Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Nisan '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
747
 

Kendine ait bir ev...

Kendine ait bir ev...
 

İnsanın kendine ait bir evi olmalı. Tek başına yaşayabileceği ve tek başına kalabileceği. Böyle geçiyor aklımdan zaman zaman...

Mesela bir kedi alabilmelisin evine. Şöyle yumoş yumoş avuç kadar bir kedi. Koltuğunda tek başına otururken ve akşamın ilk saatleri güneşin son ışıklarında ruhun yıkanırken dizlerine tırmanmaya çalışan ve bir türlü isim koyamadığın bir kedi...

Ya da istediğin gibi dağıtabilmelisin o evi. Bir yanda içilmiş çay bardakları, koltukların üzerine atılmış yorgun bir günün bittiğini anımsatan bir kazak... Televizyonun, kanepenin, masanın üzerine dağılmış gazete ve kitaplar gönlünce kalabilmeli orada bir de... Arada bir içinden çekip çıkarılmış kitaplar yüzünden eksik dişli bir ağıza benzeyen kitaplığına bakıp düşünmelisin sonra "kitaplığımın düzenlenmeye ihtiyacı var" diye.

İstediğin zaman sessiz ve ışıksız oturabilmelisin akşamın bir vakti. Yan odalardan televizyon sesi dolmamalı kulaklarına. Kendi sessizliğinin hesabını kimseye vermeden oturabilmelisin, bunun en doğal hakkın olduğunu düşünerek...

Berbat geçen bir iş günü sonrasında evine geldiğin vakit elin zile uzanırken yüzüne bir gülümseme yerleştirmek zorunda kalmamalısın. Tüm bezginliğinle anahtarı kilide sokup girebilmelisin evine. Sonra elinde ne var ne yok fırlatıp yığılabilmelisin koltuğuna.Akşam yemeği yemek zorunda kalmamalısın canın istemiyorsa... O gün yaşadıklarının hesabını bir kez daha yaşayarak vermemelisin sevdiklerine. Kendi çektiğin acıya onları ortak etmemelisin.

Yatağında geç saatlere kadar kitap okuyabilmelisin kimse sana "yeter artık gözlerin bozulacak" demeden. O kitabın derinliklerinde uykuya karşı koyarak yitip gitmelisin. Sonra rahatça ağlayabilmelisin kimse sana ilişmeden. Aptalca bir reklam müziğinde, kitaptaki en sevdiğin kahraman bir hiç uğruna öldüğünde ya da öylesine sinirlerin boşandığında kimseye sebebini anlatmadan ağlayabilmelisin...

Biliyorum tüm bu düşüncelerim, evde yalnız geçireceğim bir kaç günden sonra sabun köpüğü gibi uçuverip gidecek. Önce annemi özleyeceğim. Onun bana "yine mi çok sigara içtin" diye bağıran sesini bile... Ben ağlarken babamın gözünden dökülen yaşlara acıyan yüreğimi özleyeceğim sonra da... Anneannemin "kızım bu kadar çok okuma gözlerin bozulacak" diyen sesini... Sabah annemle babamın fısıltılarla tatlı tatlı konuşmalarını özleyeceğim biliyorum. Uyandığım vakit evi dolduran ekmek kokusu ve televizyondan yükselen neşeli şarkıyı özleyeceğim bir de...

Çünkü bileceğim ki; içimdeki insan sıcaklığının yeri yalnızlığa duyduğum özlemden çok daha büyük...

RESİM:Giuseppe Mariotti

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Fulya, ''öylesine sessiz bir akşamın kollarına usul usul bırakmışsın kendini'' duygusuyla yaşarken, bu kez de ''elin zile uzanırken yüzüne bir gülümseme yerleştirmek zorunda kalmamalısın'' duygu ve düşünce depreminde buldum kendimi. ''Kendine ait bir ev'' özlem ve düşüncesini, bireysel özyaşam hakkını başka hangi cümle bu kadar güzel ifade edebilir ki?!.. Yazıda özetlediğin çerçevedeki bir hayatı şikayet etmeden yaşıyorum. Geleneklerimiz aile evimizde, bize kimse yokmuş gibi yaşama olanağı vermiyor. Güleryüzünü ve yürek sevgisini katarak odamıza tabaklar dolusu meyve ve yemek, çörek, börek tabakları getirip götüren annelerimizin koruyucu anneliğinin, kollayıcı annelik niteliğinde olması; ''kol kırılır yen içinde kalır'' misali dertlerimizi de anlatmada pek de rahat olamamamız gibi duygular toplamı ''insanın kendi evi olsun'' düşüncesini haklı kılıyor. İşyerleri de böyle, el işinde ele gülmek de ağır gelir ruhlarımıza. Çok mutlu olmanız ve gönüllü gülüşlerle yaşamanız dileğimle

Cemal Hüseyin Çağlar 
 08.04.2007 23:30
Cevap :
Sevgili Cemal Bey, O sıcak yuvanın güzelliği bazen gözlerimizin çok ardında kalıyor da kendimize ait bir eve özlem duyuyoruz. Kendi içimizde yaşayıp gitmek, içimizde olan herşeyi kimseyi incitme kırma derdi olmadan evimizin duvarlarında yankılandırmak istiyoruz. Oysa insan sıcaklığı olmayan duvarlar nasıl da kendimizi geri veriyor bize kendi yalnızlığımızla baş başa bırakıyor bizi. Çok değerli yorumunuz için teşekkür ediyorum. Sevgi ve saygılarımla...  09.04.2007 9:51
 

Seni okumak büyük bir zevk.Bende isterdim tek başıma bir evde yaşayayım ama zor tabi, dediğin gibi.Özler insan...

Sinefilozof 
 04.04.2007 8:58
Cevap :
Sevgili Abdülkerim, Biliyor musun bazen içimizde yalnızlığa bir özlem uyansa da o sıcak yuvamıza dair özleyeceğimiz pek çok şey kalır aklımızda...Çok teşekkür ederim sevgilerimle...  04.04.2007 10:20
 

Gerçekten, yalnız yaşamak, insana iyi gelmiyor. Benmerkezci yapıyor. Kendini daha iyi tanıyabilmek için, kısa bir süreliğine, belki.

Aygün 
 03.04.2007 20:38
Cevap :
Sevgili Ali Bey, Kısa bir süreliğine belki...Hani bazen biraz yalnız kalayım, kafamı toplayayım deriz...Ya da hayatımızda olan herşeyden biraz uzak kalmak, onlara uzaktan bakmak...Ama kısa bir süre...Çünkü insan sıcaklığı tek vazgeçemeyeceğimiz şey..Sevgiler...  04.04.2007 8:52
 

Sevgili Fulya, yazın içimi ısıttı, çok teşekkür ederim bu güzel ve içten duygularını paylaştığın için. İşte insan ruhu böyledir, çok kez özgürce kanat çırpmak ister. Bazen de güvenli, küçük yuvasını özler. Dilerim her şey gönlünce olur. Hoşça kal.

Enfal Törün 
 03.04.2007 13:58
Cevap :
Sevgili Enfal Bey, Çok teşekkür ederim. Ruhlarımız bazen kanatlanıp uçmak istiyor ama aslında hep yuvasını özlüyor galiba. Çünkü yuvadan vazgeçemiyoruz. Dilerim herşey sizin de gönlünüze göre olur.Sevgilerimle...  03.04.2007 18:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 408
Toplam yorum
: 4068
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1061
Kayıt tarihi
: 17.06.06
 
 

Gazetecilik okudum... Ama gazeteciliği sırf yazabilme serüvenine bir adım daha yaklaşabilmek için ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster