Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Temmuz '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
8733
 

Kırkpınar Yağlı Güreşleri ve Ağalığı

Kırkpınar Yağlı Güreşleri ve Ağalığı
 

" İki yiğit çıktı meydane, ikisisi de birbirinden merdane..."


Kırkpınar yağlı güreşleri adını bugün ülkemizde yediden yetmişe bilmeyenimiz yok gibidir. Her yıl tekrarlanan bir gelenek olan bu ata sporumuzun tarihsel geçmişi pek sorgulanmaz. Merak ettim araştırdım. Bakın bu yıl 647. si düzenlenmiş olan tarihi Kırkpınar yağlı güreşlerinin bilgileri neler?

Olimpiyatlardan sonra en eski spor müsabakası olan Kırkpınar yağlı ülkemizde tam 647 yıldır yapıla gelen bir spor dalı olmuş ve ata sporu sıfatını hakkıyla kazanmıştır. Bu güreşler ile ilgili birçok söylenti olmasına rağmen, en çok yaygın olarak bahsedileni şudur: Rumeli’nin fethi (1356-1357 ) sırasında Orhan Gazi’nin kardeşi Süleyman Paşa 40 askeriyle Domuzhisarı Kalesi ile birlikte birkaç kaleyi de ele geçirir. Bu birlik geri dönerken, bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan Samona’daki savaş yapmadıkları ve mola verdikleri günlerde zamanlarını aralarnda çeşitli sporlar yaparak değerlendirirlermiş. Bir keresinde güreşe tutulan 40 yiğit içinden ikisi güreşe tutuşurlar ve yenişemezler. Daha sonra iki güreşçi bir Hıdrellez gününde (6 Mayıs) yeniden güreşe tutuşurlar. Güreş sabah erkenden başlayıp gece yarısı iki güreşçinin ölümüne kadar sürer. Arkadaşları tarafından orada bulunan bir incir ağacının altına defnedilirler. Yıllar sonra arkadaşları aynı yere tekrar geldiklerinde iki pehlivan arkadaşlarının gömülü oldukları yerde temiz ve gür pınarların şırıl şırıl aktığını ve bugünkü Kırkpınar çayırlığı’na doğru aktığını görürler. Bunun üzerine o yer “Kırkpınar” olarak adlandırılır ve arkadaşlarının anısına başlayan güreş karşılaşmaları, her yıl hıdırlez günü başlayacak ve daha sonra I. Murat Edirne’nin alınmasından sonra, Edirne’de bir güreşçiler tekkesi kurmuş ve bundan böylede her sene güreş yapılması bir gelenek haline geldi. Böylece “Kırkpınar Yağlı Güreşleri” adıyla günümüze kadar geldi.

Tarihi Kırkpınar Güreşleri Türk Milli tarihimizin en iyi korunan örneklerinden biridir. Tam 647 yıldır sürdürülen bu gelenek, şenlik havasında yapılır. Kırkpınar şenlikleri ve Kültür Etkinlikleri bir hafta sürer. Şenlikler kapsamında çeşitli folklor gösterileri, fuarlar, sergiler, güzellik yarışmasıyla yöresel yemek yarışmaları düzenlenir. Yurtdışından çeşitli ülke gruplarının katılımıyla uluslararası bir renklilik de kazanan şenliklerin son üç gününde yağlı güreşler yapılır. Büyük, orta, başaltı ve baş boylarında güreşen pehlivanlardan, baş güreşenlerin birincisine "başpehlivan" unvanı ve altın kemer ödülü verilir. Kırkpınar yağlı güreşleri mekânları da tarihseldir. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sonrasında Kırkpınar Yağlı Güreşleri, bugün Yunanistan sınırları içinde kalan Samona köyü civarında bulunan Kırkpınar Çayırı’ndan Edirne-Mustafa Paşa yolu üzerinde yer alan Virantekne mahalline taşınmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra güreşler Edirne’nin Sarayiçi bölgesinde yapılmaktadır.


Kırkpınar Yağlı Güreşleri Hıdrellez'den üç gün önce başlardı ve güreşlerin vazgeçilmez sembolü Kırkpınar Ağası'dır. Kırkpınar ağası, ortaya konan koça açık artırmada en fazla parayı veren kişidir ve bu ağalık unvanı ile bir sonraki yılın güreşlerini organize eder. Ayrıca Kırkpınar şenliklerinde ve güreşlerde yarışmaları kazananlara ödüllerini verip misafirleri ağırlarmış. Eski ağalık sisteminde de, şenliklere gelen misafirler, yanlarına değerli hediyeler alarak gelirlermiş. Bu hediyeler canlı ise, ağa çadırının girişine bağlanırmış. Canlı hayvan getirmeyenler, ağanın üstünde oturduğu kuzu postunu kaldırarak oraya para bırakırlarmış. Böylece konuklar ağaya yük olmazmış, destek çıkmış sayılırlarmış. Ağada bu gelen hediyelerin bir kısmını derece alan pehlivanlara dağıtırmış. Bu sistem tarihimizin hemen hemen her döneminde Anadolu’nun pek çok yöresinde görülen bir tür imece usulü aslında..


Bir kuzunun mezadında en çok parayla kuzuyu satın alanın ağa olarak kabul edildiği Kırkpınar kültüründeki ağanın seçilme süreci yazılı kaynaklarda şu şekilde anlatılıyor:


''Gelenekler çerçevesinde Hıdrellez'den üç gün önce başlayan Kırkpınar Güreşleri'nde Kırkpınar Ağası, Hıdrellez'den bir hafta önce ağa çadırını, pehlivan ve misafir çadırlarını kurdurmaya başlardı. Güreşlerin üçüncü günü ise Kırkpınar ağası tellala bir kuzu verir, mezat başlardı. Gelecek sene kim ağa olmak istiyorsa onlar müzayedeye katılırdı. Şimdiki gibi para verilmezdi, esas olarak kimin ağa olacağı önceden kararlaştırılmış olurdu. Gerçekleştirilen mezat sonunda kuzu hangi ağanın önüne konursa, bir sene sonra ağa o olurdu.''

1928 yılında Türkiye'de meydana gelen ekonomik kriz nedeniyle ağalığa talip çıkmaması üzerine organizeyi Kızılay ve Çocuk Esirgeme Kurumu üstlenmiş. Daha sonra da 1946 yılından sonra Kırkpınar Güreşleri'nin organizasyonu Edirne Belediyesi tarafından üstlenilmiştir. Bu yıldan sonra kuzu her yıl çıkarılan açık artırmaya çıkarılmış ve en yüksek fiyatı veren ağa ilan edilmiştir. Ağalara, bu dönem içinde açık artırmadaki kuzunun parasını vermek, Kurtuluş Bayramı'na iştirak etmek, güreşçileri son iki günü Ağa çadırında misafir etmek, protokol ve pehlivanlara yemek vermek, güreşçilerin hakkını gözetmek gibi yetki ve sorumluluk verilmektedir.

Kırkpınar Ağalığı günümüzde artık bir ekonomik gövde gösterisi haline getirilmiş. Yani biraz hali vakti yerinde olanların katıldığı bir mezat haline getirilmiş. Ayrıca son yıllardaki ağalık profilleri değerlendirildiğinde Kırkpınar ağalarının çok net bir şekilde şehirli işadamlarından oluştuğu görülmektedir. Zira, ortaya konan koça, açık artırmada en fazla parayı veren kişi yağlı güreşle ve Kırkpınar geleneğiyle alakası olsun olmasın Kırkpınar ağası olabilmektedir. Yani geleneksel kurallar, liberal kurallara yenik düşmüş. Hürmeti, saygısı olanlar değilde, parası olanlar ağa olmaya başlamış. Eskiden ‘ağa gibi ağa’ dnilirken, şimdilerde ne deniyor acaba. Son yıllarda bir de ağa olanların heykeli dikiliyor Edirne’de. Hatırlıyorum, bir ağa heykeli dikilmedi diye bir hayli veryansın etmişti bir zamanlar. Ama, ‘para kimdeyse, hukuk ve güç ondadır’ misali hâsıl olunca, heykel dikiliverdi ve kriz çözüldü. Dedik ya, ağalık artık zengin kişilerin eline bakıyor, o koca tespihler gibi. Durum böyle olanca’da artık misafirler ağaya hediyeler falan getirip, ekonomik yükünü azaltmayı herhalde pek düşünmüyorlardır. E, ne de olsa koskoca ağa. İhtiyacı mı var ki ? Bir de biz de ‘ağanın eli tutulmaz’ derler. Öyle değil mi?

Araştırmam da ilginç bir bilgi daha öğrendim. Kırmızı dip’li mum! Ne alaka demeyin. Kırmızı dip’li mum Kırkpınar’ın en önemli simgelerinden biriymiş eskiden. Kırkpınar'da mum, davetiye yerine geçen simgesel bir araç sayılırmış Herhalde, şenliğe davet edilenlere gönderilen davetiyelere bu mumla mühür basılırdı. Ama şimdilerde bu gelenek korunuyor mu bilmiyorum ama günümüzde internet teknolojisi duruyorken, bir tıkla on binlerce kişiye ulaşılabiliyorken, oturup binlerce davetiye yazıp imzalamak ve üzerine kırmızı mumla damga basmak, pek uğraşılası iş olmasa gerek! Yani yüzlerce yıl öncesinden gelen bir kültür mirasımız, popüler kültürümüze tuş olmuş durumda !..

Eğer bir önlem alınmaz ise, önümüzdeki 20 yıl içinde, 647 yıllık geçmişe sahip bu kültür mirasımızı, artık sanal ortamda izleyeceğiz. Belki, ağalık mezadı internet ortamına yapılır. Hatta güreşler bile orda yapılır. Neden olmasın ? Olabilir tabiki ama ya o çimen kokusu ve yağın kayganlığını nasıl vereceksiniz?

Bir kültüre sahip çıkma, ona sahip olmak kadar önem arz etmelidir..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 671
Toplam yorum
: 745
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2511
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster