplumun ortalama zekasını ve kültürünü çok iyi biliyorlar ve bunu iyi değerlendirmişler doğrusu.Niye güldürürken düşündüren bir film yapsınlar ki Hokkabaz, gibi mesela, ticari amaç güdülüyorsa eğer?Tam da bu noktada Aziz Nesin'in meşhur sözlerini hatırlamamak mümkün mü? % 60, 70 meselesi yani. Oranlar nasıl da benzeşiyor değil mi ?Şu anda Cumhuriyetten başka çalışanlara ait olan gazete var mı ?Emniyet teşkilatının artık Fettullahcıların elinde olduğu, yargının bağımsız bir adli zabıtası olmadığı da bilenen gerçekler değil m  25.03.2008 20:32
 

Sana öyle inanıyor ki yüreğim. Sen memleket sevdalısı güzel kadın.. Gitmezsin bilirim.. BADEM AĞAÇLARI YÜREĞİNDE AÇSIN EMİ.. nasıl güzel bir blog bu... Okunması okutulması gerekli diye düşünüyorum. Badem çiçekleri öyle memleketim gibiki... SEVGİMLE..

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 24.03.2008 19:45
Cevap :
Antalya'da da portakal çiçeği kokuyormuş sokaklar şimdilerde, memleketin toz duman içindeki karanlık siyasetine inat. İlhan Selçuk, eğer Ergenakonun fikir lideri ise, ben de ergenakonum o zaman...Özlemişim seni, yorumlarını ve en çok da yazılarını. Hadi dön artık, yazılarımızla kenetlenmeye devam edelim. sevgi ve aydınlıkla daima...  25.03.2008 17:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 172
Toplam yorum
: 3375
Toplam mesaj
: 406
Ort. okunma sayısı
: 2255
Kayıt tarihi
: 15.02.07
 
 

Düşünen, üreten, kendine, insana, çağına sorumlu, tavırlı, taraflı , çağdaş ve yüzü aydınlığa dön..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster