Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Aralık '10

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
633
 

Kakınçlar ve memurlar

Kakınçlar ve memurlar
 

50’li yılların endüstri atıklarıyla kirlenmemiş doğasında, damıtılmış ısı ve ışığın düştüğü tozlu yollarda yalın ayak çember çevirdiğimizde gülümseyen güneş, annelerimizin ağız kavgası başladığında kaybolurdu. Ya da ben, dikkatimi endişeyle kavgaya verdiğimden güneşin varlığını unuturdum. 

Hemen hergün ama bu sokakta, ama arka sokakta iki kadının söz düellosuna şahit olurduk. Erkekler, ya sinek avladıkları dükkanlarında, ya zaman harcadıkları kıraathanelerde(!), ya da bağda, bahçede olduğu için bu kavgaların seyircisi biz çocuklarla, yemeğini, bulaşığını, oyasını, kilim tezgahını bırakıp gelen kadınlar, kızlar olurdu. 

Sayılı birkaç evde gramofon ve radyonun olduğu o devirlerde bu stres atmanın bir yolu olmalıydı. 

Her kavgacı, kendi kapısında durur, fazla öfkelendi mi üç adım öne çıkar, ‘kakıncını kakar’, geri eşiğine gelirdi. İnanılması mümkün olmayan iftiralar ve ağza alınmayacak küfürler… 

Hepimiz, saatler süren bir sinir harbin ister istemez seyircisi olurduk. Kelime dağarcığı geniş, hayâlgücüyle senaryolar yazabilen kesinlikle bu ağız kavgalarından galip çıkardı. Rakibi, ağlayarak evine girer, kapısını kapatırdı. 

Bu karşılıklı kakınçların geç saatlere kadar sürdüğü olurdu. Erkeği eve dönen kadın, istemeyerek düelloyu bırakır, erkeğinin ardından eve girerdi. Girerken de rakibine kıçını dövmeyi ihmâl etmezdi. Bu, sadece bu raundun bittiğinin göstergesiydi. 

Kahkahaya boğulduğumuz da olurdu. Bir seferinde karşısındaki çocuksuz teyzenin saldırısını: 

- Sen önce çıplak çocuklarının kıçını kapat!” 

Kocası belediyede çöpçü olan sarışın bir teyzenin: 

- Aç köpek, benim kocam aylıklı! Sen derdine yan!...” sözlerine de kimse karşılık vermiyor, veremiyordu. 

Geçenlerde, koltuk arkadaşımla memur emeklisi zamlarını konuşurken Ankara çıkışında otobüs şoförü yolcu almak için durduğunda, beni çocukluğuma götüren bir kavgaya şahit olduk. Yolculardan birkaç ses şoföre beklemesini rica etti. 

Sahnedekiler aynıydı. Saçı-başı dağılmış kuruca bir kadın, el-kol hareketleriyle bağırıyordu: 

- Benim kocam memur, oğlum, damadım memur! Aç köpek, sen neyine güveniyorsun?!..” 

Karşısındaki iriyarı rakibi: 

- Dilerim Allah’tan bütün sülâlen memur olur, memurluktan kurtulamazsınız!..” 

Şoför ve pek çok yolcu kahkahalar atarken, koltuk arkadaşım olan emekli devlet memuru, acıyla gülümsüyordu. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir yorum cevabınızda rahatsızlığından bahsetmişsiniz. Çok geçmiş olsun... Umarım ciddi bir şey değildir. Size Rabbimden acil şifalar diliyorum... Sağlıcakla ve Sağlıklı Kalın İnşaallah...

Yorum Dükkanı 
 29.05.2011 8:27
Cevap :
Teşekkür ederim. Kemoterapi alıyorum. İnşallah yeneceğim bu çağın hastalığını.  12.06.2011 2:42
 

Eski kavgaları bu kavgalara konu olan memurluğu vb. çok güzel dile getirmişsiniz... Kaleminize sağlık... Yeni yazılarınızı bekliyoruz üstad...

Dr Atanur Yıldız 
 27.04.2011 3:24
Cevap :
İlginize ve beğeninize teşekkürler. Hastayım, yazamorum ve bu sebepten çalıştığım iki gazetedeki köşem kapatıldı. Saygı öncelikli sevgiler.  11.05.2011 21:21
 

Valla siyasi liderlerin vaatlerine kimin kanacağını, vaatlerin gerçekçi olup olmadığı bir yana, bu halk memur olmayı seviyor. Bir kişilik kıytırıktan memurluğa 500 kişi başvurabiliyor. Hem de nice üniversite memurları. Hiçbiri de daha çok kazandırır diye gidip ne şoför oluyor ne ileride şef garson olabilmek için komiliğe razı oluyor. Benim kıza 800 lira aylıkla memuriyet verseler hemen alır; fakat 1500 liraya bir hukuk bürosunda çalışmayı istemiyor. Çünkü özeldeki çalışma koşullarını ağır buluyor. Kendisi hukuk mezunu.... Ancak siz sanırım memur ile devlet işçisi karşılaştırması yaptınız. Bu da bir daire müdürünün şoföründen üstün olması gerektiği mantığına bağlı olsa gerek. Oysa ikisi farklı alanlar. Hizmette zaten şoför müdüre saygıda kusur etmez, onu üst amiri olarak görür. Ancak aylık ücretlendirmede ikisini kıyaslamak bence hatalı bir bakıştır. Hangisinin daha fazla para hak ettiğini söylemek bana düşmez. Bu siyasi talep ve baskı işidir... sevgiler saygıla

Muharrem Soyek 
 10.04.2011 12:50
Cevap :
Çok haklısın arkadaşım. Hem sorumluluk al, hem bedenle çalış.. Bize göre değil. Bizdeki gibi kıytırık memur ol, kimse seni muhatap almasın, başın ağrımasın. Ayrıca bir başbakanın dediği gibi 'işini de biliyorsa'. Alimallah korku bile salar etrafa.  11.04.2011 12:15
 

Valla memurluğu bilme ama memur emeklisi işçi emeklisinden hep daha fazla aylık almıştır. Şimdilerde değişti durum galiba, bir eşitlenme oldu sanıyorum. Asıl bundan sonraki memur emeklilerin hâli duman... Geçmiş gecekondu mahalle anılarım tazelediniz. çok teşekkürler.

Muharrem Soyek 
 08.04.2011 11:50
Cevap :
Tamam, herkes millî gelirden payını alsın almasına da: Siz 15 yıl taksil yapıyor, aileye yük getiriyor, işe başladığınızda vergi, sağlık sigortası vb. harcamalarda bulunuyorsunuz. Benim ailemin ekonomik durumu da sizinkiyle aynı ama ben ilkokulu bitirir-bitirmez, hatta hiç gitmeden aileye maddî gelir getiriyorum. Vergi yook-algı yook. Sigortaya geçince sizden daha erken emeklilik hakkımı kazanıyorum. Siz bir daireye müdür olup sorumluluklar taşıyorsunuz ama şoförünüz sizden daha çok maaş alıyor. Ben Tekel işçisi oluyorum; benlik iş kalmıyor. Devlet diyor ki, "Memur ol." Ben kabul etmiyor, siyasilere piyon olmayı daha işime gelir buluyorum. Ve böylece bir keşmekeşlik gidiyor. Bir parti lideri şimdi çıkmış hem işsizliğe son vereceğini söylüyor, hem de işsizlere 600-1300 Lira vereceğini. Ve biz bu lidere kurtarıcı gözüyle bakıyoruz.  08.04.2011 13:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 119
Toplam yorum
: 309
Toplam mesaj
: 101
Ort. okunma sayısı
: 611
Kayıt tarihi
: 01.10.08
 
 

Eğitimci- Gazeteci-Yazar İlköğrenimini Emirdağ'da, ortaöğrenimini Bolvadin, Eskişehir, Afyon'da..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster