Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Eylül '06

 
Kategori
Ramazan
Okunma Sayısı
1597
 

İyiliğin ölçüsü ne ?

Dini, çeşitli açılardan özetleyebilecek bazı deyimler vardır. Bunlardan biri de eski tabirle "Emir bi'l-ma'rûf, nehiy ani'l-münker" diye tarif edilen, iyiliği teşvik, kötülüğü engelleme olarak tercüme edebileceğimiz husustur. Bu bağlamda dinin amacı ve fonksiyonu, toplumdaki iyilikleri yaymak, artırmak, kötülükleri de önlemek ve azaltmaktır.

İnsanların iyi işler yapmasını tasvip etmemek mümkün değil. Hepimiz zor durumda kaldığımızda bir iyilik bekleriz. Aynı duyguya hasret kalmış kimselere de bu hazzı biz yaşatmalıyız.

İnsanı mutlu kılan şeylerin özeti hayatının iyiliklerle dolu olması, kötülüklerden de uzak kalmasıdır. Mutlu bireylerin oluşturduğu toplumlar da mutlu olurlar. Bu demektir ki, hepimiz yaşadığımız toplumda birbirimize iyilik yapacağız ve iyi davranacağız.

Peki iyiliğin ölçüsü nedir? Burada kastettiğim ölçü sınır anlamında değil. Elbetteki yiliğin sınırı yok, olmamalı. Herkes imkanları ölçüsünde birbirine elinden gelenin en iyisini yapmalı. Hepimiz gücümüzün yettiği nisbette iyilik yapabiliriz.

Sokakta bir çocuğun veya yaşlı bir kimsenin ayağına takılabilecek taşı kenara almak bile bir iyiliktir. Aç kalmış, susuz kalmış bir hayvana yiyecek, içecek bir şeyler vermek de iyiliktir. Maddi durumu iyi olmayan bir öğrenciye burs vermek, işsiz birine iş bulmak, evi olmayana ev bağışlamak da bir iyiliktir.

İyiliğin ölçüsünden kastım, yaptığımız iyiliğin ortaya çıkardığı sonuçlar. Sözgelimi, birine iyilikte bulunduğumuz zaman, bundan kimsenin zarar görmemesi gerekir. İyilik yaparken kimsenin hakkının zedelenmemesi, adaletin tam olarak sağlanması önem taşır.

Dün bir bankada sıra beklerken, yan tarafta üniversite harcı yatırmaya çalışan bir öğrenciyle göz göze geldik. Az sonra, "sizin numaranız kaç?" diye sordu bana... Anladım ki elinde fazladan alınmış bir sıra numarası var. "Ben farklı bir işlem için bekliyorum" dedim.

Yanındaki arkadaşı, "niye sordun deyince, cebinden bir numara çıkarıp, "Bunu verecektim. Ben çok severim böyle şeyleri, adamcağız boşu boşuna daha fazla beklemesin" diyordu.

Aklınca bana yardım etmek istiyordu. Bu iyiliğini kabul etmiş olsaydım, benden öncekilerin sırasını kapmış olacaktım. Bu bir haksızlıktı. Onlar da sonuçta benim gibi bekliyorlardı. Bana yapılan bir iyilik, pek çok kimseye verilen bir zarar ortaya çıkaracaktı.

İşte bu yüzden dini literatürde, "iyilik yapma"nın hemen ardından "Kötülük yapmamak" tabiri de gelir ki, bir birinden bağımsız şekilde yapılan iyilikleri ve önlenen kötülükleri anlattığı gibi, yapılan iyiliğin doğurduğu bir kötülük olmaması gerektiğini de bize ifade eder.

Dünkü haberlerde dikkatinizi çekmiştir sanırım. Bir doktor, annesi ölen fakir bir bebeği, bebeği ölen zengin bir anneye vermiş. Bir açıdan iyilik yapmış. Ama iyilik adına da olsa, kimsenin hakkını yemeye, adaletsiz davranmaya hakkımız yok. O zaman iyilik, göreceli bir kavram haline dönüşür.

Oysa dinin emrettiği iyilik, kesinkes insana ve topluma fayda sağlayan ve hiç kimseye de zarar vermeyen bir iyiliktir.

Şu ramazan günleri, bu güzel adetlerimizi uygulamaya, iyiliklerimizi artırmaya, kötülüklerimizi azaltmaya gayret etmek için bir vesile olur umarım...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 945
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster