Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Kasım '13

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
332
 

İstanbul'un Bostanları hayal mi oldu?

İstanbul'un Bostanları hayal mi oldu?
 

Bugün gördüğüm bir haber gene çocukluk anılarımı canlandırdı. Kuzguncuk Bostanı yeşil kalacak diyordu haberde. İstanbul'da Kuzguncuk'un önemini benim gibi orada doğmuş, büyümüşler kadar iyi bilen yoktur sanırım.

Ben Kuzguncuk'ta babaannemin evinde 67 sene önce dünyaya gelmişim. Daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim. Annem Kuzguncuk'a gelin gitmiş. Babaannem yıllarca Kuzguncuk'ta yalılarda oturduktan sonra dedemin iflası ve ölümü ile halamla Üryanizade sokaktaki sonradan mimar Cengiz Bektaş'ın yıkıp yeniden inşaa etti bir apartıman dairesine sığınmış. Sığınmış diyorum ama 5 odalı bu kocaman ev iki yalnız kadın için oldukça büyüktü. Ama yalıdan gelen revnaklı aynalar, konsollar bu eve ancak sığmıştı. Kaldi ki babaannem ve halam hiç yalnız kalmazlardı ki.

Annem  gelin gelmiş dedim ama ne de olsa kaynana evi. Kaynananın iyisi olmaz. Evlendikten iki yıl sonra annem ve babam beni de alıp ayrı bir eve çıkmışlar. Dul halamla yalnız yaşamak zorunda kalan Babaannem yaşadığı sürece bu evde hep 5 tane torununu toparlardı bütün tatillerde. Tatiller babaanne evinde diğer hala, amca çocukları ile bir araya geldiğimiz ve azdığımız bir şölen olurdu bizim için.

Ben Kuzguncuk'taki çocukluk anılarımı anlatmaya dalmayayım. Sadece Kuzguncuk'ta babaannemle gittiğimiz bostan sefalarını anlatmak istiyorum bu yazımda. Biz yani kardeşim ve ben ailemle Laleli'de, Amcamlarda Galatasaray'da oturuyorlardı. Bizim yani amca kızlarımla, kardeşim ve benim öyle bostan falan gördüğümüz yoktu bu şehir içi apartman dairelerinde. Bizim için salatalık, mısır, domates, patlıcan sadece manavlarda gördüğümüz sebzelerdi. Meyveleri de ağaçlar yerine sedece manav kasalarında görüyorduk. Ha bir de kitap ve dergilerde ağaç görüyorduk. Çok nadir şehir dışı pikniklerinde de belki.

İşte babaannem Kuzguncuğa her gidişimizde biz çocuıkları alır bostana götürürdü. Bostan Kuzguncuk için ayrı bir olaydı. Mahallenin yakınında İlia'nın Bostanı diye anılan bu büyük bahçede her türlü sebzeyi, meyveyi kendimiz koparırdık. Elimize sepeti alıp bostan yoluna düşünce bizde bir sevinç sormayın. Bostana gelince babaannem çardağın altında bostancının verdiği çayı içerken biz bostancının hanımı ile sebzelerin arasına dalardık. O ne zevktir, dalından domates, salatalık kopartmak. Kopartırken mis gibi kokusunu hisesetmek. İşte ben orada öğrendim salatalıkların her gece ses çıkartarak büyüdüğünü. Öyle etkilemişti ki beni, kocaman kadın oldum kendi yazlık evimin bahçesindeki salatalıkları her sabah kontrol eder olmuştum uyanınca.

Ağaçlardan mevsim meyvelerini toplamak, dut ağacı sikelenirken altında çarşaf tutmak, bir yandan da ağzına attığın olmuş dutların tadı ile mest olmak ne harika bir duygudur. Çiçeği üstünde kabaklar, püskülleri üstünde mısırlar, anlatmakla bitmeyecek.

Bir gün Bostancı adam ismini şimdi unutttum. Babaanneme bir sepet gül yaprağı verdi. Bunlar nedir diye sorduğumuzda babaannem sonra görürsünüz dedi. Babaannemin o güllerden yaptığ mis kokulu reçelin tadı hala damağımda. işte ben ondan gül reçelini çok severim.

Babaannemle sadece Kuzguncuk Bostanına değil Beylerbeyi bostanına da giderdik. O zaman sahil yolları falan yok. Kuzguncuk, Beylerbeyi arasında bir karanlık tünelden yürürdük. Çok korkardım oradan geçerken. Babaannemin elini sıkı sıkı tutardım.

Yılar önce geçirdiğim bu Bostan zevkini daha sonra 1960 yılında Caddebostan'a yazlığa geldiğimizde tekrar yaşadım. Caddebostan Plajında yaptığımız deniz banyolarından çıkışta eve dönmeden bostana uğrardık. Şu anda Plajyolu denen ve devasa apartmanların yükseldiği, İstanbul'un can damarı olan yerlerde o zamanlar bostan verdı. Patlıcan, domates, kabak, salatalık yetiştirilirdi. Rüya gibi değil mi. İnsanın inanası gelmiyor. Biz o Bostanlardan alışveriş yaparken annem de çocukluğunda, ilk gençlik yıllarında Yedikule Bostanlarında yediği marulları anlatırdı.

Ben tam bunların hepsi hayal  oldu derken, geçen gün bir ilana rastladım, Ekim 2013 tarihinde Tarihi Yadikule Bostan Okulu'nun bir etkinliğini haber veriyordu bu ilan. Demek ki dedim ki hala benim gibi bazı kişiler eskinin izlerini bulup çıkartıyorlar.

Ben o günleri yaşadığım için çok mutluyum. İnanıyorum ki bütün çocukların bostandan salatalık kopartmak, ağacından meyve yemek hakkı vardır. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çevremizi o kadar betonlaştırdık'ki yeşile bir parça yer bırakmadık.Sonunda'da doğa insan kalbi ve ruhu gibi taşlaştı.Çocuklarımız da bu taş ormanların içinde yeşile hasret büyüyorlar.Bir ağaçdan meyve bostanlardan salatalık ve domates koparamadan.Selamlarımla.

çalıkuşu 
 19.11.2013 9:00
Cevap :
Haklısınız Sayın Yazarım. İşte bizler de bir parça toprak bulunca ağaç dikmek, bir şeyler ekmek için çabalıyoruz. Yemyeşil bir dünya size. Sevgilerimle  19.11.2013 14:24
 

Elbette canım çocuklar bostandan salatalık koparmayı severler. Sağ olun sayenizde İstanbul'un bazı semtleri hakkında bilgilendim.Selam ve sevgiler.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 18.11.2013 18:39
Cevap :
Sevgili Nahide Hanım. sevgi dolu yorumunuz için çok teşekkür ederim. Sevgi ve selamlarımla  18.11.2013 20:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 825
Toplam yorum
: 1069
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 1032
Kayıt tarihi
: 26.04.11
 
 

Ben emekli bir iktisatçıyım. 21 yıldır bir sanatçı annesiyim. Küçük kızım klasik müziğe eğilim gö..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster