Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Mart '20

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
114
 

Kentleşme ve deprem

Kentleşme ve deprem
 
Gazanfer ERYÜKSEL
 
 I
Değişim-dönüşüm olgusuna bakarken, topluma dayatılan “sıfır yeni”yi sorgulamak, aklın/belleğin medcezirinde olmazsa olmaz bir duruştur şüphesiz.
 
Annemin vefatından sonra kardeşim Canan’ın oturduğu Şirinevler-Mahmutbey’deki evdeyiz. Kimler yoktu ki? Ayten teyzen, eşi Seyfettin enişte, Aysel teyzem ve eşi Yaşar enişte… (Teyze eşlerine enişte derdik biz.) Bu canlardan bir Aysel teyzem kaldı yadigâr bize. 
 
Dördüncü katın balkonundayım. Sigara mı tütüyor, yoksa ben mi? Salondaki yokluğumu fark eden Ayten teyzem gelip, “İyi misin evladım?” diye sordu.
 
Soruya bir soruyla karşılık verdim. “Teyze burası neresi?” bedenim hemzemin geçitte kalsa da aklım ve ruhum makas değiştiremeyen bir vakitteydi hâlâ. 
 
Teyzem ise kızmıştı bana. “Neresi olacak, soru mu bu sorduğun? İstanbul işte…” dedi.
“Teyze, bu caddede İstanbul’la ilgili herhangi bir şey gösterir misin? Bitişik nizam apartmanlar. Burası İstanbul değil... Herhangi bir kasabada da görürüz bunları…” diye sorusunu cevapladım. 
 
Teyzemi daha da kızdırmıştım. “Saçmalama…” diyerek balkondan çıktı. 
 
Eskinin önem ve değerini bilmeyen, şeylerin hâlden hâle geçen sürekliliğinden uzak  “sıfır yeni” böyle bir trajediydi işte. Trajediyi daha da derinleştiren ise denizin içinde olup da denizi bilmeyen balıklardı. 
Olguya ülke genelinde geniş bir açıyla bakarsak verimli tarım topraklarına beton döken, Ege ve Akdeniz sahillerini turizme açıyoruz diye beton dökerek denizi halka yasaklayan bir süreçten geçiyoruz. Halk ağzıyla ayağına kurşun sıkmak bu olmalı. 
 
 II
Anlam, derin sızısıydı şeylerin körkuyusunda. Harf kazısıydı bu imlerin. Şeylere her bakış, kendi merceğine göre okur onları. 
 
Her bakanın yaptığı farklı tanımlar anlamsızı geometrik bir diziyle arttırırken, o derin sızı vurgun yemiş süngercidir artık. 
 
Kişiye, zamana, mekâna göre şeylerin algısı, tartısı değişirken dünya şu bizim biricik yaşam iklimimiz 23 derecelik bir açıyla bir gün, 24 saatte kendi etrafında dönerken, aynı anda bir yıl dediğimiz 365 günde etrafında dönüyor güneşin milyarlarca yıldır. 
 
Aynı miktarda su buharlaşıp bulut olurken, yine aynı miktarda su yağmur olup iniyor yeryüzüne. 
 
Nicola Tesla, düşünceyi, dünya ne kelime bir başka gezegene ışık hızından da hızlı gönderebileceğimizi söylüyordu bize. 
 
Kâinat, her an anlamı söylemekte bize, hiç şaşmayan bir gerçeklikle. Hangi şiirimdeydi acaba, ‘Aynayı ayna yapan sır biz miydik yoksa?’ diye sormuştum. Tanrı, bir olaya şahit istediğinde, birinin kalp gözüyle bakmasını sağlarmış. 
 
Anlam mı dediniz? En büyük anlam, dünyamızın 23 derecelik bir eğimle dönmesidir. Bilim insanları bir derecelik açı farkının dünyamızın sonu olduğunu söylüyorlar. 
 
 III
Doğanın bir parçası olan insanın, örneğin denizdeki balık sürüsünden farkı, birey olabilme boyutudur.  Bir diğer deyişle sürüye dâhil olmamak.  “Olmak ya da olmamak” hâli… Shakespear ustaya mahsus selam. 
Birey olmak / olabilmek tarih boyunca en çileli süreçlerinden biridir insanın. Ve tarih boyunca egemen güçler insanın birey olmaması için her şeyi araç olarak kullanmışlardır. Bu araçlar, egemenlerin kendi iktidarlarına hizmet içindir. Evet, egemen güçler tarih boyunca kitleleri yönlendirmek ve yönetmek için din kurumunu ustalıkla kullanmışlardır. 
 
20. yüzyıldan başlayarak bilim de tıpkı din kurumu gibi küresel çetelerin amaçlarına hizmet amacıyla denetim altında tutulmaktadır. Ortaçağ karanlığından çıkmanın ışığı olan bilim, tarihte bir dönemdir. Bilim artık istisnalar dışında finans kapitalin (emperyalizm-Siyonizm) emrindedir. Toplum yararı, halk sağlığı gibi kavramlar onların sözlüğünde yoktur. “Ne zaman oldu ki?” sorularınızı duyar gibiyim. 
 
 IV
Dünyamız bir süredir hemen her yerde depremlerle sarsılıyor. Deprem doğanın değişende değişmeyen ifade biçimlerinden biri. Babil kralı Hammurabi de kendi adını taşıyan yasalarda evi yıkılan biri için yasa maddesi söylemiş. (Ölüm tarihi M.Ö. 1750)
"Eğer bir mimar, bir adama ev yapıp, yapıtını sağlam yapmazsa ve yaptığı ev çöküp, evin sahibinin ölümüne sebep olursa, o mimar öldürülecektir." (Hammurabi Kanunları – 3. Mad.)
 
Bir fabrikada yangın çıkarsa itfaiyeye gece bekçisi telefon eder. Bu onun görev tanımında vardır. Ancak olası bir yangın için önlem almak yönetimin görev tanımına girer. Siz yangın yerine deprem yazın lütfen. 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 138
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 302
Kayıt tarihi
: 16.12.15
 
 

1952 Yılında İstanbul'da doğdu. Pertevniyal Lisesi'ni ve İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akad..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster