Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Nisan '14

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
458
 

Kemaliye (Eğin)

Kemaliye (Eğin)
 

Recep Yazıcıoğlu Köprüsü


Arabamız yüksekçe bir yere tırmanıyor burada çay içip dinleniyoruz. Önümüz iki bin metre kadar derinlikte bir vadi, bu vadinin sol yamacında Kemaliye’nin tek tük evleri ağaçlıklar arasından görünüyor. Bu evlerden biri var ki kartal yuvası gibi kayalara tutunmuş; Kemaliye’ye tepeden bakıyor. Bulunduğu yere nasıl yapılmış, anlamakta zorlanıyoruz. Yaptıran ne sıkıntılar çekmiştir; kim bilir? Karşıda Kemaliye’nin arkasında Munzur Dağları’nın mavimsi gri görünümü insanı büyülüyor. Güneşin altında göz kamaştırıcı pırıltılarla dağ, ta uzaklarda açıklı koyulu gölgelere bürünerek ufuklara uzanıyor, , ufukta gökle birleşiyor.  Yakın eteklerini sayılamayacak kadar çok, her biri başka renk ve biçimde, irili ufaklı dağlar ve tepeler çevi­riyor

Munzur Dağları’nın büyüleyici görüntüsünden kendimizi kurtarıp Kemaliye’ye yolunda ilerliyoruz. Bu küçük yerleşim merkezinin tek girişi hükümet konağının, bulunduğu meydana çıkıyor Dağların arasında kaldığından ulaşımı hep zor olmuş Kemaliyelilerin. 130 senelik rüyaları, dağların içinden yol açıp civar köylere, beldelere ulaşabilme umutları nihayet gerçek olmuş. 8 km. uzunluğunda bir yol açmışlar dağların içinden, tüm Kemaliye halkının çabalarıyla. Bu dağların içinden geçerek Sivas-Divriği’ye ulaşılıyor kısa yoldan. Geçilen yola ışık gelsin yol aydınlansın diye dinamitlerle pencereler de açmışlar. O pencerelerden 400–500 m. yüksekliğindeki kanyonları da izleyebiliyorsunuz. (İnternetten)

Kemaliye (Eğin) Karasu vadisine sıkışmış küçük, şirin kendine özgü özellikleri olan bir belde. Birçok evin yapısal dokusu bozulmamış ya da yapısal dokusuna uygun restore edilmiş. Kapıların üstünde de bayanların ve erkeklerin çalması için iki ayrı tokmak var. Tok ses (erkekler için) ve ince (bayanlar için) ses çıkaran tokmaklar… Böylece ev halkı zilin sesine göre gelenin erkek mi kadın mı olduğunu anlıyor. Gelen erkekse evdeki erkeklerden biri, gelen bayansa evin bayanlarından biri kapıyı açıyor. Yani eskiden öyleymiş; artık sadece kültürel bir simge ya da gelenek olarak yaşatılıyor.(İnternetten): Kemaliye (Eğin) girmeden Apçağa köyü var Yemeğe doyamayacağınız bir açık ekmeği var ki kokusuyla, tadıyla nefis. Fırının karşısında köylü ahşaptan bir imamevi yaptırmış, sanat eseri. Köyün girişinde tahta üstüne Ahmet Kutsi Tecer ’in şu dörtlüğü kazınmış:

''Orda bir köy var uzakta,                                                                                                   

O köy bizim köyümüzdür.                                                                                                 

Gezmesek de tozmasak da                                                                                                  

O köy bizim köyümüzdür.”

Kemaliyeli (Eğinli) köyünü seviyor. Hemen hemen her Kemaliyeli yılda bir kez köyüne gidiyor, köyünün insanıyla kucaklaşıyor. Köyünün suyunu içiyor, havasını soluyor.

Kemaliye’ye ulaşan yollardan biri Dutbeli dönemeçlerinden geçiyor. Dik, insanın yüreğini ağzına getiriyor... O yol boyunca arabayla  geçerken heyecanlı dakikalar yaşatıyor, Karasu Vadisi’ni ve Başpınar Köprüsü’nü görüntülüyoruz. Aşağıdaki fotoğrafta görülen iki vadiyi birleştirmek için köprü yapılması isteniyormuş. Vali Recep Yazıcıoğlu bunun için çok uğraşmış, devlet vatandaş iş birliğiyle bir köprü yapılmış. Ayşe Kulin ’in “Köprü” romanında anlatılan köprü işte bu (Başpınar Köprüsü)

Kemaliye’nin girişinde yol üzerinde bir iki incir ağacı. İncirler olgunlaşmış, bahçe sahibinden izin alıp birkaç tane koparıyoruz. Ege’ nin incirleri kadar lezzetli. İncirlerin tadına bakıp ilerleyince karşımıza Kemaliye çarşısı çıkıyor.. Sağda solda dut kurusu satanlar. Küçük bir meydan, meydanın çevresinde dut, pestil, orcik satan dükkânlar. Bir mısırcı, taze fındık da satıyor.

Hükümet konağı ,buranın en büyük yapısı. Meydanın biraz ilerisinde küçük bir parkın içinde parkla uyumlu belediye binası. Yanındaki lokantada, pilav ve çoban kavurma yiyoruz. Bakkallardan dut kurusu alıyoruz.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli hocam ,emeğiniz için sonsuz teşekkürler.

Şennur Köseli 
 22.04.2014 12:19
 

O Munzurun dağlarında ne çok gezmişimdir,keklik ötüşlerini dinlemişimdir.Tâaa uzaklarda,ovacaık gözelerinin döküldüğü Munzur çayında da ne çok aynalı sazan ve alabalıklar tutmuşumdur eskimiş zamanların dinçliğinde.Bir Zağge'si vardı ki yüksek yerden akıp gelen şelalenin dinlendirici sesinde kavurma ve yoğurt yerdik her gidiş ve dönüşlerimizde...Herşey yerli yerinde durur,akıp gitse de zaman,doğanın koynunda.Ne güzel günlerdi!... Öylesine yazmışsınız ki okuyan okuyucularınızı da yanında gezdirmişsiniz saki.Duru ve hoş bir anlatımla kısa da olsa güzel anlar yaratıp, ne güzel çağrışımlar yaptınınız bende de...Elinize,yüreğinize sağlık Hüseyin bey.Selamlarımla.

Abbas Oğuz 
 21.04.2014 14:54
 

"O köy bizim köyümüzdür..." Anadolu'yu içinden biliyorsun, ve çok iyi değerlendiriyorsun. Teşekkürler Sayın Başdoğan.

Erdal Ceyhan 
 21.04.2014 13:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 380
Toplam yorum
: 1290
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 2408
Kayıt tarihi
: 04.12.12
 
 

Hüseyin BAŞDOĞAN, 1942'de Malatya- Arapgir'de doğdu.Arapgir Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okul..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster