Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mart '07

 
Kategori
Dünya Kadınlar Günü
Okunma Sayısı
475
 

Kadının adı var!!!!!!!

Yıl 1979, Ankara.

“Dünya Emekçi Kadınlar Günü” etkinlikleri kapsamında, İzmir Caddesi’nde, zamanın kadın örgütlerinden biri afişleme yapıyordu. Bulunduğum binanın ikinci kat penceresinden caddeye bakıyordum. Kadınlı erkekli grup bir yandan duvarlara afiş yapıştırırken, diğer yandan gelip geçenlerle kısa sohbetler ediyorlardı.

Çok geçmeden kulakları yırtarcasına cayırtı koparan polis otolarının sireni duyuldu. Arkasından caddeye sivil resmi polis sağanağı başladı. Afiş yapılması durduruldu. Afişler ve diğer araç gereç polis otosuna taşınmaya başlandı. Bu arada, ekibin önündeki kadın yetkililerden aldıkları izni polis şefine göstererek bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Anlatamamış olacak ki, birden “vuruuuun!” diye bir nara patlamış ve polis copları şakırtısı aniden caddeyi doldurmuştu.

Kadın erkek, onlarca insan polis otosuna sıkış tepiş bindirilerek götürülmüştü.

Belli etmemeye çalışsalar da, homurdananlar olmuştu. Ama, “bu komünistlerin işi” diye ortaya atılanlar ezici çoğunluktaydı ve esnafı da kışkırtarak uluya uluya Necatibey’e, oradan Sıhhiye meydanına kadar yürümüşlerdi.

Yıl 2007.

Bugün bu etkinlikler artık sistemin “koruması” altında gerçekleştiriliyor.

Otuz yılda alınan mesafeyi, “Dünya Emekçi Kadınlar Günü”nün “Emekçi” yanını budayanların dünyada ve Türkiye’de yaptıkları ikiyüzlü kutlamalarla ölçmekteyiz.

Muhtemelen, etkinlikler kapsamında konuşmalar, konferanslar yapılacak. Bu konuşmalarda, ne 1857 New-York dokuma işçilerinin onurlu direnişinden, ne, kapitalist sömürüye karşı verdikleri mücadelede yaşamını yitiren emekçi kadınlardan, ne, İsrail zulmü altında inleyen Filistin kadınından, ne, Irak’lı, ne Somali’li kadının çilesinden ve ne de, bu günün isim ve eylem önderi Clara Zetkin’den bahsedilecektir.

Bugün, Irak’ta, ABD mezalimine ve ülkelerinin işgaline karşı verdikleri mücadeleden dolayı idama mahkum edilen üç Irak’lı kadın, cellatlarının, ipi boğazlarına geçirmesini beklerken, soyut “kadın hakları” adına atılacak olan nutuklar, bu günün anlam ve önemini sulandırmaktan, sömürü çarkını yağlamaktan öteye bir şey ifade etmeyecektir.

Doğu’da, ağalık ve şeyhlik sistemini saklayıp, onun sonuçlarından sadece biri olan “töre cinayetleri” ni lanetlemenin çözüm içermediği açıktır.

Doğum izinlerini, emzirme sürelerini arttırma ve daha bir çok insani haklarını dile getiren kadınları işyerlerinin kapısına bırakılması karşısında sessiz dururken, analığın kutsallığından bahsetmek şarlatanlıktır.

İnsanını, eğitim, sağlık, üretim ve ekonomik olanaklardan yoksun bırakan bir sistemin, aile içi şiddet konusundaki nutukları sadece birer aldatmacadır. İşyerlerinde, kadınlara yapılan tacizleri ve tacizcileri cesaretlendiren yine bu sistemdir.

Bu anlamda, kadının mücadelesi aynı zamanda sisteme karşı verilen mücadelenin bir parçası ve zaman zaman da özüdür.

Bu pencereden bakmakta olan ve bakmak isteyenlere….

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sürekli yayınlar yapılır; bebekler ilk 4-6 ay sadece anne sütü ile beslenmelidir, diye. Peki çalışan anne ne yapacak? Matematiksel olarak en az dört ay izin verilsin denilebilir. Ama bu kadının en azından nitelikli iş hayatında yok olması anlamına gelir ki, bu da kadının tamamen "geri" kalmasıdır. Peki doğan çocuk sadece annenin midir? Baba? Ya da toplum? Toplum sağlığı açısından bakıldığında çok önemlidir birey sağlığı; bebeğin ilk 4-6 ay sadece anne sütü ile beslenmesi de..nasıl? En azından bu bakış açısı işverenlere verilebilseydi, belki bir çözüm olurdu. Sevgiler, en kadınsı mavilerle.

derinmavi.. 
 18.10.2008 19:16
 

Bize ait, bizim olan özel günlerimizin, özel anılarımızın içini boşaltıp özünü yok eden, deformasyona uğratan sisteme karşı mücadele etmek, değerlerimize sahip çıkmak en önemli görevimizdir. Mücadelemiz erkeklere karşı değil, erkek egemen anlayışa karşıdır. Siyasette, ekonomide, yaşamın her alanında söz sahibi olmak, başka bir dünyanın var olduğunu kanıtlamak istiyoruz.

Nuray 
 08.03.2007 0:49
Cevap :
İlginize teşekkür ediyorum. Sorun, her ne kadar öyle gösterilmeye çalışılıyorsa da, cinsiyet sorunu değildir. Kadını ezen ataerkil anlayış toplumun en ücra yapısına kadar o şekilde enjekte edilmiş ki ayıklamak zor. Çok etkili bir sterilizasyona ihtiyaç var. Kadını erkeği...  08.03.2007 11:45
 

Yazınız severek okudum ve sonuna kadar katılıyorum size. Sistem tüm değerleri öğüttüğü bayalaştırdığı gibi 8 Martı da tekelinde ehlileştirmek istiyor ve maalesefki ülkemin bazı aydın, sosyal demokrat vs ları alanlarda erkek görmek istemiyoruz gibi saçma gerekçelerle 8 Mart kadınlar gününe çevirmek istiyorlar. 8 Mart emek ve kanla kaznılmış hak alma günüdür tarih bunun şahididir. Selamlar

songüny 
 07.03.2007 17:50
Cevap :
Arkadaşım, günümüz siyasal sosyal ve ekonomik yapılanmalarını ele aldığımızda çelişkinin nerede düğümlendiği açık. Yapay gündemlerle aslolanı gözden saklamak artık günümüzde bilinen bir gerçek. 8 Mart ta bu anlamda, sizin de sözünü ettiğiniz kesimlerce "ehlileştirilerek"ve sınıfsal içeriği boşaltılarak yeniden ve yeniden ısıtılıp piyasaya sürülmektedir. Ancak 8 Mart, gerçek anlamıyla hep var ve olacak ta...  08.03.2007 11:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 125
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 655
Kayıt tarihi
: 25.01.07
 
 

54 İstanbul doğumluyum. Hayatın her alanıyla ilgileniyorum. Çünkü düşünen ve yaşayan bir adamım. Esm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster