Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mart '12

 
Kategori
Teknoloji
Okunma Sayısı
443
 

Ke(n)dimi arıyorum: Meşgül müşüm!

Ke(n)dimi arıyorum: Meşgül müşüm!
 

Kedimden danışmanlık alıyorum. O benden zeki!


Televizyon kanallarının kültür dolu programları arasında tercih yapamamanın bunalımı ile zaplamanın manyakça bir seviyesine çıkmama az kala; ilk defa gördüğüm bir kanalda kediler ile ilgili bir programa takıldım. Programda; genç bir kız, masanın üzerinde duran bir kedi ve hemen karşısında küçük bir yazı tahtası var. Bu sahnenin yüzlerce kişinin izlediği bir salonda olduğunu belirtmeme gerek var mı?

Genç kız, elindeki tebeşirle tahtaya matematik soruları yazıyor, kedi de, miyavlayarak o sorunun cevabını veriyor ama sorular öyle basit değil. Ben (2+2) yada (4X3) gibi basit sorulardan söz etmiyorum. Mesela, biri üç basamaklı, diğer dört basamaklı iki sayının çarpımı soruyor…

Olayın özü şu: Kedi soruları çözüyor ve balığı kapıyor!

Genç kız ile kedinin iletişimi çok başarılı. Sayıları Mors alfabesi gibi kodlayarak aktaran kedinin de hesap işinde zorlandığı söylenemez.

İnsanlar da bazı hayvanlar gibi konuşabilirler. Bu konuşma gücü yakın çevreleri ile iletişmeleri için yeterlidir ama insan, daha ötesini de ister. İşte bu sebeple yazıyı bulmuştur.

İletişim meselesi, uzun zamandır zihnimi tırmalayan konulardan biridir. Okumaya başlayan her insanda, belli bir yaşta, tek yönlü bir iletişim başlar. İnsanoğlunun doymak bilmez iletişme arzusu o kadar artmıştır ki ürettiği bütün teknolojileri iletişimde yararlanmak için sömürür.

Astronotlar (ve kozmonotlar) sadece keşfetme derdine uzayla dünya arasında mekik dokurken aslında insanın tek derdi; daha iyi iletişmek için uzaya uydu yerleştirme imkanı yaratacak alt yapılar geliştirmektir. Bu ana amacı kamufle etmek için başka işler öne çıkarılır. Zavallı astronotlar, uzaydan taş toprak toplamakla uğraşır durur. (Gerçekte; o taşları bile ellerinde tutabilecek kabiliyetlerinin olmadığını görüyoruz. NASA getirdiği ay taşlarını kaybetmiş…)

Sözün özü, insan, astronomiden fiziğe, tıptan kimyaya, elektronikten nükleere elindeki tüm bilimsel imkanları iletişim araçları için sömürür.

İLETİŞMEK:

(kelimeyi bu şekilde kullanmak –bence– daha güvenli)

İletişmenin, insanı tatmin edici yada bir tür rahatlatıcı etkisi vardır! İletişim; kişiliği, ego ile libidonun aralarında oynanan pingpong maçındaki küçük beyaz topun yerine koyan faullü hallerden biridir.

İletişmek, tıpkı; yemek yerken, sevişirken, kavga ederken, olduğu gibi hayvanca; tasarlarken ve öldürürken olduğu gibi insanca haz veren duygulardan biridir. Bu duyguları yaşamanın hazzından kendini alamayan insan, her biri için yapay yöntemler üretmiş.

İşte insanı, amaçsızlaştıran, doymak bilmez hırsını köpükten kalelere yönlendirip, ateşini söndüren bir yapaylık süreci ortaya çıkmış. Bu yapay süreçler, aslında insanın zarar verici yönlerinin de etkisi azaltan ve böylece toplamda fayda sağladığından söz edilebilecek süreçler…

Ama bu şekilde düşünmek bile “insan karşıtı” bir ideolojinin sempatizanı haline gelmenin göstergeleri olabilir. Yani, zarar vermesin diye vahşi bir hayvanı, boş bir odaya kapatıp ömrünün sonuna kadar beslemekten farksız.

Bu yapaylıklar arasında en tehlikelisi iletişmektir! Çocukluğundan beri elinden cep telefonu eksilmeyen insan bu sayede çevresindeki birçok şeyi fark edemez. Haince bir bakış açısı ile gözlemlendiğinde bu farkında olamama durumunun iyi yönlerinden de söz edilebilir.

 

* * *

İletişmek için iletecek bir şeylere ihtiyacı olan insan bu kadar iletilebilir veriyi nereden bulur? Fikren, zihnen ve akıl olarak; çoğu kifayetsiz, idrak yoksunu… Yani algılayabilmesi özürlü bireylere dönüşmüş ortalarda dolanan kemik ve et yığınından başka bir şey olmayan bireyler neyi iletebilir ki?

İletişmek için en az iki taraf gerekir, ileti gerekir, iletişim aracı gerekir. ‘İki’ tarafı bulmak kolay! (7 milyar insan var) Doğal olarak; iletişim aracını da kolay! (7 milyar ağız, 14 milyar kulak var)

Ama ne ileteceksin?

 

SÖZÜ UZATMADAN SADEDE GELELİM:

21nci yüzyılın 12nci yılında Türkiye;

1- Dünyanın en çok internet iletişimi yapan ülkesi olmuş.

2- En çok cep telefonu iletişimi yapan ülkesi olmuş.

3- En çok e-posta iletişimi yapan ülkesi olmuş!

4- En çok kısa mesaj atan ülkesi olmuş.

 

* * *

Dünyada iletişim adına teknolojik yöntemlerin tümünde, “tüketici olarak”; ya birinci yada ilk üçe giriyor!

Türkiye’nin dünya nüfusunun %1’i olarak, toprak alanının %1’i olarak; bilim, teknoloji, endüstri, ekonomi, sanat, edebiyat, kültür alanında ne kadar çok üretimi var ki?! Öyleyse, bunca insanımız; sabahtan akşama, akşamdan sabaha, durmadan, yorulmadan birbirine “NE” iletiyor?

Bir “üretim” var mı? Yoksa…

Herhalde telefonda, internette onca içerik ‘salak-saçma’ ifadelerden oluşmuyor! Biri bunu bana anlatsın!

 

            CEP TELEFONU OPERATÖRLERİ ABONE SAYILARINI AÇIKLIYOR!:

            Alt alta yazıp topluyorsunuz: Ortaya, 70 milyonluk Türkiye’de ülke nüfusunun üzerinde telefon hattı olduğu çıkıyor! Yoksa vatandaşlar hem KENDİLERİ hem de KEDİLERİNE mi telefon alıyor!

            E, böyle ‘zeki’ kediler de ‘telefonu’ hakediyor ama… Değil mi?

            Hep sevgi ile kalın…

 

            (Bitmedi! Bu severlik, yazı şiir ile devam ediyor…)

 

* * *

 

            KENDİMİ ARIYORUM:

            Çevirme yok, basıyorum.
            Önce birkaç numaraya,
            Sonra da “ara” ya…
            Baz istasyonlar devrede!
            Ne data sentır kalıyor,
            Ne de santraller!
            Hatta, uyduları bile,
            Ben isteyince,
            Hem de ellerim ‘cebimde’
            Didik-didik ettiriyorum.

            Dört bir yanda arıyorlar:
            “Beni”.

            Dünyanın altını üstüne getiriyorlar,
            Bir saniyenin altında…
            Ve ‘beni’; benim için,
            Bulmaya çalışıyorlar.
            Sonunda; buluyorlar.
            Ama!

            Onlara, kötü haberi vermek düşüyor:
            Ben, ‘meşgul’müşüm!

 

            Onca teknolojisi alemin,
            Altını üstüne getirebilse de alemin,
            Beni, kendime getiremiyor!
            Ve halâ arıyorum, kendimi.
            Bulamıyorum.

 

            Bulan varsa bir zahmet;
            Linkini göndersin…

            (03 Mart 2012 Cumartesi)
            Murat SEVGİ

Berrin Çoruk Aksu bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne kadar iletişebilen bir ulus olduğumuz ortada yani, keyifle okudum yazınızı, selamlar...

Nuray Ors 
 10.03.2012 20:07
Cevap :
Yorumunuz için teşekkür ederim.  08.04.2012 21:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 369
Toplam yorum
: 214
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 1065
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

1969 doğumlu. Tasarımcı, endüstriyel otomasyon sistemleri için yazılım geliştiriyor. Yüksek öğren..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster