Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Kasım '11

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
792
 

Kına yakalım!

Kına yakalım!
 

RESİM INTERNETTEN ALINMIŞTIR.


Garip huylarım var. Hepiniz gibi. Hepimiz gibi. Herkesin garip huyları vardır değil mi? “Benim garip huyum yok” diyebilen var mıdır?

Ne yalan söyleyeyim, garip huylarımı kendim fark ediyorum çoğu zaman. Başkasının söylemesine gerek kalmadan. Hayretler içinde kalıyorum. Bazen de, yaşanan olumsuz tecrübelerin hayatıma kattığı ve diğerlerine garip gelse de benim tercih ettiğim alışkanlıklarım var.

Mesela saç boyamak. Garip gelmiştir, saç boyası için harcanan zamanı hesaplayınca. Hafta sonu topu, topu iki gün. Toplam da eder 48 saat. Saç boyatmak için git kuaföre. Hadi ki randevun var. Yine de içeri girer girmez başlamazlar senin işine. “Bir kahve ikram etsek, sizden önce gelen hanımın işi bitmek üzere” klasik ağızlar. Elinize tutuşturulan bir dergi ve yaklaşık on beş, yirmi dakika geçer.

Yüzünüz biraz değişir, keyfiniz kaçar. Sizin içinde bulunduğunuz durumda, gözlerinden asla kaçmaz. Ne şiş yansın, ne kebap. Yanınıza çalışan bayanlardan birisi gelir, sürekli gittiğiniz kuaförse ki, genellikle bizler aynı kuaförü tercih ederiz. Başlar sohbete, çocuklar, iş, ev, günlük hayat derken geçti mi yarım saat.

Afaganlar basar, sıkıntıdan isilik geçirirsiniz. Üzerinizdekileri çıkartmış ve kendinizi kaybetmiş bir halde elinizdeki dergiyi bırakıp randevunuz olan kuaförü delici gözlerle süzmeye başlarsınız.

Küçük adımlarla yanınıza gelir, kısık bir sesle ve sanki sırdaşınızmış gibi, kulağınıza eğilir, “Ay, kusura bakmayın ne olur. Geçenlerde, çıraklardan birisi hanımın saçını kesmiş, beğenmemiş, ilgilenmek zorunda kaldım” der.

E, bizde eşek değiliz. Huzursuzluk çıkartan olmaktansa, sessizliğinizi korumayı yeğleyip, anlayışlı olmaya çalışır ama cevap vermektense, boğazınızdaki düğümlerin çözülmesine izin vermemek adına, başınızı anlayışlı anlayışlı sallarsınız.

Evden çıkarken iki saat sonra dönmeyi planlarken, yetiştiremeyeceğiniz işlerinizi düşünüp fenalıklar geçirir, dershaneden gelecek çocuğunuzun servisine yetişemeyeceğiniz için komşusunu arayıp ezilerek almasını ve eşinizin çocuğu gelip alacağını söylersiniz.

Akşam için yaptığınız programı daha ilk saatlerden sekteye uğratan kuaförünüzü bir domates gibi patlatıp aynadan akan yüzünü hayal ederek hırsınızı yenmeye çalışırsınız.

Tam, onunla işinizi bitirmek üzereyken çıraklardan biri yanınıza gelir ve “Saçınız temiz mi?” sorusunu sorar. Cevabı beklemeden, elini saçınızda gezdirip, “Sizi, yıkamaya alayım” der.

Madem elinle anlıyorsun, neden soruyorsun? Sabırla yerinizden kalkar, yıkama koltuğuna oturursunuz. Kafanızı lavaboya yaslamadan, omuzlarınıza havlu serilir. Nihayet saçınızı yıkamaya başlayan kalfa, yavaş hareketlerle saçınızı sabunlamaya başlar. Bir yandan da karşı tarafta işin bitmesini kollamak amacı ile yan gözle kuaförünü süzmektedir. Onun yavaş hareketleri ömrünüzü yer bitirir. Alıp kafasını lavaboya sokmak için dayanılmaz bir istekle gözleriniz kızıla dönmüştür. Nihayet, karşı tarafın işi biter ve kalfa da saçınızı hızlı yıkama moduna geçer.

Dikkat, demeye kalmaz ve kulağınıza dolan suyla neye uğradığınızı anlayamazsınız. Kafanıza havluyu sararken, kulağınıza kaçan suyu çıkartmak için tek ayak üstünde, havuz başında gibi zıplarsınız. Şaşkın ifadeyle sorar “Pardon, su mu kaçtı?” Ellinin körü, körünün kökü. Elli defa söylemiştim, orta kulağımda sorun var. Su kaçırmayın diye.

Bu sırada telefonunuz yangın yerinde gibi çalar. Eşiniz eve gelmiş ve çocuğu komşudan almıştır. Ne yerdirsin şimdi. Kafanız kafan, kulağınız zonklar ama eş beklemez. “Hayatım, dolapta şunlar, bunlar var.” Yok anlamaz. “O zaman, dışardan bir şey söyle, aperatif bir şeyler atıştırın, geliyorum.” Aslında cevaba kendiniz de inanmazsınız. Şu durumda saçınızı boyatıp, akşam ki programa yetişmeniz imkansız gözükmektedir.

Kuaför, yaşadığınız sinirsel gerginliğin farkındadır. Hemen boyama işlemine geçer. Saçınızı hızla boyar ve bekleme süresi için de kurutma makinesini kullanarak işinizi çabuklaştıracağını söyler. Biraz rahatlamış olsanız da gerginlikten tam manasıyla kurtulamadan, kurutma makinesine girersiniz. Kulaklarınız kızarır, yaşadığınız sinir harbi yüzünden yükselmiş olan vücut ısınız daha da artar. Her yanınız zonklar, ama olsun. İşinizi bir an önce bitirip eve dönme telaşının yanında katlanmayı yeğ tutarsınız.

Şükür, kafanız kurumuş ve boyanız tutmuştur artık. Son yıkama ve parlatma işlemini de yarım saat saysanız, tamamdır. Yıkanmış, kafanızda havlu aynanın karşısında oturursunuz. Kafanızın açılmasıyla, yüzünüz renkten renge girer ve ne olduğunuzu anlayamazsınız.

Saçlarınız, her zaman ki renkle alakası olmayan bir tonda boyanmıştır. Feryadınıza kuaför yetişir. O da ne? Kalfa yanlış boya hazırlamış. Kuaförü en başta domates gibi patlatmadığınıza pişman, bu saçla akşam bir yere gidemeyeceğiniz gerçeğini eşinize anlatamayacağınızla kala kalırsınız.

Kışsa iyi, şapkayı kafaya geçirip kimseye görünmeden eve dönme şansınız var. Sinirle kapıyı açıp içeri girersiniz ki, eşiniz giyinmiş ve çocuğu bile hazırlamış. Bak sen şu kaderin cilvesine. Yalvarsanız olmayacak şey, olmuş.

Sinirden ağlamaya başlarsınız. “Hayatım neyin var? Birisi mi sataştı?” Doğal olarak, eşinizin aklına sizin yaşadınız olumsuzluk hariç her seçenek gelmektedir.

Şapkayı çıkartıp saçınızın rengini gösterip dövünürsünüz. “Aa, bak sen. Şimdi buna mı üzülüyorsun? Gayet güzel, nesi var saçının canım? Yakışmış sana” Zavallı elinden gelen çabayla akşam yaptığınız programa yetişmek hayalini suya düşürmemek için anlatır durur. Yok, olmaz. Asla böyle çıkamazsınız dışarı.

Başlar bir tartışma, çocuk ortada telef. Ne olduğunu anlayamaz zavallı. Siz ona, o size verip veriştirirsiniz. Elinize geleni ardınıza koymazsınız.

Siz bir odaya, o bir odaya. Çocuk televizyonu açar oturur çaresiz. Evde bir ölüm sessizliği.

Yemeğe çıkacağınız arkadaşınızı ararsınız, anırarak durumu anlatırsınız. E, o da bir kadın olarak sizi anlar. “Sıkma tatlı canını, gitme bir daha. Seni benim kuaföre götürürüm yarın. Düzeltirler canım.” Kadın, kadını anlar.

Eşinizle aranızı düzeltmeniz en az bir hafta. O mu atacak bir adım, siz mi atacaksınız o da belli değil. Sıkıntı ve huzursuzlukla geçecek günler.

Sabah başlayan o güzel ve mutlu aile saadetinin geldiği duruma bakın. Durun, durumu bırakın sebebine bakın.

Bir kuaför ve kalfanın hayatınızı nasıl da zehir ettiğine bakın. Dış etken dedikleri bu olsa gerek.

Her kadının bu türden bir iki tecrübesi olur sanırım.

İşte bu yüzden, ben kuaförlerde saç boyatma kısmına fena kasılıyorum. Hiç mi hiç istemiyorum saç boyatmak. Bu konuda saplantılıyım. Saçlarım beyazlamaya başladı. Yaş kırkı geçti. Gel zaman, git zaman. Manikür, pedikür, kaş ve bıyık işleri için gittiğim kuaför bile gıcık olmaya başladı beyazlarıma.

Ben boyatmamakta direniyorum. O, boyamak için gayret sarf etse de başarılı olamamanın hırsından bana sinir oluyor.

Düşündüm ve kendimce bir çözüm bulmak üzere başladım araştırmaya. Boyanın, yılda 13 adetten sonrasının kanser riskini yükselttiğini okumamla boyaya karşı antipatim başka kulvarlarda devam ederek artmaya başladı.

Beyaz saçlarımı arkadaşlarım her gördükleri yerde “Seni yaşlı gösteriyor, boyasana” şeklinde aşağılamalarla beni taciz etmeye başladı.

Aklıma babaannem ve onun saçlarına koyduğu kına geldi. Araştırdım, doğaldı ve yararlıydı saç için. Annemden kınanın nasıl konulacağını öğrendim. Artık saçlarıma, eski usul toz kına yakıyorum. Çok güzel bir renk alıyorlar.

Her ne kadar, kafama kına koyunca geceleri beni koridorda gören kediler ve çocuklarım karanlıkta irkilse de, kafamda bir Simpson kulesiyle yatmaya dahi alıştım. Akşam koyuyorum, zira kafam ağır tarttığı için yandan çarklı oluyorum yürürken.

Yıkadıktan sonraki keyfime diyecek yok. Kadının geleceği günün gecesi koyuyorum kınayı. Gece kuruyor ve toz toz dökülüyor.

Işıltısı ve rengi muhteşem oluyor. Kulağıma su kaçtı derdi yok, boyanın rengi tutmadı derdi yok. Zaman kaygısı da olmuyor artık profesyonel oldum. Çabucak koyabiliyorum.

Bundan iyisi, Şam’da kayısı. Hep birlikte kına yakalım.

Denemesi bedava…

Sağlıkla ve mutlu kalın 28/11/2011

Gülay Mustafaoğlu

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Yılda 13 kezden fazlası..."kısmına takıldım.Dehşet içindeyim.Zira 18 yaşından beri ırsi sebeblerle tamamı beyaz saçlarımı yılda yaklaşık 18 kez boyatıyorum. Bu durumda hakkınızı helal edin demek lazım sanırım.

SERAP DÜZGÖREN ARI 
 29.11.2011 18:20
Cevap :
Merhaba Serap Hanım, Ne size, ne de yazıyı okuyan diğer insanlara korku vermek değildi amacım. Kendi korkumdan yola çıkarak kınaya olan dönüşümü anlatmaya çalıştım. Genelleme yapmamak gerekir böyle durumlarda. Lütfen sizde kötü düşünmeyin. İyisini isteyip, iyisini bulalım. Sağlıkla ve mutlu kalın  30.11.2011 9:55
 

Saçlarıma istediğim boyayı alıyor ve kendim boyuyorum. En güzeli bu! Hakikaten kuaförlerde carlayamazsan evde sana carlayacak biri mutlaka bulunur. Yazınız güzeldi, anlatımınıza sağlık. sevgiler

Berrin Çoruk Aksu 
 28.11.2011 19:42
Cevap :
Teşekkür ederim Berrin Hanım. Haklısınız, en güzeli bu. Elimden geliyorsa, ele vermiyorum. Sağlıkla ve mutlu kalın  29.11.2011 11:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 245
Toplam yorum
: 257
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 681
Kayıt tarihi
: 11.03.09
 
 

Buradayım işte. Yaşamın tam içinde. Her anın benim olduğunu bilerek. Yaşamın sadece "Şimdi" olduğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster