Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Nisan '13

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
612
 

İslam Sufileri dine karşı mıydı?

İslam Sufileri dine karşı mıydı?
 

"ARİFLERİN SULTANI" BISTAMLI BEYAZIT (804-878)


IX-XIII. yüzyıllarda yaşamış olan İslam Tasavvufçuları din ve dinsel düşünceye karşı değillerdi. Ancak, özgür düşünceyi savunmuşlar, cehalete direnmişler, dini eleştirmişler, din ve şeriata çok aykırı görüşler ve düşünceler dile getirmekten yaşamları pahasına bile olsa çekinmemişlerdir. Bıstamlı Beyazıt, Hallacı Mansur, Bağdatlı Cüneyt, Mevlana gibi Sufiler asıl gerçeğin “batın”da (görünmeyen şeyler) gizli olduğunu, oysa din adamları ve ulemanın "zahir"e (görünen şeylere) takılıp kaldıklarını ve halkın omuzlarına gereksiz bir sürü derme çatma kuralı boşu boşuna yüklediklerini anlatmaya çalışmışlardır. 

Tasavvuf felsefesinin temelini oluşturan “Varlık Birliği” (Vahdeti Vücut) inancında,  yaratan ve yaratılan ayırımı, ikiliği yoktur.  “Yaratıcı” yoktur ve “yaratılış” yerine bir “ortaya çıkma” (zuhur) ile birlikte bir “ortaya çıkartma” (sudur) eylemi söz konusudur. Bu görüşe göre, tüm evren ve varlıklar “yaratılmamış”, ancak, Tanrı denilen “Mutlak Varlık” tan  “oluşmuş”, “ortaya çıkmışlardır”. 

Oysa, Kuran ve Müslümanlık açısından bu görüşler tamamen din dışı ve kafirliktir. Müslümanlıktaki “Tevhit” (teklik) inancı tek bir Allah’ı kabul eder ve Muhammet’i onun elçisi sayar. Ancak, Varlık Birliğinde teklik, Tanrı’dan başka bir varlık tanımamak, tüm varlıkları onun varlığında yok bilmek, onun varlığıyla varolmak, her niteliği Tanrı niteliği ve her varlığın onun varlığından çıktığını bilmektir.

Hallacı Mansur’un ünlü  “Enel Hak” (Ben Tanrıyım),  Muhittin Arabi’nin “Ben O ve O Benim”, Bıstamlı Beyazıt'ın “Ben kendimi zikrederim, şanım ne yücedir” söylemleri hep bu Varlık Birliğine dikkat çeker. İsa'nın “Ben O'nu tanırım. Çünkü ben O'ndanım”, “İbrahim doğmadan önce ben varım», “Ben ve Baba biriz» yolundaki söylemlerini de bu bağlamda değerlendirmek gerekir.  Tanrıyı “Baba” kendisini “Oğul” olarak niteleyen İsa, “Baba ne yaparsa, Oğul da aynı şeyi yapar." Sözleriyle Tanrı’dan hiçbir farkı olmadığını dile getirmiştir. (İncil, Yuhanna  7:29, 58; 10: 30;  5:19)

 IX.cu yüzyılda yaşamış “Ariflerin Sultanı” olarak ünlü Sufilerden “Bayazıt Bastami” ya da “Bıstamlı Beyazıt” ın daha keskin ve meydan okuyucu sözleri vardır. Varlık Birliği felsefesinin ilk öncülerinden olan Bıstamlı Beyazıt’ın sözlerinden bazı örnekler aşağıda sunulmaktadır:

Allah’a ant olsun ki benim bayrağım Muhammet'in bayrağından daha büyüktür! Benim bayrağım ışıktır. Altında bütün insanlar ve cinler ve peygamberler bulunur.

Allah beni bir defa yükseltti, önüne oturttu ve bana şöyle dedi: "Ey Beyazıt yaratıklarım seni görmeyi arzuluyorlar." Bunun üzerine ben de Ona dedim ki: "Beni evrendeki tanrı birliğiyle donat, benlik elbiseni bana giydir ve beni varlıktaki tanrısal birliğe yükselt, ta ki, yaratıkların beni gördüklerinde "Seni gördük ve Sen Osun" diyebilsinler.

Hakkı Hak ile gördüm, ve bir süre Hak’ta Hak ile birlik oldum. Ne nefes, ne dil, ne kulak, ne başka bir şey vardı. Ta ki, Tanrı kendi ışığından bana göz verdi, o zaman Ona Onun ışığıyla baktım ve Onu kendi bilgisiyle gördüm, Onun lütfunun diliyle, kendisiyle görüştüm.

Öyle bir deniz geçtim ki, peygamberler onu geçemeyip kıyısına gelip durdular.

Cehennem dediğin nedir ki? Onu görsem hırkamın ucuyla söndürüveririm.

Kendimi noksan sıfatlardan tenzih ederim. Zuhurum ne kadar yücedir.

Benim bir benzerim ne gökte bulunur; ne de benim niteliklerimin benzerleri yeryüzünde bilinir!

Musa Peygamber, Allah’ı görmek istedi. Ben ise Allah’ı görmeyi değil, Allah beni görmeyi irade buyurdu!

Günümüzde, özellikle İslam coğrafyasında, Tasavvufçuların ve özellikle Bıstamlı Beyazıt’ın bu tür söylem ve düşünceleri  "sakıncalı" görüldüğünden hasır altı edilir, görmezden gelinir, böyle eserler yazmadıkları iddia edilir, hatta sözleri ve şiirleri kendi yazdıkları  eserlerinden bile çıkarılmaya çalışılır.

Eğer Bıstamlı Beyazıt mazallah ileri demokrasinin olduğu ülkemizde yaşamış olsaydı acaba kendisine nasıl bir ceza verilirdi dersiniz? 10 ay hapisle paçayı kurtarabilir miydi? İmdi bir takım fanatikler ortaya çıkıp da  Ömer Hayyam’ın dörtlüğünü paylaşan Fazıl Say’a verilen cezadan cesaret alıp  “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağıladıkları ve kamu barışını bozmaya elverişli eylemde bulundukları” gerekçesiyle Tasavvuf ehlinin de kitaplarını toplayıp meydanlarda yakmaya başlarlarsa hiç şaşırmayalım. Hitler Almanya’sında da aynı olaylar yaşanmıştı. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 179
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 1646
Kayıt tarihi
: 27.07.06
 
 

1968 yılından bu yana dinler tarihi, mitoloji, sosyoloji, antropoloji, dinbilim, teozofi, metafiz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster