Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ağustos '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
5362
 

İnsanın iç dünyası

Hepimizin bir ailesi var, yakın akrabaları var, dostları var, arkadaşları var. Hiç şüphesiz diğer insanlara göre onlarla daha çok muhatap oluyoruz.

Peki onları ne kadar tanıyoruz? Hepsi iyi niyetli, samimi, bize karşı dürüst, sevgisinde ve saygısında iki yüzlü davranmayan insanlar mı? Veya bizim onlara karşı tutumumuzda bir şüphe, bir mesafe, bir tedbir bulunuyor mu?

Bu tür psikolojik tahlilleri yapabilmek, özellikle de doğru sonuca varabilmek için konuyla ilgili eğitim almak şart. Öyle olmasa, psikologların olmasına gerek kalmazdı. Sadece onlar mı, kendimizle ilgili sosyal, ruhsal veya biyolojik bozukluklarımızı tesbit ve tedavi edebilmek için bu alanlarda yetişmiş uzmanlara muhtacız.

Ancak her insan, kendini koruma içgüdüsüyle, birazcık da bilgisi ve becerisi varsa, davranışlarını ayarlamaktan, yapması ve yapmaması gereken işlerin sınırını çizmeye varıncaya kadar pek çok konuda tedbirli davranmayı bilen ve uygulayan bir yapıya sahiptir ve öyle de olmalıdır.

Aksi takdirde düşünen, muhakeme eden, aklını kullanan insan olma özelliğinden hiç mi hiç yararlanmayan ve bu yüzden de çok yönlü zarara uğrayan bir varlık oluruz.

Tabii ne kadar düşünürsek düşünelim, ne kadar aklımızı ve bilgimizi kullanırsak kullanalım, sonuçta biz etrafımızdaki insanları dışa yansıyan haliyle tanırız ve onlarla ilgili hükmümüzü de bu doğrultuda veririz.

Bazan etrafımızdaki bu insanların hiç ummadığımız, beklemediğimiz, bizi hayrete ve hatta dehşete düşüren şeyler yapabildiklerini gördüğümüz veya duyduğumuzda, bir taraftan insanları yeterince anlayamamış olmanın ezikliğiyle kendimize kızar, bir taraftan da bu tür sürprizlerle bir daha karşılaşmamak için herkese karşı güven duygumuzu yitirip tedbir duvarlarını biraz daha kalınlaştırıp biraz daha yükseltmenin yollarını ararız.

Tek başına yaşayamayacak bir varlık olarak yaratılan insanın, sürekli birileriyle ilişki içinde olması gibi bir sosyal zorunluluk varken, tam tersine yaşanılan tecrübelerin insanı başkalarından uzak durmaya, onlara karşı mesafeli davranmaya itmesi, başarılı ve mutlu olabilmemiz için çözmemiz gereken çelişkilerden en önemlisidir.

Aranızda çıkar çatışması olmadıkça, insanların gerçek yüzünü tam anlayamazsınız. Böyle bir durumda, çoğu kez, o insan hakkında yanıldığınızı farkedersiniz. Bu ikileme girme zarureti olmadıkça, kimseden zarar gelmeyeceğinin de garantisi yoktur. Çünkü sadece sizinle onun arasındaki menfaat bağının olup olmaması da yeterli değildir. Aranızdaki büyülü atmosferi bozmaya hazır üçüncü kişiler her zaman tahmin edemeyeceğiniz kadar çoktur ve hemen yakınınızdadır.

Batı'daki insanların birbirine bir tek sigara bile ikram etmemesinden tutun, düşeni ayağa kaldırmak için yardım elini uzatmamasına kadar, bize yabancı gelen davranışlarının temelinde belki bu tedbir duygusu yatıyor. Biz her şeye maydonoz olacak şekilde birbirimize karşı samimiymişiz gibi davranırken, gayet iyi biliyoruz ki, bulunmadığımız mecliste tartışılan ve eleştirilen tek kişi biziz. Çünkü bizim bulunduğumuz ortamda da bu tür dedikoduların tek malzemesi orada olmayan kişilerdir.

İnsan psikolojisi ve toplum psikolojisi üzerine inceleme yapanların bu konularda söyleyeceği çok farklı şeyler olacağına eminim. Ama ben kendi adıma duygusal olarak, etrafımdaki hiç kimseye kuşkulu gözlerle bakmak, onların söylediği her söze, yaptığı her harekete şüpheyle yaklaşmak, sonuçta kalabalıklar ortasında yapayalnız kalmak gibi bir paranoya yaşamak istemiyorum.

Asansörde, otobüste, vapurda, metroda bir vesileyle selâmlaştığım hiç tanımadığım bir kişiye, kırk yıllık dostum kadar güvenmek ve inanmak istiyorum. İnsanların iç dünyasındaki "insanlık" hamurunun insanca davranışlarla beslenmesi durumunda, herkesin iyilik yönünün ağır basacağı kanaati taşıyorum. Kötülük yapılması imkânlarının mümkün olduğunca ortadan kaldırılmasıyla, iyiniyetli olmayanların bile amacına ulaşmalarının da engelleneceğini düşünüyorum.

Sonuçta insan hem iyilik hem kötülük yapabilecek özellikte yaratılmış bir canlıdır. Sevmediğimiz, beğenmediğimiz, karşı çıktığımız pek çok olayın faili yine hepimizin tanıdığı, hatta yakınımız olan insanlardır. İyiliği teşvik edici, kötülüğü köreltici yönde hem kendi nefsimizi törpülemek, hem de toplum olarak her türlü tahrik unsurunu otadan kaldıran tedbirleri almak zorundayız ki, kötü oluşumlara fırsat vermeyelim.

Şu güzelim dünyada cennette yaşar gibi insanca rahat bir hayat sürme imkânı varken, kendi ellerimizle bunu yok etmenin, ortadan kaldırmanın ve kendi kendimize hayatı zehir etmenin bir anlamı var mı?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 945
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster