Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Haziran '08

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
1688
 

Kadının bağımsızlık korkusu

Kadının bağımsızlık korkusu
 

Kendimizden bile habersiz, "bağımlılığı " gizli bir hastalık gibi taşır dururuz hayatımız boyunca...


Beyaz atlı prensler yok artık.

Mağara adamı şimdi daha küçük ve daha zayıf…

Erkekler bizden daha güçlü, daha zeki veya daha cesur değil.

Ama daha tecrübeli.

Doğduğu andan itibaren “bağımlı cins” olarak yetiştirilip, şartlandırılır kadın cinsi.

İlk bebeklik yıllarından başlar, kaygılı annelerin ;küçük kızlarına risklerden kaçınma öğütleri. Kısıtlı ve aşırı korumacı davranışları ile olumsuz model örneklemeleri. Ve böylece istemeden de olsa, çocuğun korkuyla nasıl başa çıkacağını öğrenmesini engeller kaygılı ve aşırı korumacı anneler.

Okul yıllarında da devam eden bu korkudan kaçış, güdü öldürücü güç olarak karşısına çıkar ve özgüven geliştirmesine engel olur küçük kızın. Genç kızlık döneminde sürekli olarak yeteneklerini küçümser, gerçek performanslarına olduğundan daha az değer biçer. Denemeye, riske girmeye korkar.

Bilir ki, ağladığı zaman derhal yardımına koşan birileri vardır en yakınlarında..

Kendini beceriksiz hissettikçe en yakın BAŞKASINA koşup, sevgi arar. Desteğe, onaylanmaya ihtiyaç duyar sürekli. Sorunlarının çözümü konusunda erişkinlere bağımlı olmaya , yaşamak için korunmaları gerektiğine inanmakla devam eder ergenliği.

Oysa ki bağımsızlık, işini kendi başına başarabileceğini, kendi yeteneklerine, kendi yargılarına güvenebileceğini öğrenmesinden geçer. Ve psikologlara göre, bağımsızlığın ya da bağımlılığın temeli , çocuk altı yaşına gelmeden atılmıştır çoktan…

Ölümüne diyet(anoreksiya) yapar ergenlik döneminde çoğu genç kızlar. Sahip olduğu tek bağımsızlık kendi bedenini kontrol altına alabilmektir çünkü. Ve bu rejimi uygulayanların yüzde onunun sonu ölümdür.

Şoförlük korkusu geliştirir mesela. Trafik çok tehlikelidir, başetmeye ve o karmakarışık mekanizmalı arabayı sürmeye cesareti yoktur ! Bahanesi hazırdır : Erkek şöförler korkunç !.

Ölesiye korkar bağımsızlıkdan. Bağımsızlık fırsatı karşısına çıktığında, köksüzlük duygusu hisseder, başı döner, bir türlü dengesini bulamaz. Psikologlar, Vertigo şikayetlerinin kaynağında kadının bağımsızlık korkusunun yattığını , ifade etmekteler.

Başkalarından hatta kendimizden bile habersiz bağımlılığı gizli bir hastalık gibi taşır dururuz hayatımız boyunca peşimiz sıra oradan oraya. Bebekliğimizden okullarımıza, ergenliğimizden, evliliklerimize, iş ve meslek yaşamlarımıza…

Dikkatimi çekmez; çünkü, bize/kadına yüklenen , beklenen rol budur . Bizi sakatlamasına rağmen sorgulama gereği duymayız.

Ergenlik dönemlerimizde beyaz atlı prenslerimiz babalarımızdır. O otoriter ve güçlüdür. Saçlarını süpürge eden annelerimiz ise zayıf ve korunulası modellerdir çoğu kez. İçten içe beğenmeyiz onları, burun kıvırırız , yetişkinlik dönemimizin tıpatıp modeli olacağını bilmezden geliriz o zamanlar…

Ve bağımlı cins olarak yetişen kızlar, beyaz atlı prenslerini bulduklarını sanarak ve kurtulma arzusu içinde evliliğe ilk adımlarını atarlar.

Ya KÖR BİR ADANIŞLA, ya da eleştirel ve korumacı tavırlarla…

Bir gemiye yapışan kabuklu midyeler gibi geçer yıllar. Büyük ve ince hesaplar içinde, oyunu kuralına göre oynamak çabasıyla…Adeta felç olmuş gibi….

Evlilik kurumu bu şekli ile, bir çok kadın için bağımsızlıktan kaçış yoludur. Üstelik toplumun onayı ile mühürlenen bir kaçış yolu. Bir statüdür. Kocasının adı ile var olduğunu, saygı gördüğünü, onaylandığını sandığı…

Asalakça ve bağımlı bir varoluş yoludur , bu yol.

Şiddete uğradığı zamanlarda dahi, “ Öğrenilmiş çaresizlikler “ içinde kendinden vazgeçer. Hiçbir kontrolünün olmadığına inandığı bir ortam sürüp gittikçe, tepki vermekten bile vazgeçer dayak yiyen kadın.

“Öldürücü bir dansla birbirine kenetlenmiş ve sürekli kendini tekrarlayan iki renksiz figür “ gibi kaynaşır erkekle kadın bu kör adanışta…

Dünyada büyük olmanın yolu; birisi için büyük olmaktır ! Öyleyse koca kadın için büyük , yüce ve güçlü olmalıdır ! Kadın asalakça bir bağımlılıkla gerektiği kadar küçük gözükerek bu yüceliği destekler ki , büyük olduğuna inanan için vazgeçilmez olsun !

Ne kadar kendinden vazgeçip, evine, mutfağına, çocuklarına, kocasına kendini adarsa o kadar iyi kadındır, iyi eştir, iyi annedir; aldatmacaları içinde geçen yıllar.

Bir başkası ile asalakça kaynaşma arzusunun köklerinin “ annenin karnına tekrar dönme arzusunda yattığının farkında bile değildir, Çünkü O, öğretilmiş bağımlı cinstir…

Çocukların büyümesi ve yuvadan ayrılışları ; kadının dilsiz esaretine inen bir şamar gibidir .

Şimdi ne olacaktır?

İşlevsiz , boş bir patates çuvalı gibi hisseder kendini adeta o anda.

Beyaz atlı prensi ise çoktan şişko, göbekli bir kral olmuş, üstelik hayatın içine dalarak, arayı açmıştır.

Evlilik kurumu , bu şekli ile kadının kişiliğini güçlendiren değil, tersine zayıflatan bir kurumdur.

Kadın cinsi, erkek egemen kurallara karşı koyup, kendi savaşımını vermedikçe, kendi görüşlerini geliştiren, yaşamın her alanına dair eşit ve özgün bir kişisel bakış açısı geliştirmedikçe, kendine özel alanlar yaratmadıkça, evlilik kurumu da , kadının kendisi de enkaza dönmeye mahkumdur.

Erkekler kadından daha zeki, daha güçlü, daha cesur değil elbette.

Sadece daha deneyimli…

Öyleyse , bir yerlerden başlamalı...

NİHAL AYDIN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Dedikleriniz neredeyse tamamımız için geçerli , güzel yazı , çok iyi beraberlikleri yakalamış , omuz omuza vermiş evliliklerin bile pek çoğunda , kadın sırtını dayayıp gidiyorsa maalesef geç yaşta da olsa hüsran yaşayabiliyor , veya erkek ölürse nereye yaslanacağını bilemiyor , gerçekten hayata karışmak ve birey olarak karışmanın gerekliliğine inanıyorum.Tebrikler.

serap53 
 15.07.2008 18:39
Cevap :
En çok da geç yaşta yaşanan hüsranlar, çok yıkıcı. Öğrenme, gelişme ve yaşama süreci ölene dek sürse de, yeni bir iş, yeni bir çevre, yeni dostlar, sevgiler edinebilmek, yeni deneyimlere açık ve cesur olmak hele hele yaşama bakışını değiştirebilmek yaşla ters orantılı gibi. dedim ya tek eksiğimiz deneyim . Onun içindir ki hemen başlamalı... Ziyaretiniz ve değerli katkılarınız için teşekkürlerim ve sevgilerimle...  16.07.2008 11:15
 

Ben bayan terazi olarak başka bir boyuttan bakıyorum olaya..Dünyaya gelen kadın ilk kadınlığın habercisi ile ağır yükü almaya başlıyor..sonraki dönem bence sizin tabirinizle"asalak"olan asıl kesim oyununu oynuyor kadının bu üretken üstün pzisyonunu pasifize ediyor..Tekrar doğurarak kadın yine gücünü ve üstünlüğünü ortaya koyuyor..Erkek tekrar çocuğu beslemesini kullanarak kadını eve yine pasifize ediyor..Yaşamın(şimdi yerimin yetmeyeceği kadar)içinde bu döngü o kadar çok oluyor ki..kadın eğitimi ne olursa olsun farkında olmadan gücünü ve bitmeyen üretkenliğini görmeden, erkekler tarafından asalak hissetmesine neden olacak konuma düşürülüyor.. Çocuk ve çocukların menfaati için kadınların yaşadıkları sıkıntılar bile erkeklerin kadınlara ait pozitif analık duygularının "asalakça" sömürülmesidir.Kaldı ki bütün bunları pasifize ederek bu kesim kadınların bütün bu işleri yaparken hiçbir iş yapmadığını"asalak"olduğu düşüncesini vererek ayrıca başka yönlerden de sömürmeye çalışmamış görmekteyi

RMZSM Meliha Karaoğlu 
 09.07.2008 3:27
Cevap :
Kadın asalakça sömürülmesine izin verdiği, kendi değerlerinin, performansının, neler yapabileceğinin farkına varmadıkça, bu erkek egemen düzenin çarklarını sorgulayıp dışına çıkmadıkça, " öğretilmiş bağımlı cıns modelini " kayıtsız şartsız,bir figüran bir suflör gibi oynamaya devam ettikçe; terazideki o gördüğünüz dengeler ya da dengesizlikler daha da derinleşerek kalmaya devam edecektir. Ev işi,mutfak işi, çocuk işi önemlidir bir artı değerdir elbet.Ama ekonomik değeri olmadığı gibi, kadının gelişimine,bağımsızlığına hiç bir katkı sunmaz.Tersine onu sürekli tekrar ve kısır döngülerle onu pazifize eder. Ancak,kendi değer ve performansının, dünyada tek oluşunun farkına vararak mesela yazması,okuması,siyaset yapması,sosyal ve üretken yaşamın içinde yer alması, sorgulama ve özgür düşünebilme yetisini kazanması,özellikle evlilik içinde bireyselliğini koruduğu, kazanılmış kendine özgü alanlarının oluşu(çalışmasa dahi hobileri, dernekçilik, siyaset gibi)ona bağımsızlığın kapılarını açac sevg  09.07.2008 12:42
 

kaleminize sağlık,beğeniyle okudum yazınızı.Birey olma,kadının öncelikle insan olma hakkını kullanması gerekir. Sevgilerimle

Arzu KARADAĞ 
 28.06.2008 23:11
Cevap :
Erkek egemen siyasetlerce, kirli iktidarlarını sürdürebilmek adına dayatılan tabulara,törelere,dogmalara ,kurallara karşı durarak,savaşarak,eşit ve bağımsız, insan,birey olabilmeyi duyumsayarak ve özümseyerek ve eyleme geçirerek....Önce kendisi için sonra da doğuracağı yetiştireceği bağımsız düşünebilen kuşaklar için...Teşekkür ve sevgilerimle...  01.07.2008 12:05
 

Evet bir yerlerden başlamalı...Örneğin,Alexandra Kollontai'nin''Sevgi Yolları''ndan başlamalı ve sonra diğer kitaplarıyla devam etmeli...Örneğin;''Marksizm ve Cinsel Devrim''le...Yıllar geçti,aklımda kaldığınca Attila İlhan'ın bir değerlendirmesi de vardı, bu kitapta; Bilgi Yayınevi'nden ,güzel kapaklı bir kitaptı...Sonra Rosa Lüksemburg'u tanımalı ve de Clara Zetkin'i.. Bizden de,Aytunç Altındal'ın ''Türkiyede Kadın''ı var.İlk kapsamlı,ciddi bir çalışma..Gene,Sibel Özbudun'un,''Niçin Feminizm Değil'' isimli kitapçığı ve ''Türkiyede Kadın Olmak'ı''... Cumhuriyet kadını ilerlesin;bilgiyle,kimlikle,güzellikle donansın!...Gönlümüz onda...Sevgiyle.Dostça selamlarımla.

zeki etferat 
 18.06.2008 23:59
Cevap :
Sevgili Etferat,verdiğin bilgi ve isimler için hem kendi adıma hem tüm ilgilenenler adına çok teşekkür ederim.Ben de bu bağlamda Simone de Beuvair ve Karen Horney' in de kitaplarını önermek istiyorum. Bizden de Aysel Ekşi'yi eklemek.Önerdiklerini geçmişte okumuştum ama yeniden internet aracılığı ile bulduğıum eski kitaplar gibi bularak yeniden okuyacağım. Ancak mesele, okumakla kalmamalı,diye düşünüyorum. Okuduklarını özümseyerek,yaşama geçirmek , tabulardan kurtulmak, bildiğin tüm ezberlerden kurtularak en yakın yaşam alanlarında örneğin çocukların eğitimi, yetiştirilmesinde özellikle ayrımcılık yapmamak,yetenek ve performanslarının farkında olmak hayata geçirmek,memleket meseleleri ile ilgili olup, diyecek sözü olmak,dernekler, örgütler, partiler kanalı ile tatbikatın içinde olmak, sanat, spor , çevre konularına duyarlı olmak ve bizzat üretmek;ilgi duyduğun bir ya da bir kaç konu içinde derinlemesine ilgilenerek, sürekli gelişim ve ilerleyiş halinde olmak gibi...Brh +ne oldu? tşk sv  20.06.2008 0:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 172
Toplam yorum
: 3375
Toplam mesaj
: 406
Ort. okunma sayısı
: 2264
Kayıt tarihi
: 15.02.07
 
 

Düşünen, üreten, kendine, insana, çağına sorumlu, tavırlı, taraflı , çağdaş ve yüzü aydınlığa dön..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster