Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
1217
 

Kardan Adamların saltanatı Güneş görene kadardır

Kardan Adamların saltanatı Güneş görene kadardır
 

Hayatımızda ne kadar çok keşkeler vardır ? Benim keşkelerim hep olmuştur. 

Keşke başka meslek seçseydim

Keşke daha yakışıklı olsaydım.

Keşke başka işte çalışsaydım

Keşke o teklifi kabul etseydim.

Keşke daha akıllı olsaydım.

Keşke 20 yıl önce  Bodrum’da 500 metrekare arazi satın alsaydım.

Keşke şimdiki aklım olsaydı.

Keşke Amerika’da doğsaydım.

Keşke paramı borsada değerlendirseydim.

Keşke yatırımımı altına yapsaydım.

Keşke elim kırılsaydı da o partiye oy vermeseydim.

Keşke lahmacun yerine patlıcanlı kebap yeseydim.  Uzayıp giden giden keşkeler. 

 

Eminim herkesin çok sayıda  keşkesi vardır. 

 

Karar verme zamanı geldiğinde insanlarda meydana gelen tereddüt  zorluk yaratabiliyor. 

 

Üsküdar Müsiki Cemiyeti’nde koro çalışmaları yaparken şefimiz, büyük insan, rahmetli Şeref Çakar sözlerini Orhan Seyfi Orhon’un, bestesini Ali Rıfat Çağatay’ın yaptığı nihavent eseri Tereddüt’ü geçmede büyük zorluk yaşadığını dün gibi hatırlıyorum.

İsmi üzerinde Tereddüt. Koro elemanları da tereddüt ediyordu. Sanıyorum çok okunan  bir eser olmaması nedeniyle az bilmek tereddüt yaratıyordu. 

 

Sarahaten,  aceba söylesem darılmaz mı?
Darılmak adeti, bilmem ki, çapkının naz mı?
Desem ki: ’’ben seni…’’ yok  dinlemez ki… hiddet eder.
Niçin? Bu sözde ne var? Sanki hiddet etse ne der?
Desem ki: ’’ben,  seni pek…’’ ya kızar konuşmazsa?
Derim: ’’ bu çektiğim insaf edin, eğer azsa?
Desem ki: ’’ben, seni pek çok…’’ hayır, kızar, bilirim;
Tereddüdüm, aceba, hiddetinden az mi elim?
Desem ki:  ‘’ben seni pek çok…’’sakın gücenme emi?
‘’sakın gücenme, eğer anladınsa sevdiğimi’’ 
 

 

Kaçan balık bazen büyük oluyor ve hayat boyunca keşke kaçımasaydım diyebiliyorsunuz. 

 

Benim iki hatıram keşkelerim arasında  yer alır. 

 

Askerliği Erzurum’da yaptım. Oltu’daki birliğime otobüs ile giderken yüksek bir dağa tek sıra halinde tırmanan keçi sürüsünü gördüm. Aman allahım !!!  O dik dağlara tek sıra halinde bir cetvel gibi  tırmanan keçi sürüsü beni çok etkilemişti. Fotoraflarını çekemediğim için kendime çok kızarak keşke makinam yanımda olsaydı  demiştim. O dönemde genç sürgünleri yedikleri , ormanları yok ettikleri gerekçesiyle keçilerin sayısını azaltmak için  asker yemeklerinde büyükbaş veya koyun  yerine keçi eti kullanılırdı.  Belli mevsimlerde keçi eti güzel olur, bazen de insanı bozar. Ancak emir demiri kesiyordu bıka bıka olsa da keçi etine devam ettik . Zaten her gün baklava yesen insan bıkıyor. Rahmetli olan tanınmış iş adamı ile bir şirketin açılış töreni için Adana’ya gitmiştik. Bu sempatik iş adamı uçaktan inince Adana’nın kesif kebap kokusundan etkilenerek  hiç unutmam  şöyle söylemişti;  Evdekiler sağlığımı düşündükleri için birgün balık , birgün tavuk yediriyorlar. Böyle devam edersem ya yüzeceğim ya uçacağım.

Lütfen beni güzel Adana Kebap yapan bir  lokantaya  götürün de  kimse görmeden yemeğimizi yiyelim.

Keşkelerimden diğeri gene Erzurum’un şirin ilçesi Oltu’da oldu.

 

Haftasonu çok fazla yapacak birşey olmadığı için ilçenin dışına doğru yürüyüşe çıkmıştım. Mevsimin yaz olması nedeniyle çevre fazlasıyla kuraktı. Oltu çayının kurumuş yatağının üzerinden geçerken oldukça büyük bir ses duydum. Dağlardan dere yatağına doğru sular geliyor, taşı kumu önüne katarak ilerliyordu. Çevrede yağmur yokken yazın sıcağında suların gelmesine bir anlam veremedim. Şaşkınlıkla bu muhteşem manzarayı seyrediyordum. Dere yatağının üst tarafı su, alt tarafı taş toprak. Özellikle suyun gelişini bekleyeyim de bu manzaranın fotorafını çekeyim desem, inanın yakalaması çok zor bir manzara. Tamamen tesadüf. Keşke makinam yanımda olsaydı dedim kendi kendime. Yazın ortasında bu su nereden ve nasıl geliyordu ? Anlamak çok uzun sürmedi . 

Dağın tepesindeki kar güneşi görünce erimiş ve su olup akmıştı. 

 

İstanbul’ a yağan karla yapılan kardan adam kaç gün dayanır ? Sanırım bir kaç gün .

Peki kardan adamı Ağrı ya da Everest’in zirvesine yaparsanız bu kadar çabuk erir mi ?

Tabi ki kolay kolay erimez ancak sen bu dağlara çık çıkabilirsen. Hüner orada. Sonuçta bu dağlara çıkmak çok zor. Mutlaka altyapı, donanım, cesaret ,deneyim, eğitim istiyor. Bu şartlara sahipsen senin yaptığın kardan adam kolay kolay erimiyor. 

Bir de donanım sahibi olmadan makam sahibi olanlar var. Onların politikadaki, iş hayatındaki, aile hayatındaki ömürleri uzun olmuyor. Kardan adam gibi kısa sürede eriyip gidiyorlar. 

Güneş açar, karlar erir, sular akar ve perde. Sonuçta ; 

 

Kardan adamların saltanatı güneş görünceye kadardır.

 

Ataköy’deki arıtma tesisinin açılışı ile ilgili naklen yayında Tayyip beyi  seyrediyordum. Tesis ve İstanbul’la ilgili yapılanları anlatırken etkilenmemek elde değildi. Anlatılanlanlar doğruysa çok önemli işler yapılmış. Sayın Başbakanının yalan söyleyecek hali yok. Mal meydanda. İktidar belediyeciliği iyi biliyor, başarılı yönetimlerin katkısı halka oluyor dedim kendi kendime. 

 

Haftasonu yeni yapılan metro ile ailece Kadıköy’e gidelim istedik. Gerçekten büyük kolaylık. Aynı zamanda medeniyet seviyesini yükselten bir araç. Katkısı bulunanlardan Allah razı olsun dedim. Ancak metro maceram devam ettiğinde fikirlerimde değişiklik oldu. Everest’i tırmanmak kolay değil. Ekip istiyor, donanım istiyor, deneyim istiyor, süreklilik istiyor. 

 

Sen metroyu yap ancak su akışını önleme. Yerin 40-50 metre altında sular yürüme platformlarına damlıyor. Su akışını engellemek için malzeme püskürtmüşler, yeterli olmamış koridorlar nem ve küf içinde. 

 

Sen metroyu yap ancak peron çıkışına hemen yürüyen merdiven koy. Trenden çıkanlar yürüyen merdivene girmek için birbirini ezsinler. Doğru uygulamalarda tren çıkışından sonra bir süre yürünerek merdiven bölgesine gelinir. Belli ki projeyi yapanlar iyi etüd yapmamışlar. 

 

Sen metroyu yap ancak ikinci kat  yürüyen merdiven çalışmasın. Hastalar, engelliler, hamileler 60-70 basamağı nasıl yürüyerek çıkmaya çalışsınlar ? 

 

Bu kişiler için asansör var demeyin. Asansör alt katta kaldı. 

 

Sen metroyu yap Kadiköy çıkışının üstünü yarı açık olarak insaa et ki yağmur yağdığında metroyu su bassın. Projeyi çizen mühendis hiç mi örneklerini gidip görmedi ? 

 

Sen metroyu yap ancak Kadıköy Çarşı bağlantısını yapma ki insanlar yaya geçiti olmayan caddeden karşıya geçerken trafik kazasından ölsünler. 

 

Hemen yapalım, hemen açalım, göz boyayalım. 

 

Şimdi soruyor musunuz Galatasay Arena stadını neden su bastı ? 

 

Şimdi Halime’yi samanlıkta bastılar, kilodunu çam ağacına astılar diyeceğim olmayacak. 

 

İşi yaptıranların talepleri neydi ? Doğru tarif yapmışlarmıydı ? Yükleyici firma İnşaatı ihale şartlarına göre yapılmış mıydı ? Hangi denetimden geçti ? Kim teslim aldı ? Sürekliliği sağlamak için gerekli bakım ve hassasiyet gösterildi mi? 

 

Kurumsallık gereği herkes görevini doğru yapsa sorun olmayacak ancak organizasyon ve yönetim yeterliliğiniz olmayınca güzellikler çirkinliğe dönüşüyor.  Sonra birbirimizi suçluyoruz. 

 

Eskiler buna ‘’Bir çuval incir berbat oldu’’ diyorlar. 

 

Partilerin ülkeye hizmet vermek için iktidar olma talepleri oluyor. Bu nedenle halktan oy istiyorlar. İktidarların başarılı olmasını hepimizin yararına. Mevcut iktidarda iyi niyet var ancak yemek yaparken elindeki malzemeyi iyi seçeceksin. Sadece senin iyi olman yetmiyor. Çalıştırdığın adamlar, iş yaptırdıkların, çevren doğru insan ve kurumlar olacak. Toplumumuzda çok kişi güneşe yakın olmak, eriyen kardan bir tas su doldurmak veya kolay yolla ısınmak istiyor. Çevrendeki insanları iyi seç, yoksa yolda kalırsın. Sonrada1n pişmanlık fayda etmiyor. On yılı aşkın iktidar süresince güzel işler yapıldı. Daha iyilerini bekliyoruz ancak rüzgar terse esmeye başladı. 

 

Son günlerde kiminle konuşsam  hükümetin ekonomi, dış politika, hukuki süreçler, Cumhuriyet ve Atatürk karşıtı tavırlar, dini öne çıkartan genel uygulamaları çok da yumuşak olmayan uslupla eleştirdiklerine şahit oluyorum. 

Gerçek böyledir, değildir diye düşünmenin bir anlamı yok vatandaşın algısı böyle oluşmaya başladı. Genelde iki konu üzerinde duruyorlar. Birincisi ülke kötü yönetiliyor ikincisi Tayyip beyin alternatifi yok diyorlar. Tayyip beyin alternatifsizliği zaten bilinen bir konu ancak ülkenin kötü idare düşüncesi yayılarak tsunami etkisi yapabilir. 

 

Futbol hakemliğinde genel uygulama vardır. İki futbolcu  kavgaya başlamışsa aralarına dalar ortamı yatıştırırsın. Konumun ve durumun kısa süreli kavgayı çözmek için yeterlidir. Eğer çok kişi birbiriyle dalaşıyorsa kendini geriye atar, olayları uzaktan seyreder sonra tespitine göre gerekeni yaparsın. Oyuncuların içine girersen yumruğu yeme veya olayları süzememe riski vardır. 

 

Askerliğini topcu olarak yapanlar gayet iyi bilirler ki hedefi vurmak için önce deneme atışı yapılır sonra ileri gözetleyicinin verdiği düzeltmeye göre hedefi vurmaya çalışırsın. 

 

Tayyip beye önerim şudur ; İş iki kişinin kavgasından çıkıp genelleşmektedir. Bu nedenle geriye çekilip sorunun tespitini doğru yapıp, hedefi vurmak gerekir. Aksi halde sutre gerisinden seni vurmak isteyen topçular hazır. Onlarda hedef tanzimi yapıyorlar. Sanıyorum gelecek seçimler çok çekişmeli geçecek. Sonuçta kaybeden kaybetiğiyle, giden gittiğiyle kalacak.

 

Cemal askere gidiyor diye annesi ağlıyormuş  Temel hemen atılmış.

 

Ne ağlaysun anacuğum ? Ceri hatta kalursa pi mesele yok.

 

Cepheye ciderse içi ihtimal var, ya yaralanur ya yaralanmaz.

 

Yaralanursa ya iyileşur ya iyileşmaz. İyileşurse iyi, cepheye tekrar cöndermezler.

 

Ölürse ya Cennete cider ya Cehenneme. Cennete ciderse iyi , Cehenneme ciderse oyle pi evlat içun ağlamaya değmez…

 

Temel’in dediği gibi değmezlere çok değer vermenin bir anlamı yok.

 

Bir anlamda şeyh uçmuyor, müritler uçuruyor. 

 

Yaşlıların nufüs cüzdanlarında doğum tarihleri Hicri takvime göre yazılırdı. Babam 1330 , annem 1340  yani Miladi olarak 1924 doğumlu. Neredeyse Cumhuriyet’le yaşıt. 

 

İnsan hayatında yaşlar ilerleyince ölüm kaçınılmaz oluyor ancak Cumhuriyet yıllar ilerledikçe insanların aksine daha sağlam adımlarla gelişiyor, güçleniyor. 

89. Yıl halkın gerçekten Cumhuriyet’e sahip çıktığı bir yıl olarak kutlandı. 29 Ekim 2012 milattır, asıl Cumhuriyet o günden sonra başladı. Cumhuriyetin kıymeti bu tarihten sonra daha iyi bilindi. Cumhuriyet’in en büyük yaşam kaynağının halk olduğunu göstermesi açısından son derece önemli.  Cumhuriyet benim diyen herkesindir. Ayrımcılık yapmadan, ayrı gayrı olmadan. Hepimizin Cumhuriyet’i yapmayı başardığımızda kıymeti daha da artacaktır. 

Cumhuriyet kadını olan anneme ve halkın desteği ile daima yükselecek Cumhuriyet’imize uzun ve sağlıklı  ömürler dilerim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 43
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 224
Kayıt tarihi
: 21.11.12
 
 

Mühendisim. Spor, müzik, yemek, yazmak özel zevklerimdir. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster