Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ekim '15

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
345
 

Karşılıklılık prensibi ve "yasak" mevzuatı

Karşılıklılık prensibi ve "yasak" mevzuatı
 

Yaptıklarımız ve yapmadıklarımızla hazırlayıp, bunların karşılığını yaşadığımız... Flz (Görsel netten alıntıdır)


Yasaklar hep hukukî ya da adil midir? Ya da kimi yasaklar hakikaten geçerli midir? Geçerliyse de “neye göre” geçerlidir?
 
Hemen söyleyeyim, şu yeryüzünde insanın yaptığı her şey gibi bütün yasakların da her şeyden önce şu kâinatın, yani ‘bütün’ün “işleyiş yasalarına”, işleyiş gerçeklerine uygun olmak koşulu vardır! Yani bir yasak, o “işleyiş yasalarına göre” ancak, geçerlidir ya da geçerli değildir. Bunlara uygunsa geçerlidir, değilse de eğer, ne geçerli, ne hukukî, ne de adildir.
 
Bütün'ün işleyiş yasası olarak belirttiğim şey ise, bir parçası konumunda olduğumuz ve o nedenledir ki zaten, onun bize değil, bizim ona tâbi olduğumuz, dolayısıyla da kesinlikle bizim ona uygun olarak hareket etmek zorunda olduğumuz şu evrenin, kâinatın hareket ve işleyiş sisteminin kuralları, gerçekleridir. Yani insan elinden çıkma olmayıp, doğduğumuzda kendimizi zaten onun içinde bulduğumuz, aynı zamanda da hem içimizde hem de dışımızda el’an hazır ve işler vaziyette olan ve kâinatın varoluşuyla birlikte başlayıp, başlangıçtan bu yana da tamamen insan iradesinden bağımsız olarak, mükemmel bir şekilde her şeyin yerli yerinde olduğu ve saat gibi tıkır tıkır işleyen tüm şu mevcudiyetin işleyiş-akış-oluş sistemindeki prensipler, kurallar ve yasalardır. Dolayısıyla o yasalar, şu dünyasal düzenin ve hayat akışının da temel taşı, temel prensibi durumundadırlar ve aslolan da zaten daima onlardır. 
 
Ancak öyle pek yazılı çizili değildir bu yasalar, hayatın içinde kendiliğinden vardır. Pek çoğu da yaşamın ve işleyişin içinde sanki biraz da gizli gibidir. Dolayısıyla biz insanlara da bunları keşfetmek düşer.
Bizler de bunları yaşarken hisseder, sonra bir şekilde farkeder, farkındalığımız arttıkça da öğrenir, bilir, kavrar oluruz. Yani önce tespit, sonra teyid ve idrak ederiz. Biraz da gizli gibidirler demiştim ancak, son derece ilginç ve çelişik bir durum olarak bir o kadar da, hele de özellikle yaşamın içinde gerçekleşen olaylar nezdinde bakıldığında, aslında o denli de bârizdirler ki, bunların henüz pek farkında olmayan birilerince bu yasaların varlığına dair her tür aksi yöndeki görüş ve savunmalar da anlamsız ve geçersiz kalır, çünkü varlıkları zaten her an hayatın içinde kanıtlıdır, sürekli de pek çok olay ve her sorunda da kanıtlanmaktadır. Dolayısıyla kim ne derse desin, kim ne yaparsa yapsın hiçbir durumda da asla değişmez, hep aynıdırlar, her durumda da aynı kalır, geçerli olurlar ve birbirinden çok çok farklı durumlar için dahi mutlak surette ve aynen geçerlidirler, yani tam bir gerçekliktirler, zira tam da bunlara göre gerçekleşir herşey, yani... böyle işler zaten işleyiş.
 
İşte “yasak” denince de, yasak olgusu ve yasak kavramıyla direkt ilintili olarak, bütün o işleyişin asıl özü, nüvesi, en temel yasası, omurgası olan “hak ve had” yasasının yanısıra işleyiş yasalarından biri de “karşılıklılık prensibi”dir. Yani bütün yasakların hak ve had kuralına uygunluğunun yanısıra, karşılıklılık prensibine de uygun olma zorunluluğu bulunmaktadır.
 
Karşılıklılık prensibi ise zaten herhalde hepimizin malumudur.
Hani “ne ekersen onu biçersin” gibi veya “sen ne veriyorsan benden de onu görürsün” gibi, örneğin “sen beni sayarsan ben de seni sayarım” ya da “sen ne veriyorsun ki ben de sana vereyim?..” gibilerinden insanî iletişim ve ilişkilerde de ve dolayısıyla sosyal, yani toplumsal bağlamda da asla tartışma götürmez bir biçimde kesinlikle var olan ve “geçerli olan” bir nevî alış-veriş...
 
Her şeyin bir karşılığı olduğu, yine ancak sen eğer değerli, güzel, olumlu bir yaklaşım gösterirsen, benim de sana aynı şekilde bir yaklaşım gösterebileceğimi, verirsen ancak senin de alabileceğini, alıcısı varsa ancak verebileceğimizi ya da ben alıyorsam senin de alabileceğini içeren bir kural. Ver ki ben de verebileyim veya almalıyımdır ki ben de verebileyim türünden aynı zamanda etki-tepki de sayılabilecek tarzda bir işleyiş, bir gerçek.
 
Ve hani, "bu işleyiş yasalarıı kesinlikle vardır ve sabittir değişmez, hep aynı kalır ve her durum için de hep ve aynen de geçerlidir" demiştim ya, öyledir ki işte, sen mesela hiçbir “karşılık” beklemeden iyilik yapan ve her halükarda herkese dostça davranan biri bile olsan, ama bu pek tabii ki sırf çıkarcı yaklaşımlarla herkese mavi boncuk dağıtır şekilde olmamak koşuluyla, yani hak ve had temeline de uygun olacak şekilde, mesela sırf kimseyle aram bozulmasın diye bir haksızlığa-kötülüğe-çirkinliğe hiç ses çıkarmamak tarzında olmamak koşuluyla, herkese hep iyi-güzel-olumlu davranan barışçıl-munis yapıda biri dahi olsan, bakma hiç karşılık beklemiyorum deyişine, en azından bu halinin veya yaptığın iyiliklerin değerinin bilinmesini, takdir edilmesini, nankörlük edilmemesini, sana haksızlık edilmemesini kesinlikle istersin, beklersin!
 
Aksi takdirde böyle bu şekilde iyi-güzel-olumlu davranmayı ve iyilik yapmayı belki bir yaparsın, iki yaparsın, üç yaparsın ama karşındaki bunun kıymetini bilmez, önemini-değerini anlamaz, hakkını vermezse, hattâ o sana haksızlık yapıp, daha da ötesi genelde kötü davranır veya umursamazsa, hele ki sen ona iyilik yaparken o sana kötülük yapar ya da sürekli olumsuzluk, saygısızlık, nankörlük, hainlik vs. yaparsa, yani sen hakkı-haddi gözetirken, o gözetmezse, sen de ona artık halâ daha iyi davranmaya veya iletişimde kalmaya devam edebilir misin? Peki, iyilik yapmayı sürdürebilir misin? Çekersin herhalde kendini ondan değil mi, çünkü karşılığını alamamaktasın! Gösterdiğin davranışın ve varlığının, iyiliğinin, haklılığının hakettiği karşılığı alamamaktaysan, istediğin kadar barışçıl ol veya onun bu yaptıklarını umursamazmış gibi görünür ol, olumlu ol... umursarsın... ve sen de buna göre davranırsın! İstediğin kadar karşılık beklemiyorum de, kesinlikle karşı tarafın davranışına göre davranırsın.
 
Veya en basitinden bile bir örnek verecek olursak, kim olursa olsun ve önem derecesi ne olursa olsun sen bir insanı dahi mesela en azından bir ararsın, iki ararsın, üç ararsın ama karşındaki seni hiç aramıyor, sormuyorsa, sen de artık onu bir daha arar mısın? Aramazsın! Çok elzem bir durum, bir mecburiyet, çok özel bir ayrıntı olmadıkça sen de onu artık aramaz sormaz olursun.
 
Ve tam bu noktada gelelim yine “yasak” mevzuuna…
İşte hal böyleyken, asıl yasa, asıl kural, asıl işleyiş hep bu "hak-had" ve “karşılıklılık” esasına göre işler iken, yine diyelim ki mesela biri çıkıp da, hukuk bile tanımıyorsa, yani devletin yazılı çizili hukukunun belirlediği yasalara dahi hiç tınmıyorsa, kendisi o hukuğun cezalarına, yasaklarına hiç uymuyor, ama o sana bir takım yasaklar koymaya kalkışıp, kendisinin sana koyduğu o yasaklara senin uymanı istiyorsa, sen peki böyle birinin sana koyduğu o kendinden menkul yasaklara uyma gereği hisseder misin? Onun yasaklarına sen uyar mısın ya da hukukun bile yasaklarına uymayan birinin sana koyduğu yasaklara sen ne diye uyasın, uyabilir misin?
 
Bir diğer ifadeyle, şöyle de sorabilmeliyizdir demek ki kendimize ve birbirimize;
İstisnasız herkesi bağlayan bizzat devletin yazılı hukukuna dahi uymayan, hukuğun bile yasaklarını ve dahi insan haklarını umursamayan birinin sana koyduğu yasaklara senin uyman akıl kârı mıdır? Böyle birinin sana koyduğu yasaklara sen uyarsan, sendekine akıl denir mi? Sen onun yasaklarına uyarsan sendekine iyilik, sendekine adalet, sendekine hak bilirlik, doğruluk, onur, insanlık denir mi?
 
Zira kural ve gerçek şudur ki:
Adalete tınmayan birinin sana koyduğu yasaklara senin uyman adalet değildir. Ve kezâ başka birilerinin de senin bu yasaklara uymanı beklemesi-istemesi de yine asla adalet değildir. Akıl da değildir, iyilik de değildir, hak değildir!!
 
Böyle birinin koyduğu yasaklara uyulduğu takdirde, asla iyi-doğru-adil-güzel ve doğru şeylere ulaşılamaz. Ulaşılacak yegâne şey yine ancak kötülükler, değersizlikler, adaletsizlikler, hadsizlikler, yani olumsuz ve yanlış, hatta çirkin bir şeyler olur.
 
Eğer ulaşmak istediğiniz hedef, yaşamak istediğiniz hayat öylesi adaletsiz, öyle çirkin, öyle yanlış bir hayatsa, uyun o zaman böyle insanların koyduğu keyfî-bencil-menfaatperest yasaklara!
 
Oysa adil olan, iyi olan, aklı olan, mert ve dürüst olan doğru insanlar, böylesi durumlara “karşılık”, o yasaklara uymak yerine, bu değerlerini kullanır!!!!
 
Ve bütün yasaklara rağmen, seçim sizindir. Sadece sizindir! Ya adil, iyi, akıllı, yani doğru ve makbul bir insan olmayı ve güzel-doğru-iyi-adil, yani doğru ve makbul bir yaşamı seçeceksinizdir, ya da aksini!
 
Neyi seçerseniz de onun karşılığını alacaksınızdır. Yani bedeli “karşılığında” olmak koşuluyla seçiminizde tamamen özgürsünüzdür!!
 
Zira bir de şu vardır tabii:
“Bireysel” bedeller-karşılıklar-çıkarlar mı önemlidir sizin için, yoksa “toplumsal” bedeller-karşılıklar-yararlar mı?
 
Yani, nasıl bir insansınızdır?
“Toplumun” yararına olmayacak bir şeyin, eninde sonunda asla “bireyin” de yararına olamayacağının bilincine varabilmiş gelişmişlikte yüksek ve büyük bir insan mısınızdır mesela?.. Olgun, aydın, öngörülü, adil, iyi, dürüst, cesur, mert, bilge, yani makbul, yüce, gerçek bir insan mı? Yoksa küçücük- minicik-ufacıcık sadece korkulara gark olup kendi bencil çıkarını, bencil iyiliğini, salt kendi selametini yeğleyen, maneviyatta ve akılda cüce zavallı bir insansı mı? Hani tıpkı sırf kendine müslim veya asalak bir kımıl zararlısı gibi hastalıklı bir nüve, bir mikrop yuvası, virüs deposu bir toplum zararlısı mı?!
 
Ve haliyle tabii ki yaşamlarımız da ve dahi mutlu, huzurlu olup olamayışlarımız da yine tam buna göre, buna uygun oluşacak ve gerçekleşecektir! Özellikle de bir toplum olarak.
 
Çünkü kâinatın işleyişi senden-bizden tamamen bağımsız olarak işler; işleyiş kendi işleyiş yasalarına göre işler. Sen sadece buna uygun olanı seçersin veya seçmezsin! Yaparsın veya yapmazsın. Karşılığını da bu seçimine göre yaşarsın.
 
Yani işte tercih-seçim daima sizindir-biz insanlarındır; ya öyle, ya böyle!
 
 
 
 
Filiz Alev
30.10.2015
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gerçekten önemli ve değerli bir yazı okudum.Sizin o ikna edici üslubunuz her satırda hissediliyor. Biraz doğrularınızın çizgisini geniş tutabilirdiniz. Örneğin kanunlar da yanlış olabilir.

Kerim Korkut 
 01.02.2016 12:52
Cevap :
Teşekkür ederim Kerim Bey. Geniş tuttum mu bu defa da yazı haliyle daha uzun oluyor, sonra da işim yoksa yazı çok uzun diye sataşıp eleştirmeyi ya da laf sokmayı marifet bilenlerle uğraş. Dolayısıyla burada benim handikapım da bu maalesef. Ve evet, kanunlar da tabii yanlış olabilmektedir, hattâ her yönüyle değil de eksik düşünülerek hazırlanmış yazılı kanunlarda bile zaten "doğru" sakata uğramış olduğundan, mecburen kanundan da çok "içtihat" yayınlanmaktadır.  01.02.2016 19:20
 

Bu hediyenin kıymetini bilenlere selam olsun...

Abdülkadir Güler 
 22.12.2015 13:05
Cevap :
Teşekkürler efendim... benden de gönül dolusu selam ve saygı ile...  22.12.2015 15:02
 

Yasaklar-seçimler-tercihler! Genel seçim öncesi, doğal yasalara uygun veya uygun olmayan "tercih"lerden bahsetmişsiniz! Belki öyle denk geldi. Lâkin ben milletvekili seçimleriyle irtibat kurmadan edemedim. Şimdi, bir millet "uygun olanı" mı seçti? Belki de öyledir! Kim bilebilir? Selâmlar...

İsmail Hakkı CENGİZ 
 02.11.2015 13:52
Cevap :
Uygun olan var mı ki memlekette millet seçsin! demek aslında daha doğru. Zira millet koalisyonlardan zaten bıkmış bir millet, üstelik 7 haziran sonrası gördü de zaten koalisyon tablosu çıkınca ne olduğunu ve mhp yi de cezalandırdı ki bu kesinlikle olması gerekendi, keza hdp yi de aynı şekilde.. e yani millet ne yapsın diye sormayayım da ne yapayım. Pek tabii ki uygun olanı seçmedi, asıl doğruyu yapmadı, yap-a-madı! Ortada seçenek, ortada daha uygun başka alternatif olmayınca millet de ehveni şer deyip istikrar yönünde oy kullandı demek ki. Yanlış ama kızamıyorum da işte, neylesin çünkü. Ortada akp ye alternatif güçlü başka bir seçenek var da ben mi seçmedim, demez mi, dese çok da haksız mı?! ahhh ah... mhp ye ve hdp ye vermeyenler chp ye vermeyi de tercih etmiyor zira Türk milletinin çoğunluk yapısı zaten sola değil sağa meyyaldir, sağ tandanslıdır. Ne diyelim, Allah memleketimizi korusun, hayırlısı olsun artık nasıl olacaksa:( Teşekkürler İsmail Bey, saygılar...  02.11.2015 18:41
 

Uzağı gören doğanın cömertliği gönlü ve gözü doyurmasına rağmen insan aç gözlü planlar tasarlayarak hasta ve ölümcül umutlar yüzünden asıl gerçekleri pek göremedi.Üzerinde yaşadığı dünya dururken henüz kavrayıp anlayamadığı evrensel hiyararşinin mistik tuzaklarına takılıp kaldı.Yeri anlamadan göğü anlamaya çalıştı.Dünyasını zindana çevirip yaşamamını önemsemeyerek bilgisiz ve temeli olmayan düşüncelerle kıyım ve yıkımlara aldırış etmedi.Çünkü onun tercihi ve seçimi bu dünya değildi.Bilimi,sanatı ve felsefeyi gözardı etti.Kendi cahilliğini katmerleştiren yasakların kalıcılığı ile bütün'ün işleyiş yasalarını da görmezden geldi.Kâinat ve onun işleyiş yasasıyla kendi benliğinin doğal yasasını buluşturarak karşılıklık prensibini hayata geçiremeyip "hak ve had"ın dışına savruldu.Toplumsal yasaların öngördüğü ince ve insanî vasıf ve ilişkiler dururken kabalığından sıyrılamadı.Kusurlu tercih ve seçiminde israr etti...Düşünerek okuduğum anlamlı,güzel bir yazıydı Filiz hanım.Elinize sağlık.

Abbas Oğuz 
 31.10.2015 12:47
Cevap :
Yazımı pekiştiren bu değerli yorumunuz için teşekkür ediyorum Abbas Bey. Gerçekler, doğrular, kale gibi orta yerde dimdik duruyor ve insanlarca idrak edilmeyi bekliyor. Dilerim pek çok insan zihni ve nefsi onlarla buluşmakta daha da gecikmez. Sevgiler, saygılar...  31.10.2015 17:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 144
Toplam yorum
: 1639
Toplam mesaj
: 185
Ort. okunma sayısı
: 3030
Kayıt tarihi
: 03.03.11
 
 

Ekonomistim, emekliyim. İki evlat annesiyim. Müzikle ilgilenirim, bestelerim vardır. Düşünürüm, a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster