Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Aralık '08

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
275
 

Kamuran'ın bahçesi

Kamuran'ın bahçesi
 

..


Arka bahçem mezarlık benim. Öyle şehirden epey uzakta bir dikili taş değil benim ölülerim. Çocuklarımın oynadığı, eşimin ağaçlarını budayıp çimlerini biçtiği, yazın sabahtan akşama dek yiyip içtiğimiz, misafir ağırladığımız, eğlendiğimiz bahçe; mezarlığım benim. Üstlerinden geçiyorum sayısız kere, sayısız kere aklıma geliyorlar, sayısız kere unutuyorum. Ama gübre oldular toprağıma, ölüden de en iyi gübre olur bilir misiniz? Ben de nice dostlar sevgililer yitirip arka bahçeme gömdüm onları. Çiğ çamur çirkince örttü üzerlerini uzunca bir süre. Kasveti ve kederi göz bebeğine çengelli bir nişan, bütün bir inancı yerinden sarsacak, bağladığının ayrımına o anda vardığın bir beli aniden iki büklüm eden sancılı bitişler ince bir duvarın ayırmaya yetmeyeceği kadar benimle oldu hep.

O ince duvardan sesleri sızdı, siluetleri süzülüp geldi, uykunun ve uyanıklığın fayda etmediği bir acı.

Bir süre geçti ve toprakta otlar bitmeye başladı, hatta sarı kır çiçekleri de katıldı onlara, gözümü hiç ayırmadan oraya bakıyor olduğum halde ne ara oldu diye sorsanız yeminler ederim bilmiyorum, gözümü açıp kapamış olduğum bir anda oluverdi derim. Giderek toprak görünmez oldu, yüzlerinde biten tüylerle çocukların delikanlı sayılmaya başladığı gibi, toprağın üzerinde biten otlar ve çiçeklerle çamur, ölü örtüsü olmaktan çıktı. O harika benzetmeleriyle kendi felsefesinin rötuşlarını yaparken ben de gözümde onun kimi zaman çekinmeden adını vererek anlattığı kimi zaman da ustalıkla tarif ettiği adresin daha önceden onunla mazisi hakkında konuşmuş birini getirip tam da önüne bıraktığı çocukluk aşkı Haluk Beyle gözlerinde ve dudaklarında o halde bile okunan bir gülümsemeyle dans eden on altı yaşındaki halinin hayaletini ve onlar dans ederken Fikret amcanın içlerinden geçip bahçenin duvarına doğru yürüdüğünü ve Kamuran teyzenin de pencereden bu sahneyi izlediğini kurdum.

İşte öyle Baharcığım, bugün biri bana haksızlık edip beni hiç yoktan güç durumlara soktuğu halde neden ben hala eski günlerimizi düşünüp üzülüyorum diye sormayın kendinize, insanın intikam alamayacağı tek şey geçmişteki güzel günlerdir. Kendinizden ve size üzüntü yaşatanlardan bağımsızdır onlar, bugün bilgisayarda bir vücuda başka bir kafa koymak, ya da yüzleri bambaşka hallere sokmak iş mi? Ama bilgisayara bunu yaptıran insan kendi anılarına bunu yapamıyor. Terzi kendi söküğünü dikemezse terziliğinden bir şey gitmiş olmuyor öyle ya, hani bir hikaye var bir gün bir doktora hiç gülemediğinden yakınan bir adam gider, doktor da ona bir palyaçonun ismini verir, onun güldüremediği biri görülmemiş duyulmamıştır der, palyaço da “O palyaço benim doktor” der. Bazen sunduğun nimetten kendin yararlanamazsın. Anlar anı olduğunda, sürekli bir süreksizlikle nasıl baş edeceğimizi, bitmesine olanak vermediğimiz her şeyin hem de öylesine çabuk bitivereceğini bilerek yeniden başlamanın aptalca olmadığına nasıl inanacağımızı bilemeyiz ama Bahar, bizi bildiklerimiz ya da gördüklerimiz doyuruyor olsaydı, resimli ansiklopediler yetmez miydi hayatı yaşamaya?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 10
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 423
Kayıt tarihi
: 04.12.08
 
 

Yazdıklarımın yarısı kadar yaşayabilmek. O kadar da iyi yazmam halbu ki değil ki yaşamak sanat olsun..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster