Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Temmuz '14

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
44
 

Kasketli

Savaş zamanlarında, o kargaşanın içinde yerleşmişlerdi buralara, yedi kardeşin yedisi birden aileleriyle birlikte göç etmişlerdi vatanlarından, ağır geçen kanlı savaşlardan kaçarlarken bir başka savaşla kesişmişti yolları kanlarını akıtmıştı dedeleri gözlerini kırpmadan cepheye gitmişti yaşlısı genci. Daha üç kardeş  işte o zamanlardan ayrılmıştı diğerlerinden, sıralı köye atıvermişlerdi çadırlarını, yokluk, aç gözlü bir okadar da acımasız yapmıştı onları. Toprak delisi olmuşlar toprağa tapmışlardı sanki, Kardeş olduklarını bile unutup birbirlerine düşman oluyorlardı. Mal kaygısı arsızlık doyumsuzluk onları tanımlıyordu. Kendi içlerinde bile geçinemeyen bu kardeşlere gavurunkiler lakabını takmıştı sıralı köyün sakin olamayan sakinleri. Rumlardan kalma ve onların izini taşıyan köyde sıralı köyde yaşıyordu, kasketli delikanlı. Denizden gelen o sert  esinti kadar soğuktu insanları, birbirlerine selam sabahları neredeyse yok gibiydi. Öfkeleri ve kinleri insanlıktan çıkartıyordu onları. Sevgi ne demek koşulsuz sevmek ne demek öğrenememişlerdi şimdiye değin. Denizin yıllar önce oluşan kuraklık yüzünden geri çekilmesi nedeniyle yerleşim yerleri de aşağılara kaymıştı tepelerden. Sıralı köy diğer bir çok köy gibi, fakir bir köydü fakir ve küçük bir köy yeni yeni toparlanıyor yeni yeni üretimleri artıyordu. Köye dışarıdan göç edenler de olmasa ne hayvancılık yapabilirlerdi ne de tarım. Kuralına göre iş yapmayı gavurunkilerden öğrenmişlerdi. On on beş evi geçmeyen irili ufaklı bir çok köy vardı etrafta. Vaktinde elini tez tutup ilk yerleşen ayaklarını arşın yapıp taksimatını yapmışlardı toprakların, şurası benim, burası da benim demişti bir diğeri.   Paylaşılan topraklara kumanda ediyorlardı. Toprak namustu, bir karışı bile değerliydi hele bir zamanlar rumların olup ta şimdi geri aldıktan sonra daha da değerlenmişti. Savaşın izleri hafızalardan silinmiyor kolay kolay da silineceğe benzemiyordu. Denizin çekilmesiyle dağların arasında kalan gemi direklerinin bağlandığı iskelelerin ışıltısı güneşin yansımasında göz alıyordu karşı dağlarda, bu da bir zamanlar buralarda suların olduğunu hem de deniz suyunun seviyesinin çok yükseklerde olduğunu gösteriyordu. İşte bu düşünce ürkütüyordu insanı evrim değiştirmişti doğa. Sıralı köyde bir delikanlıydı o, başında Rumlardan kalan eşyaların içinde bulduğu ekoseli tepesinde püskülü olan bir çok yeri yırtık kasketini neredeyse hiç çıkartmıyordu. başından. Yapabildiği tek iş olan hayvancılığa adamıştı ömrünü, babasını erken kaybetmenin verdiği acıyla başladığı savaşta anası bacısıyla ekmek kavgasının içine girivermişti. Babadan kalan hayvanlara her sene eklenen yeni hayvanlarla uğraşıyor şimdilik hayvancılıktan birazda tarımdan geçimini sağlıyordu. Her gün kış kıyamet demeden elindeki odun kesicilerle ormana gidip hayvanları otlatırken yakacak odun kesiyordu dağlardan. Eşeğinin sırtına yüklediği kadar da kendi sırtına yükleniyordu, kasketli. Sağına soluna bakıp hayallerine bir çıkış yolu arıyordu. Cin gibi gözlerini çeviriyor düşünmeye yeni şeyler yenilikler  bulmaya çalışıyordu. Kısıtlı imkanların olduğu zaman diliminde bir mucize arıyordu kendince kendine. Otlağa yayılan hayvanlarına dikmişti gözünü büyüklerinin konuşurken kulağında kalan işi düşünüyordu gece gündüz. Koca öküz olmasına az kalan iki danaya çevirdi gözlerini, tüyleri, iyi beslenmekten bakımdan parlıyordu. Yazdan kışa gelene kadar, çalıştıkları çabaladıkları kilerlere yığdıkları buğdayları arpaları kış boyunca hayvanlara yediriyorlardı. Ambarlara koydukları mahsul bir kış boyunca eriyip gidiyordu bir dahaki mahsul zamanına  kadar. Bu günde diğer günlerde olduğu gibi yorulmuştu iyice. Alnındaki terleri sildi kasketine, biraz oturup dinlenmek istedi. Elindeki baltayı yere bırakırken bile gözü daha çok beslemeyi düşündüğü hayvanları için yiyecek arıyordu, aklı fikri onların iyi beslenmesindeydi. Kendi karnı neyle olsa doyuyordu sağına soluna baktı dikenlerin arasındaki otlardan yolup eliyle danalarının önüne bıraktı,

=yiy bem aslanlarım yiy bir gün bullarda herkes tanıcah beni sizi işe koşecem tarlalarda sabana harmanda düvene çift sürecem evel Allah. Kazmalarla kazılan tarlalarda saban sürecekti bunu epeydir düşünüyordu. Fakat bir türlü saban alacak parayı nasıl bulacağını bilemiyordu. Ahırdaki danalarda böyle aynı yaşta aynı cüssede olmamıştı hiç. Yapabilir miyim ki diye düşündü kasketini çıkarıp üşüyen başını sıvazlarken, daldı gözleri karşı dağlara  seyretti bir süre uçsuz bucaksız dağları ovaları ne sevdalanmayı ne de yuva kurmayı düşünüyordu varsa yoksa hayalindeki sırrıydı düşündüğü, bir süre sonra toparladı kendini neden olmasın ki dedi. Oturduğu yerden kalkıp bütün köyü tepeden gören otlaktan seyrederken

=bah gaç tarla var hele, garşı köylere de gidersem çok para gazanurum çok itibarum da artar bullarda. Kafasına iyice yatıyordu bu düşüncesi sabahtan beri odun kesmişti yığmıştı kenara eşeğine de kendine de yükü hazırdı. Baltasını siğilini koydu çuvala, eşeğini yükleyip sürüsünü yola katınca, kendiside urganının altına giriverdi odun yükünün olduğu ve köyün yolunu tuttu. Yamaçların arasından akşam karanlığının iyice çöktüğü yollardan çan seslerinin eşliğinde köye vardı.***


 

Devam edecek

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 110
Toplam yorum
: 33
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 139
Kayıt tarihi
: 24.12.11
 
 

1965 Zonguldak doğumlu ve halen Zonguldak'ta yaşamaktayım.Yazarım ve çeşitli platformlarda sunucu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster