Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Nisan '14

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
12417
 

Kendin olmanın yolu “yokluk” tan geçer.

Kendin olmanın yolu “yokluk” tan geçer.
 

Bizi teslim alan güçsüzlüğün, mecalsizliğin sebeplerini anlayıp bulmak, idrak edip ta içimizde hissetmek, duygusallık ile değil duygularla ilişki kurmakla gerçekleşir. ..........


İnsanın tek bir amacı var;

Yokluk deryasına ulaşmak.

Bunu anlamak ve üstesinden gelebilmek.

Şimdi izninizle bu yazıda durumun ciddiyetine uygun yaklaşımlar yapmak niyetindeyim.

Elbette insanoğlu temel içgüdüleri ile arasına bir mesafe koyabildiği ölçüde insan olduğunu anlar, bunu bir şekilde ima eder.

İçgüdüler “Hayvan’a” aittir, insan ise “var oluş gayesine” uygun yaşama sevdasında , “özü” ne dönük ve ona aşıktır.

Kendi ile barışık olan insan, zaman içinde dalgalanmaları olsa bile artık emniyette, emin beldeye doğru güvenli adımlarla yol alır.

Kurda, kuşa yem olmaz.

Çünkü en dış yüzeyde mükemmel şekilde var olan ve mevcut potansiyeli açığa çıkaran İnsandan/Ademden  başka bir canlı türü yoktur.

Allah’ın insana bahşetmiş olduğu bir yeti, halife olmasının da bir göstergesidir.

İlk etapta insana köstek olan şeylerden; rahatlık, huzur, imkânsızlık gibi aşamalardan geçmek, cehalet batağından geçmek gerekir.

İmkânsızlıklarla yaşam sürmesine karşın, sürekli bilgiyi takip etmesi,  gelişmesine ve özüne bir adım daha yaklaşmasına vesile olur.

Bir tarafta kendine hâkim olamayacak şekilde içgüdüleri ile yaşamaktan zevk alan, geçmişi ile övünen, şiddete, tacize başvuranlar, diğer tarafta bütünlük normlarında yaşamaktan mutlu olan, geçici heveslerin peşinde koşmayanlar var.

Bu bağlamda ben, ayaklarımızı yere basıp doğrulmaya çalışabileceğimiz tek sağlam zeminin ‘insan olma’ arzusu ve bunun temelinde yatan ‘potansiyel’ olduğunu düşünüyorum.

Şayet her şeyi bir anda eline yüzüne bulaştırması muhtemel bireyler safında yer almak istemiyorsak, artık sorumluluk yüklenmenin zamanı gelmiş demektir.

Böylelikle, söz konusu his ve itirafla insanoğlu  farklı  hale gelebilir, atıl halde bulunan imkânları olumluya dönüştürebilir.

Bizi teslim alan güçsüzlüğün, mecalsizliğin sebeplerini anlayıp bulmak, idrak edip ta içimizde hissetmek, duygusallık ile değil duygularla ilişki kurmakla gerçekleşir.

Böylesine yaklaşımlar, bazı kavramları yeniden gözden geçirmemiz için cesaret verecektir.

Örneğin,“biz” olma kavramını!

Özetlemek gerekirse biresellikten kurtulup bütünlüğe yaklaşmanın bir göstergesi.

Bu aşamada maddi ve fiziksel basamakları fazlasıyla aşan bir başka şeyin varlığını, melekut boyutunu algılıyoruz.

Bahsini ettiğim şeyler yokluğa giden yolun nişaneleri oluyor.

Ve birden karşımıza çıkıyor.

Ayrıca madde boyutunun maddi kayıplarının benliğimizde çok önemli tahrifat yaptığını ve bizi giderek tabana/dışa vurduğunu açıklıkla söyleyebilirim.

Şimdi yapılması gereken tek şey, gün geçtikçe esnekleşen,  kayıplarla kahrolan, maddi ziyanları izlemekle günlerini dolduran bıkkın insanlar topluluğu olmaktan çıkıp, yokluğa giden bir boyutun varlığını hissetmek ve yokluk üstünde bir dengeyi tesis edebilmek olmalıdır.

Sevgili okurlar!

Belki bugüne kadar yaşamın kolaycılığından sıyrılamayıp bu felsefe ile ilgilenmedik, aklımıza bile gelmedi. Belki uğraştık da ama baş edemedik.

Umarım şimdi, parçalanarak güçsüzleşmekten, çirkinliklerinden, zaaflarından kurtulmuş bir insan olarak arzu edilen şeye, bir nebze olsun yokluk düzeyine yerleşmiş oluruz.

Kendi olmak isteyenin sevdiği ve istediği de bu değil mi?

Ahmed F. Yüksel

 

https://twitter.com/sufafy

 

https://twitter.com/AhmedHulusi

 

http://www.ahmedhulusi.org/

 

 

 

gülsen tunçkal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

O kadar doğru bir tespit var ki yazıda. O da şu; bu felsefeye bu güne kadar, bu yaşa kadar hatta kendimce, yaşamın kolaycılığından sıyrılıp gerekli ilgiyi gösterememek..Belki uğraştık, ama baş edemedik diyorsunuz; aynen benim halimin özeti… Elimden geldiğince, din ile, tasavvuf ile ilgilenip, her boş vaktimi bu bilgilerle değerlendiriyorum. Ama gelin görün ki, varlığım o kadar bariz şekilde ortada ki! İşin enteresanı, etrafımdakiler beni gayet iltifatlarla övüyor ve ne kadar az bencil olduğumu, iyi bir insan olduğumu vs. söylüyolar. Ama ben kendimi bildiğimden ve yokluğun çoook farklı bi şey olduğunu da, elbette biliyorum ki, tüm egom- benliğim capcanlı ortada. Ne desem bilemesem de size teşekkür etmek ve bu konuları bizlere açtığınız için saygılarımı sunmak istiyorum..

Cemile Vatansever 
 11.04.2014 16:43
 

İnsan olan özüne aşıktır! Bu durumda gerçek anlamda insan az denebilir. Şimdi sıra geliyor, bu az sayıdaki insanı ilgilendiren bilgilere. Emin beldeye doğru yol alır dediğiniz ‘’emin belde’’ çok farklı bir yaklaşım. Normalde mekanla ilgisi olmayan bu ruh hali bu yola çıkana en gerekli olan..Bunun kendimizle barışık olmakla bu kadar ilgisi olduğunu pek düşünemezdim açıkçası! Dalgalanmaları olsa bile, demek ki sonuçta bir şeyler kazanılacaktır. Benim dikkatimi çeken önemli deyim kurda-kuşa yem olmak oldu... Burada da aklıma özellikle Sayın Ahmed Hulusi’nin kitap ve söyleyişlerinde bahsettiği ‘’MÜLHİME BATAĞI’’ geldi nedense. Hani eskilerin ‘’Bu yolda nice başlar kesilir, hiç soran olmaz’’ dedikleri boyut olan mülhime.. Bu yüzden, burada anlatılanı kavramak ve dikkatli olmak lazım. Çünkü, yok olayım derken, içgüdüleriyle davranıp, kurda kuşa (bazı frekanslara, ya da bedene) yem olunabilinir…

Yunus Emre Başbuğ 
 09.04.2014 12:11
 

İnsanları ikiye ayırabiliriz; içgüdüleriyle yaşayanlar ve yaşamayanlar. Daha doğrusu ikinci bahsedilenin, kendisindeki insan olma potansiyelini açığa çıkaranlar diye tanımlayabiliriz, sizin deyiminizle. Fakat bu hiç de kolay değil. ‘’Bela’’ yazınızı hatırlıyorum da! Oradaki son kısımlar, yapmamız istenen tercih ve Beyazıt-ı Bestami’nin sözü..! Şimdi de işte bu bela ve sıkıntıların neden gerekli olduğunu anlıyoruz. Yok olmak için! Elbette buradaki YOKLUK: bedenin vs. kalkması, yahut bir yerlere kapanmak değil. Hep bahsedilen; VEHMİ BENLİĞİMİZİ( Ahmed HULUSİ), yani var saydığımız benliğimizin yok edilerek HALİFE özelliğinde var olan ADEM=ADAM=YOKLUK potansiyelimizin çıkması.

Zeynep Kayacan 
 07.04.2014 20:54
 

Bu sıralar en çok ihtiyaç duyduğum bir içerik okuduğum için çok mutluyum. Çünkü benim gibi kendi halinde yaşayan insanların dahi ister istemez, aşırı dışsallaşmak zorunda kaldığı bir seçim sürecinden geçtik. Bu tuhaf yılları, ileride bir torunum olursa ancak, ona anlatabilirim sanırım. Neyse, şimdi tasavvufun her ateşi serinleten kelimelerine ve akışına bırakmak istiyorum kendimi. Özellikle YOK OLMAK ve MELEKUT alemini algılamaya başlamak, çok ilgimi çekti. Aslında bizler halife olmanın bilincine dahi tam varamadık. Çoğumuz bunu hala dışarıda bir tanrıya adapte ederek düşünüyoruz. Oysa girişteki uyarılar bunun böyle olamayacağını hemen hissettiriyor. ‘’…mevcut potansiyeli çıkartan…..’’

Saniye Düzgün 
 05.04.2014 1:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 633
Toplam yorum
: 2054
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 9976
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster