Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Aralık '13

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
933
 

Kerkük yine Kerkük! Teröre kurban mı Kerkük?

Kerkük yine Kerkük! Teröre kurban mı Kerkük?
 

Irak'taki Türkmeneli ('Turcomania').Harita1785 William Guthrie yapımıdır.


Türkmen kenti Kerkük yine terör saldırıları ile sarsıldı.
Otuz (30) ölü, yetmiş (70) yaralı var! 
 
İçlerinde 1970'lerde tanışarak tuz ekmek yediğim on beş kadar 'kardaş'lıklarımın da bulunduğu Türkmen kenti Kerkük yine terör saldırıları ile sarsıldı: Otuz  (30) ölü, yetmiş (70) yaralı var! 
 
Dün ‘sabah saatlerinden Kerkük Emniyet Müdürlüğü'nü hedef alan intihar saldırısında ilk belirlemelere göre (30) kişinin öldüğü, (70) kişinin yaralandığı’  belirtilmişti.
Bu konuda şu ana kadar başka bilgi yok.
 
Belli ki belirli odaklar söz konusu Türkmen kıyımını gizlemek için el birliği ile çalışıyor. Çünkü üç milyon kadar Türkmen'in yoğun olarak yaşadığı alanlardaki petrol kaynakları başta Erbil yönetimi olmak üzere Avrupa’nın sömürü alanıdır. Ne yazık ki Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Kerkük, Tavuk ve Tuzhurmatu il yönetimlerindeki çoğu makamlar Erbil'deki BKY'ce atanan kişilerin elindedir.
 
Musul ve Kerkük’ün güvenliği Türkiye’nin geleceğidir
 
Bilindiği gibi K. Irak’ta dolaşan o karanlık ve kirli eller Kerkük Petrollerinin İsrail’e ulaşan borularını değil Ceyhan’ın Yumurtalık Limanına gelen borularını sık sık bombalamaktadır. Yörede Arap ve K. Irak Kürtleri arasında siyasi gerginlikler olsa bile bu durumun kurbanı Türkmenler olamaz. Bu yüzden sorunun içerisinde yörede bütün egemenliği ele geçirmek isteyen etnik Kürtçü oluşumların varlığı ile onların uzantısı olabilecek terör odaklarının saldırganlıkları göz ardı olunamaz. 
 
Sanal ortamda bulunan bol kaynaklı bir araştırmada 'Irak Türkmenleri, Irak'ın kuzeyinden itibaren Telafer, Musul, Erbil, Altunköprü, Kerkük, Tuzhurmatu, Kifri, Kara Tepe, Hanekin, Mendeli ve Bağdat'ın güney doğusunda bulunan Bedre'ye kadar uzanan bir şerit üzerinde yerleşmektedir' açıklaması yer almaktadır.
 
ABD’nin hiç de adil bir karar vermeden yörelerde kurmuş olduğu Bölgesel Kürt Yönetimi olası ‘saman altından su yürütmek’ bakımından çok iyi sorgulanmalıdır. Kerkük’ü de içine alan o sözde yönetim nasıl çalışıyor ise son on yıldan beri hiç bir faili bulunamıyor Kerkük saldırılarının. Kısaca Kerkük'te ve Tuzhurmatı'da arkadan adam vurmaya ayarlı birilerinin zaferi olarak 'akan kan' başta Bağdat yönetimi ile Erbil yönetimi olmak üzere AKP iktidarınca da köklü bir biçimde engellenmek istenmiyor, diyorum kendi kendime.
 
Öte yandan söz konusu terör saldırıları geçtiğimiz yıllarda Bağdat egemenliğinde bulunan bir diğer Türkmen kenti Tuzhurmatı’da da pek çok can almıştır. Bana göre bu konuda başta KIBKY Başkanı M. Barzani kadar Bağdat Hükümeti başbakanı H. El Maliki de sorumludur. Belli ki gün olduğu gibi bugün de birileri o kirli ellerin odaklarını çok iyi gizliyor.
 
Yanı başımızdaki arkadan adam vurmalar için ne yazık ki TC DİB da o terör saldırılarını sanal ortamdaki alanından kınamakla yetiniyor. Oysa 2005'te Irak üçe bölündüğünden bu yana, tarihte hiç bir biçimde olmadığı gibi ne Türkiye'de ne de K. Irak'ta hiç bir yazıtı, kitabesi bulunmayan kendinden menkul Büyük Kürdistan düşleri kuran kimi kesimler için Türkmenler en büyük sorun. Çünkü Türkmenler özellikle K. Irak’ta en az üç milyon (3.000.000) çoğunlukta bir güç. Onların bu ezici çoğunluğu ne yazık ki Bağdat yönetimi kadar Erbil yönetimince de görmezden gelinerek bazı nüfus oyunları ve illerin yönetimlerindeki Arap ve Kürt yetkililere verilmiştir.
 
Azınlık olduklarını düşündükleri Türkmenlere verilen görevler ise bir il yönetimindeki bazı yardımcılıklardan ve bir kaç müdürlükten öteye gitmemektedir. Onları çekemeyen nice alçaklar çeşitli nüfus oyunları ve onları göçe zorlamak bakımından her türlü işe kalkışıyor. Bu yüzden başta ABD olmak üzere Bağdat Hükümeti de onların Erbil’den bağımsız bir güvenlik gücü oluşturmasını istemiyor. Nice kıyımları da içeren sinsi saldırılardan hiç bir aydınlığa kavuşturulamadığına göre ortada bir danışıklı dövüş sarmalı var demektir.
 
Kuzey Irak uzun çağlardan beri Türkmenler'indir
 
Irak Türkmenleri başlıklı bir araştırmadan almış olduğum yukarıda gördüğünüz harita 1785 yılında William Guthrie yapımı olup üzerinde bütün K. Irak'ı kapsayan 'Turcomania' (Türkmeneli) yazısını da bulundurması bakımından çok önemli bir belgedir.(W. Guthrie: A New Geographical, Historical and Commercial Grammar 1785). Bu haritaya bakıldığında bugünkü Erbil, Kerkük ve Süleymeniye illerinin Türkmeneli (Turcomania), Musul çevresinin Diyabakır olduğu göze çarpıyor. Yine bu haritada 'Curdestan'(Kürdistan) olarak adlandırılmış bulunan toprakların İran'ın güneybatısında yer aldığını görüyoruz.
 
Oysa onların varlığı Abbasilerin kuruluşundan beri bilinmektedir. Onlar ünlü Türk kenti Samarra'yı (836) yılında Abbasi Hilafet Devletinin başkenti Bağdat'ın Araplar ile Farslara karşı güvenliği için kuran Oğuz Türklerinin torunlarıdır. Bu bağlamda 'J. H. Kramers, '12. yüzyılda Kerkük civarının, başkenti Erbil olan Türk beyliği Begtekinlilerin idaresinde' olduğunu İslam Ansiklopedisi'nde belirtmek suretiyle, bölgedeki Türk varlığının Osmanlı Devleti'nden önceye dayandığını vurgulamaktadır' açıklaması da umarım onlara ilgi duymak istemeyen TC DİB ile onların ağzının içine bakan kimi yazarların da ilgisini çekecektir.
 
Son gelişmeler ışığında yalnızca Kerkük değil başta Musul olmak üzere Osmanlı Devletimizin bölünerek parçalanmak üzere iken son Meclis toplantısında almış olduğu Misak-ı Milli (Ulusal Yemin) olayını yeniden çok iyi değerlendirmek gerekmektedir. Bu konuda çok dolaylı girişimlerde bulunduğu gözlenen AKP, Ortadoğu siyasetinde olduğu kadar bölünmüş Irak’ın Bölgesel Kürt Yönetimi ile parçalanmanın eşiğindeki Suriye’nin kuzeyine ağırlığını koyan PKK uzantısı PYD ile El Kaide bağlantılı birkaç terör örgütünün ‘kardeşi kardeşe kırmak’ peşinde yapmakta oldukları yanlışlıkları ne yazık ki bugüne kadar durduramamıştır. Bu açmazın içerisinde Ortadoğu’nun ikinci dev petrol ülkesinin Bağdat Hükümeti ile Şam yönetimi karşısında düşülen bazı çekişmeler yok mudur? 

Osmanlı’nın Musul, Bağdat ve Basra vilayetleri ne oldu?

ODTÜ Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Başkanı tarihçi Prof. Dr. Recep Boztemur ile gazeteci Şenay Yıldız’ın Musul-Kerkük masada kaybedilmedi (2012) başlıklı sohbetindeki ‘1918 tarihli Misak-ı Milli Musul ve Kerkük'ü kapsıyordu ama petrol nedeniyle çok büyük pazarlıklar oldu, kavgalar edildi, isyanlar çıktı. Mondros Mütarekesi'yle birlikte Osmanlı 30 Ekim 1918'de silah bıraktı. 1917'de Bağdat'ı ele geçiren İngiltere'ye ait Hintli birlikler, Mezopotamya'nın kuzeyine yürüdüler. Daha Musul'a gelmeden Mondros Mütarekesi oldu. Ama bu birlikler iki hafta kadar daha devam edip Musul'u ele geçirdiler. Osmanlı İmparatorluğu durumu protesto etti. İngilizler 'Mütarekenin imzalandığını bilmeden askeri birliklerimiz devam etti' gibi bir büyük oyunla buraları ele geçirdi, sonra da çıkmadı…'Musul-Kerkük masadaki pazarlıklarda değil, Birinci Dünya Savaşı sürecinde yitirildi. İngilizler Filistin'i 1917'de işgal ettiğinde Osmanlı zaten Filistin'in kuzeyine çekilmiş ve buraları gözden çıkarmaya hazırlıklıydı' açıklamasına bağlı olarak öncelikle Kerkük’te akan kanının durdurulabilmesi için bazı sorunların boyutlarını yeniden gözden geçirmek gerekiyor sanırım.

Irak’ta ve Türkiye’de Kürtler neden kışkırtıldı?

Hakkında ciltler dolusu araştırmalar bulunan Musul Kerkük Petrolleri üzerinden kopartılan fırtınalar konusunda da sözü yine Prof. Dr. Recep Boztemur’a bırakalım:

Lozan Anlaşması'na gidildiği zaman İngiltere 1918'den geldiğini iddia ediyordu. Kurtuluş Savaşı'nı görmüyor, görmek istemiyordu. İsmet Paşa'ya 'Biz Mondros ve Sevr'den buraya geldik' dediler. İsmet Paşa da 'Hayır, ben 9 Eylül 1922'den geldim' dedi. Sınırlar konusunda büyük mücadele oldu ama iki şey belirlenemedi: Birincisi sonradan Montreaux ile çözülecek olan Boğazların durumu, ikincisi de Musul meselesi. Önce Türkler ve İngilizler 9 ay kendi aralarında konuşacak, İstanbul Konferansı yapılacak, anlaşmaya varılamazsa sorun Türkiye'nin üye olmadığı Milletler Cemiyeti'ne devredilecekti. Fakat bu arada Anadolu'da Şeyh Sait ve Hakkari'de Nesturi isyanları çıktı ve İngilizler tarafından desteklendi. 

Peki, nasıl oldu da bu kadar kısa bir sürede yöredeki çok eski (kadim) bütün etnik toplulukları bir yana iterek sadece M. Barzani'ye bağlı bir Kürt nüfusu başlı başına bir Kürt Özerk bölgesi kurabildi? İngiltere’nin Osmanlı Devletimizi bölerek parçalamaya çalışmasının son perdesinde, kendince bazı nedenler de öne sürerek onun mirasçısı gibi öncelikle Irak’ı işgal ettikten yedi yıl sonra çekip ABD, şimdi bölgedeki çatışmaları uzaktan seyretmeye başladığına göre bu oluşumlarda payı olmadığını kim söyleyebilir?

Bu konuda ne ABD Hükümetleri ne Bağdat Hükümetleri ne de Irak'ta olan bitenlere 2003 Mart Tezkeresi ile sırtını dönmüş olan AKP İktidarı hiç de masum sayılamaz.  

K.Irak üstünden tüm Kürtleri kontrol çabası

Gelinen çok yönlü çatışa ortamının daha iyi anlaşılabilmesi için Prof. Dr. Recep Boztemur’un son gelişmeler bağlamında ‘Türkiye Irak ve Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunma politikası devam ediyor. Ancak Maliki'nin baskıcı Şii politikalara yönelmesiyle beraber Türk hükümeti Kuzey Irak'la yakınlaştı. İkincisi, Türkiye Kuzey Irak'ın bir süredir Batılı devletlerle imzaladığı petrol anlaşmalarının dışında kalmak istemiyor. Üçüncüsü, 2011 yazından itibaren Tahrir'de sokağa çıkanların iktidarı siyasal İslam tarafından kontrol altına alındı ve bu kitleler değişimin laiklik, eşitlik, özgürlük çerçevesinde olacağı umudunu yitirdiği için Türkiye'ye olan destek azaldı. O nedenle kendisine en yakın Kuzey Irak'ı görüyor. Bu yakınlaşma sanıyorum Türkiye'nin çok korktuğu Kuzey Iraklı Kürtlerle Suriye'deki Kürtlerin birleşip, Türkiye'deki Kürtler hakkında Türkiye'ye tehdit oluşturması endişesini de önlemeye yönelik.  Sanıyorum Türkiye Barzani'yi kontrol ederse, bütün Kürt hareketine de hami olabileceğini düşündüğü için Kuzey Irak'la yakınlaştı’ sözleri hiç de yabana atılabilecek gerçekler değil gibi geliyor bana.

Görülen o ki terör odakları ile onlara yardım ve yataklık yapan Türk ya da Türkmen düşmanları birbirlerine gizliden gizliye ‘ben görmemiş, duymamış olayım’ diyerek ‘idare-i maslahat’ peşinde değil midir dersiniz?

 
Bakan Davutoğlu Kerkük konusunda şimdi nerede?
 
Özallı yıllarda da bu tür oyunlara kurban edilen ve ses çıkartılmayan bu sorunlar ne yazık ki AKP’li yıllarda da hiç değişmedi. Değişik baskılardan dolayı bir buçuk yıl kadar önce Kerkük’e gidip geldikten sonra, ‘75 yıl aradan sonra Kerkük'e gelen ilk Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı olmanın gururunu yaşıyorum’ diyen DİB A. Davutoğlu şimdi nerelerde bilemiyoruz. Kısaca ne DİB A. Davutoğlu’ndan ne de Ortadoğu siyasetinde başı çekmeye çalışan Başbakan Erdoğan’dan bir ses var. Geçmiş yıllarda ve aylarda olduğu gibi bugün de böyle oldu!
 
Unutmayalım ki Bağdat’tan yukarıda Musul ve Kerkük Petrolleri dâhil bütün K. Irak’ta egemenlik taslamak isteyen Erbil yönetimi bence hiç de masum değildir bu olaylar bakımından. Öyle ki Türkmenler, Asurlar, Nasturiler ve Süryaniler üzerinde baskı kurarak onları Kürtleştirme siyasetlerine kurban olarak seçen çakma siyasetçiler ile onların maşası olarak her türlü sindirme, yol kesme, suikast, bombalama, adam kaçırma gibi sinsi yollar deneyen ikiyüzlülerin tez elden teşhis edilmeleri gerekmektedir.
 
Irak Türkmenleri sözde Büyük Kürdistan düşüne kurban edilemez
 
Dünyanın neresinde olur ise olsun hiçbir toplum ne terör saldırıları ne faili meçhul cinayetler ne de kimilerinin hayali haritaları için sinsi terör saldırılarına kurban seçilmemelidir. Bu nedenle K. Irak’taki Erbil yönetimi ile o yörelerde konuşlandığı çok iyi bilinen adı belli terör örgütünün Büyük Kürdistan düşü bağlamında giriştiklerini sandığım bu gibi terör saldırılarının önlenmesi bir insanlık görevidir.
Bu bir siyasi sorumluluktur.
 
Kerkük’te çoğunluğu Türkmen olan yaklaşık (1.400.00) kişi, saldırış biçimleri ile çok belirgin bir terör örgütünü çağrıştıran bir avuç sergerdeye teslim edilmemelidir. Bu yüzden eğer kendi gücü yetmiyor ise ki bugüne kadar gördük neler yapıp yapamadığını, TC Hükümeti tez elden BM’e çağrıda bulunarak K. Irak’ta öncelikle Türkmen kardeşlerimizin korunmasını ve yörenin terör odaklarından temizlenmesini istemelidir.
 
AKP Hükümeti bu gibi insani ve siyasi sorumluluklarını yerine getirmekten uzak durur ise kendisine yöneltilecek bazı ağır eleştiriler karşısında kendisini nasıl savunacaktır? Dün yaşanılan ve yakında daha da şiddedlenebilecek Irak Türkmenleri ile Musul Kerkük Petrolleri ve Kuzey Suriye silahlı siyaset dayatmaları ve Batı yandaşlıkları bağlantısında kendilerine yeni makamlar arayan birilerinin sözde Büyük Kürdistan düşüne kurban edilmemelidir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 994
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster