Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ekim '20

 
Kategori
Kültür Turizmi
Okunma Sayısı
48
 

KADİM ŞEHİR BURSA

 
        Şehirlerin de insanlar gibi ruhları vardır. Havasından, suyundan, toprağından, hatta güneşin doğuşundan bile anlayıverirsiniz bunu. Hissedersiniz. “Bursa’nın Ufak Tefek Taşları” adlı türküyü duyuyorum şimdi ve şehir burnumda tütmeye başlıyor. Tophane, Tirilye, Cumalıkızık, Suuçtu Şelalesi, Uludağ, Yeşil Türbe, Irgandı Köprüsü… Bir değil, birden çok ruhu vardır bu şehrin. Karşımda kestane şekerine bürünmüş şen bir çocuk, nilüfer çiçeği gibi nadide bir kadına dönüşüyor. Bir yandan da dağ gibi bir babanın ve koşulsuz sahip çıkan yeşil gözlü bir annenin varlığı huzur veriyor. Aile sıcaklığı sarıyor ruhumu. Bugün sanayinin de gelişmesiyle 3 milyonu aşmış Bursa’nın yaşanabilir bir şehir olmasında değerlerini yitirmemesi önemli bir etken. Şehrin kendisinin yaşayan bir tarih olduğunu söylemek mübalağa olmaz. Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış bu şehre yakından baktığımda neden Bursa’yı tercih ettiklerini daha iyi anlıyorum.       
 
        
 
        Bursa, coğrafi konumu sebebiyle her zaman hükümdarları cezbetmiştir. Bugün Gölyazı sınırlarında yer alan Uluabat Gölü’nün hikâyesi ilginçtir. Burada hüküm sürdüren Apollonia Kralı’nın kızını başka bir kral oğluna ister. Kızının gönlünün oğlanda olmadığını bilen ve kızını korumak isteyen kral bir tepe üzerine saray yaptırır. Bu duruma kızan diğer kral buradaki suyun yolunu değiştirerek tüm Apollonia’nın sular altında kalmasına sebep olur. Prensesin kaldığı saray da sularla çevrili bir ada olarak kalır. Bursa adının ise milattan önce 7.yyda Bitinya Kralı Prusias'dan geldiği bilgisi tarihi kaynaklarda yer alır. Tarih öncesi dönemde kurulan koloniler şehrin konumunun ticaret için elverişli olduğunu gösterir. Savaşların ve saldırıların arttığı bu dönemde şehirde surların yapımına önem verilmiş. Günümüzde Misi köyü olarak bilinen Mysia bölgesinden de antik eserlerde sıkça söz edilir.Roma İmparatoruJustinianus zamanında ise hamamlar ve kaplıcalar yaptırılmış, ipek üretimine başlanmıştır. Şehir sonra uzun yıllar Bizans İmparatorluğu’nun egemenliğinde kalmıştır. Anadolu Selçuklu Devleti döneminde İznik’e kadar gelinmiştir. Bursa’nın önemi ise en çok Osmanlı döneminde artmıştır. Bugün Bursalıların gölgesinde huzurlu vakit geçirmek için gittikleri İnkaya Çınarı Osman Gazi’nin rüyalarında gördüğü ulu çınar ağacıdır. Osman Bey tarafından kuşatılıp Orhan Bey tarafından alınan şehir 39 sene Osmanlı Devleti’nin başkenti olmuştur. Orhan Bey zamanında şehirde altyapı ve kentleşme çalışmaları hız kazanmıştır. Orhan Bey’in oğlu 1.Murat ise savaş esnasında şehit düşmüş, adına Hüdavendigar Külliyesi inşa edilmiştir. Bursa’da Osmanlı dönemine ait birçok eser olsa da bunların arasında günümüzde en bilineni Ulu Cami’dir. Yıldırım Bayezid tarafından inşa ettirilen bu ihtişamlı eseri diğerlerinden ayıran şey yirmi kubbeli bir cami olmasıdır. Emir Sultan Camiisi ise şehrin en büyük kubbeye sahip camisidir. Osmanlı’nın bu güzel şehre bıraktıkları elbette camilerden, hanlardan çok daha fazlası… Balkanlar’ın da Osmanlı topraklarına katılmasıyla birlikte Bursa’ya göçler artmıştır. Osmanlı Devleti’nin adil ve hoşgörülü bir tutum sergilemesiyle çeşitli etnik kökenden oluşan halk huzur içinde yaşamıştır. Ünlü seyyah Evliya Çelebi,  "Bursa¸ üzerinde nur dolaşan ruhaniyetli bir şehirdir." derken aslında tüm bunları bir cümleye sığdırmış. Bugün şehre dair birçok bilgiye ulaşmak için Merinos Tekstil Sanayi Müzesi’ne ve Fetih Müzesi’ne gidiliyor. Tarihe yolculuk yapmak heyecanlı ve gurur verici…
 
         Baktığımız birçok güzelliği görmeden geçiyoruz. Yaşadığımız yerlerle ilgili bile birçok şeye kayıtsızız. Bugün birçok Bursalı bile Mudanya Mütakere Evi’nin kim tarafından yapıldığını bilmeden önünden geçiyor. Bir Rus tarafından inşa edilen bu evi Bursa’nın saygın işadamlarından biri olan Hayri İpar satın aldığını ve onardığını maalesef ayrılırken öğrendim.Teknolojiden yakınırken bir yandan onun kölesi olduk. Nefes almayı unuttuk. Sahi nedir bu telaşımız?  En son Uludağ’a çıkarken iliklerime kadar nefes aldığımı hissetmiştim. Şehre tepeden bakınca   “Çepçevre kaplasın bu ziya, bu renk,
 
Havayı dolduran uhrevî âhenk…” diyen Tanpınar’ın bu şehre bağlılığını daha iyi anlamıştım. Kadim şehir Bursa bana da yaşadığımı hissettirmişti. Ruhum bir ipek böceği misali tırtıldan kelebeğe dönüşmüştü.
ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 64
Kayıt tarihi
: 25.09.20
 
 

Kültür- sanat, hukuk, siyaset, tarih, psikoloji, turizm, spor, Türk halk müziği ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster