Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Şubat '12

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
7245
 

Kaplumbağa Terbiyecisi ve Osman Hamdi Bey…

Kaplumbağa Terbiyecisi ve Osman Hamdi Bey…
 

Osman Hamdi


“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”

Mustafa Kemal Atatürk
Bu resmi o kadar çok incelemişimdir ki anlatamam sizlere. Bende hasbel kader resim yapmaya çalışanlardan biriyimdir. Kardeşim Ömer’in ressam olduğunu yazmıştım. Onun galerisinde zaman – zaman Kaplumbağa Terbiyecisi tablolarına rastlamışımdır. Ciddi şekilde alıcısı olan, güzel bir tablodur.

Resmi incelediğimde her defasında yeni bir şey bulmuşumdur. Bana sihirli bir tablo gibi gelir. Dedim ya ben öyle enikonu resimden anlayan biri değilim. Şöylesine bir baktığımda ya da bakıldığında insanları bu kadar etkileyen nedir dedim! 

Kaplumbağa Terbiyecisi:

 

·         Bir yaşlı adam var,

·         Kırmızı uzun bir elbise giyinmiş,

·         Ayağında terlik var,

·         Başında yemeni sarılmış,

·         Ellerini arkasında kavuşturmuş,

·         Elinde bir ney var,

·         Sırtında bir nakkere varmış,

(varmış diyeceğim çünkü adını ben bilmiyordum öğrendim.)

·         Bir pencereden bakıyor,

·         Ayaklarının altında birkaç kaplumbağa var.

·         Onlarda yaprakları yiyorlar,

·         Odanın duvarlarında çiniler var.

Bir yerde bu tablo ile ilgili şöyle bir yazı var ben onu aynen sizlere aktarıyorum.

 

·         Osman Hamdi Bey'in bu tablosu, özellikle ilham kaynağına dair net bilgilerin olmadığı dönemde, geri kalmış bir toplumu çağdaşlaştırmaya çalışan bir aydının yorgun hâlini anlattığı şeklinde yorumlanmıştır.

 

·         Kaplumbağaların esin kaynağının, Lale Devri'ndeki Sadabad eğlenceleri sırasında, hava karardıktan sonra sırtlarına mum dikilerek serbest bırakılan kaplumbağalar olduğu öne sürülmüştür.

 

·         Bu yoruma göre, Sanay-i Nefise, Asar-ı Atika Müzesi, Duyun-u Umumiye gibi birçok kurumu kurmak ve yönetmek görevini üstlenen Osman Hamdi Bey, tabloda kendini terbiyeci, kendi iş yapış biçimineuyum gösteremeyen astlarını ise yemeğe ulaşmaya çalışan kaplumbağalar olarak göstererek, onları hicvetmektedir. (alıntı)

 

Bir başka yorum da şöyle:

 

·         Başka yorumlara göre, düşünceli biçimde dikilen adam, sabır gerektiren zor bir iş olan kaplumbağaları terbiye etme işini, elindeki ney ve sırtındaki nakkareyi çalarak başarmayı ummaktadır.

 

·         Bu yoruma göre de terbiyeci Osman Hamdi Bey'in kendisidir. Terbiyecinin zorlu işi elindeki müzik aletleriyle halletmeye çalışması, Osman Hamdi Bey'in de değişime direnen bir toplumu sanat yoluyla çağdaş seviyeye getirmeye çalıştığını, bu yüzden sanat okulu ve müze açma girişiminde bulunduğunu vurgular.

 

·         Terbiyecinin, kaplumbağaları eğitmekte kullanacağı neyi üfleyemeyip arkasında tutması, Osman Hamdi Bey’in neyi üfleme, yani kaplumbağalar ile temsil edilen halkı eğitme kaygısından artık vazgeçtiği, çünkü derviş sabrının bile bir sonu olduğu şeklinde de yorumlanmıştır.(alıntı)

 

Bütün bunların bir tabloya bakarak söylendiğine inanabiliyor musunuz?

Sanatın ne olduğu, ne anlattığı, nelere kadir olduğu işte böyle anlaşılıyor. Bakın ben yazımın başında sadece bir tablodan söz etmiştim.

Kaplumbağa Terbiyecisi

Kimi şöyle diyebilir:

·         Kaplumbağanın terbiye edilişi nerede görülmüş?

Biride şöyle diyebilir:

·         Resim ya, sanki kaplumbağa terbiye olurda!

Bunları düşünebiliriz! Olur deriz. Biz düz mantıkla düşünürsek böyle deriz.

 

Osman Hamdi Bey bu ünlü tabloyu yapan ressam…

Osman Hamdi Bey kim? Onun için tarih sayfası bakın ne diyor?

·         30 Aralık1842, İstanbul- ö. 24 Şubat1910 İstanbul tarihleri arasında yaşamış.

 

·         Türk arkeolog, müzeci, ressam ve Kadıköy'ün ilk belediye başkanı…

·         Osmanlı sadrazamlarından İbrahim Ethem Paşa’nın oğlu, müzeci Halil Ethem Beyve nümizmat İsmail Galip Bey’in ağabeyidir.

 

·         İlk Türk arkeoloğu kabul edilir.

·         En önemli arkeolojik kazısı 1887-1888’de gerçekleştirildiği Sayda Kral Mezarlığı (Lübnan) kazılardır. Bu kazılar sırasında dünyaca ünlü İskender Lahidi’ni bulmuştur.

·         Çağdaş Türk müzeciliğinin kurucusudur.

·         İstanbul Arkeoloji Müzesi'ni kurmuş, 29 yıl müdürlüğünü yapmış ve müzeyi dünyanın sayılı müzeleri arasına sokmuştur.

·         Günümüzde varlığını Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak sürdüren Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi'nin kurucusudur.

·         İlk Türk ressamlarından birisidir ve Türk resminde figürlü kompozisyon kullanan ilk ressam olarak tarihe geçmiştir. (alıntı)

Osman Hamdi Beyi birde şöyle tanıyalım.

·         Osman Hamdi, ilkokul öğreniminin ardından, 1856 yılında Maarif-i Adliye okuluna başladı.

·         Oğullarının yurtdışında öğrenim görmesini isteyen babası onu birkaç yıl sonra hukuk öğrenimi için Paris'e gönderdi.

·         Paris’te kaldığı 12 yıl boyunca hukuk öğrenimini sürdürürken o dönemin ünlü ressamlarından olan Jean-Léon Gérôme ve Boulanger'in atölyelerinde çıraklık yaparak iyi bir resim eğitimi aldı.

·         Onun Paris’te bulunduğu dönemde Osmanlı Devleti resim öğrenimi için Şeker Ahmet Paşa ve Süleyman Seyyid’i Paris’e göndermişti.

·         Bu üç kişi, Türk resim sanatının ilk kuşağını oluşturdu.

·         Osman Hamdi Bey, 1867 Paris Dünya Sergisi’ne bugün nerede oldukları bilinmeyen “Çingenelerin Molası”, “Pusuda Zeybek “ve “Zeybeğin Ölümü” adlı üç yapıtını gönderdi.

·         Paris’te tanışıp evlendiği Marie adlı eşi ile 10 yıl evli kaldı, Fatma ve Hayriye adlı iki kızları oldu.(alıntı)

Osman Hamdi Beyin büyük bir sanatçı olduğunu biliyoruz. Sanatın çok başka olduğunu da…

 

Thomas Munro'ya göre:

"Sanat doyurucu estetik yaşantılar oluşturmak amacıyla dürtüler yaratma becerisidir."

Bende şöye desem:

Bir tabloya baktım. Meğerse Kaplumbağa Terbiyecisiymiş ismi,

Osman Hamdi Beymiş ressamı, gözlerim tabloda kaldı…

Sonra:

Sihirli galiba, bir araştırayım demiş. Demiş demesine de bulduklarına da inanamamış. Aslında bir tabloya bakmakmış sadece niyeti!

Sanatın insanlık tarihinin her döneminde olduğunu, büyük etkiler yaptığını da biliyormuş. Geçirilen evrimleri, yaşama biçimlerini, dünyaya bakışlarını, hayat tarzlarını değiştirdiğini de…

Bir duyguyu anlatmaya çalışmanın sonu olduğunu! Güzelliğin anlatımını! Sonunda ortaya çıkanı! Yaratıcılığın ve hayal gücünün neticesini de…

Sanatçı için: Her kesin baktığı pencereden bakmaz,

Onun dünyası farklıdır. O gördüklerini nakış işler gibi işler, hisseder, düşünür, yorumlar da diyormuş da…

Nedenleri vardır diyede ekliyormuş…

Çünkü diyormuş, çünkü o başka türlü görür, duyar ve yorumlar!

Tolstoy bakın ne demiş:

·         "İnsanın bir zamanlar yaşamış olduğu duyguyu, kendinde canlandırdıktan sonra, aynı duyguyu başkalarının da hissedebilmesi için hareket, ses, çizgi, renk veya kelimelerle belirlenen biçimlerle ifade etme ihtiyacından sanat ortaya çıkmıştı" der.

Osman Hamdi Bey'in:

Kaplumbağa Terbiyecisi adlı tablosu bakın beni nerelere götürdü.

Sizler de lütfen tabloya bakın. Neler hissedeceksiniz?

·         Acaba o dönemde yaşadığı olumsuzlukları mı anlatmaya çalışmış gerçekten!

·         Ya da güzel bir estantane görmüş, onu resmetmekmiymiş niyeti!

·         Veya Paris’te gördüğü bir sahnemi onu etkilemiş,

·         Belki de, resim yapmak mıymış sadece niyeti!

·         Bir büyük sanatçıymış.

Herkes bakar, sanatçılar görür…

Güzel görüşler hepimizin olsun…

Nazan Şara Şatana

 

https://twitter.com/#!/nazansarasatana

http://www.facebook.com/profile.php?id=100002892442552

 

 

 

 

 

 

 


 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Nazan hanım; çok teşekkür ederim. Merakıma ışık tuttunuz çok sevdiğim, bakarken de çeşitli hikayeler ürettiğim bir tablodur. "Kaplumbağa tebiyecisi" Bu kadar eğitim seçeneği varken ve bizler yeterince aydınlanamıyorken; Osman Hamdi bey kalkıyor kaplumbağa terbiye edebiliyor.Hayal bile olsa "Müzede; bir resme bakarım, birde resme bakan yüze bakarım" Çok sevdiğim bir sözdür. Demek oluyor ki sayısız yorumlanabilir. Sevgiyle kalın

Cemile Torun 
 06.02.2012 21:50
Cevap :
Cemile Hanım teşekkür ederim güzel sözleriniz için. Siz de sevgiyle kalın ve size hoş geldiniz diyorum.  07.02.2012 1:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 1094
Toplam yorum
: 112
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 2133
Kayıt tarihi
: 09.12.10
 
 

Nazan Şara Şatana (d. 1957, İstanbul), Türk yazar. Eğitim hayatından sonra; Günaydın Gazetesi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster