Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Kasım '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1136
 

Konyaaltı Sahilinde Dostlarla Güzel Bir Gece

Konyaaltı Sahilinde Dostlarla Güzel Bir Gece
 

Konyaaltı Sahilinde Güzel Bir Gece


Dostlarla beraber olmanın tadı bir başka oluyor. O dostlar ki her biri sohbetin, muhabbetin dibine kadar gidiyorsa… Hele bir de o tada alkol eşlik ediyorsa… Ve hepsinin üzerine birde taaaa uzaklardan Antalya’ya ziyarete gelmiş olan bir başka dost Yüksel Hanım, varlığı ve o muhteşem sesi ile sohbetin tam ortasındaysa… Sanırım böyle bir durumda sohbetin, muhabbetin, takılmaların sonu gelmez. Tıpkı Cuma akşamki gibi… Akşam 19.30 sıralarında oturduğumuz masadan isteksizce kalktığımızda saat gece yarısı 24.00’ü gösteriyordu. Hiç istemedim o gece, o masadan kalkmayı. Uykuya karşı dirençsiz olan ben, ille de o uyku ile mücadele edip, sabahın ilk ışıklarına kadar, o güzelim sohbeti sürdürmeyi isterdim. Ve… Pek tabiki Yüksel Hanım’ın o kadife sesi ile arada bir Türk Musikisinin birbirinden güzel eserlerini söylemesini dinlemek isterdim. O gece bitmezdi. Sabahın ilk ışıklarına meydan okurdu o gece. Zaten istemeye istemeye kalktık masadan… Özlemişim böyle uzun uzadıya sohbetleri ve o sohbetin ara yerlerinde masadakilerin birbirlerine takılması ve o takılırken ortaya çıkan sıcaklığın tadını…

Cuma akşamı kararlaştırdık buluşmayı… Konyaaltı’n da, bir balıkçı lokantasında. Salaş bir yer ama sıcak. Hafif bir müzik sesi eşlik ediyor ortama. “Ben Gamlı Hazan” çalıyordu o salaş lokantaya girdiğimde. Çok severim bu şarkıyı. Hele birde Nigâr Uluerer söylüyorsa, şarkının tadı bir başka oluyor. Ne varki o akşam masamızda çok değerli bir yazar arkadaşımız daha vardı. Yüksel Hanım, namı diğer “Sessiz Çığlık”, birbirinden güzel şarkıları nefis bir şekilde söyledi. Gecenin ilerleyen saatlerinde Yüksel Hanım’ın o kadife sesi bütün bir restauranta sirayet etti. Ve her şarkısı alkışlarla bir yeni şarkıya dönüştü. Ve pek tabiki sohbet, muhabbet. Sevgili Kuyucak’ın eleştirisini aldım. “Neden Cumhuriyet’e takıyorsun?” yönündeydi eleştirisi. Gecenin ilk tartışma konusuydu. Yazılarımı takip eden sevgili Hasan Kuyucak şahsımı bu yönde eleştirdi. Belki de haklı bir eleştiriydi. Ortaya koymuş olduğum düşüncelerde cumhuriyeti sorumlu tutan bir algı yaratmasına benim izahlarım neden olmuştu. Var olan sorunların kaynağında devletin asli bir rol oynadığı gerçeğini nasıl inkâr edebilirimki? Doğru bir yaklaşımdı Hasan Kuyucak’ın yaklaşımı ve eleştirisi. “Devlet” olgusunu ayırmak gerektiğini düşünüyorum. Sayın Kuyucak’ta aynen böyle söyledi. Bir baskı aygıtı olan devlet, hangi rejimde olursa olsun halklara kan kusturmuştu ama benim yaratmış olduğum algıda direkt olarak “cumhuriyeti” hedef alan sonuçların çıkması pek tabiki haklı bir eleştiri noktası yaratıyordu. Ama şunuda ilave etmekte fayda görüyorumki, ülkemizde kimi çevrelerin cumhuriyete dair boyundan büyük anlamlar yüklediğide bir gerçek. Yani ortaya çıkan bir takım yeniliklerin kaynağında “cumhuriyetin hikmeti yatıyor” demek, aslında gerçekleri gözden kaçırmakla ilintili. Hani demem oki, cumhuriyet bir takım yenileşme hareketleri yapmış olsada, bu yenileşme hareketlerini monarşik bir sistem içerisindede gerçekleştirmek fazlası ile mümkündür. Nitekim, işte İspanya örneği. İşte İngiltere, İsveç… Her birisindede monarşi vardır ama bizden daha çağdaş ülkeler konumunda bu örneklediğimiz ülkeler. Dolayısı ile bizdeki sorunun kökünde yatan şeyin “demokrasi” eksikliği olduğudur. Demokrasisi eksik olan cumhuriyetimizin, her zaman ileri sürmüş olduğumuz yalın gerçekleride söz konusuki tek millet, tek dil, tek din, tek bayrak gibi, toplumun çeşitliliklerini ortada kaldırmaya odaklı bir anlayışın, bu gün yaşanan ve geçmiş yıllarda yaşanmış olan birçok sorununda kaynağı olduğunu söyleyebiliriz. Kapitalizmin genel sorunlarından ziyade, Türkiye özelinde tek tipçilik anlayışı cumhuriyet tarihine sirayet etti ve o tek tipleşmeye karşı duran kesimler için cumhuriyet her zaman boy hedefi haline geldi. Ama bu tek tipleştirme politikası bir kuruluş felsefesiydi. Nitekim devlet tarafından toplumu baskılamanında en temel ayracı oldu bu tek tipleştirme hareketi. Kaldıki bu noktada İttihatçilerin, cumhuriyet öncesi politikalarınıda göz ardı edemeyiz. Aynı tek tipleştirme çabalarını Osmanlı dönemindede fazlası ile görmekteyiz.

Bu tartışmamızı daha bir derine yaymak adına Sevgili Kuyucak ile sözleştik ve bu konunun üzerinde uzun uzadıya tartışmaya karar verdik. Aslında bu konuda çok da fazla ayrı düştüğümüzü sanmıyorum Hasan Beyle ama fikir jimnastiği açısından güzel bir tartışma olacağını düşünüyorum.

Uzaklardan geldiğini söylemiştim Yüksel Hanım’ın. Kocaeli’den, tatil amaçlı Antalya’ya gelmiş Yüksel Hanım. Benim açımdan hoş bir akşamdı ve umarım Yüksel Hanım içinde güzel bir tatil anısı olmuştur. Hikâyesi çok olan bir ses sanatçısı Yüksel Hanım. Sanırım sabahlara kadar dinlesek, anlatacağı hikâyelerin sonu gelmezdi. Memleketi ve yurtdışını bir hayli gezmiş. Birbirinden güzel ve nadide ortamlarda şarkılarını seslendirmiş. Çok gezmiş Yüksel Hanım. Çok gezenin hikâyesi çok olur ya, Yüksel Hanım’ında hikâyesi çoktu. Çok gezenlerin anılarında hayatın gerçekliklerine dair anlatılası o denli çok şey çıkarki, her biri tecrübe, her biri bir ders…Ve pek tabiki Fatma Hanım’ın yaşamından kesitler. Aslında en fazla dinlemek istediğim insanlardan birisi Fatma Hanım, namı diğer Fatma İyibilgin. Okuması yazması olmayan kadınlara okuma yazma öğretiyor Fatma öğretmen. Antalya’nın varoşlarında yaşayan ve zulmün en çilelisini görmüş geçirmiş kadınların mücadelesinin öncülüğünü yapıyor. Saygı değer bir çaba ve kutsal bir uğraş Fatma Hanım’ınki. Daha önce bir kaç kez daha bir araya geldiğimizde Fatma Hanım’dan da birkaç hikâye dinlemiştim. Ama anlatacağı aslında o denli çok şey varki. Her biri yaşamın gerçekliğinden kesitler diye düşünüyorum. Yalın... Somut…Katkısız gerçekler. Bu arada Fatma Hanım’ın Amatör olarak sinema ile ilgilendiğini buraya not edeyğim. Fatma Hanım’ın yön verdiği grubu bu sene “Halkın Portakalı” yarışmasında üçüncülük ödülü aldı. Ödül törenini izlemiştim ve “Grup Dolunay” ın adını oradan duymuştum. Üçüncülük ödülü almıştı. Daha sonraki bir buluşmamızda, Grup Dolunay’ın bahsi geçmişti ve Fatma Hanım’ın yön verdiği ve yarışmaya hazırladığı bir grup olduğunu öğrendim.

Beran Hanım o her zamanki neşeli ve güleç yüzlü hali ile yaptığı esprileri bizlerin yüzünü hayli güldürdü. Zaten espri hadisesinde Beran Hanım ve Kuyucak’ı tek geçiyorum. Beran Hanım’la daha önceleri çok sohbetlerimiz oldu. Çok şeyler anlatmıştı Beran Hanım. Beran Hanım’ın, hayatın bilcümlesine dair ettiği lafları dinlerken, ne kadar az şeyler bildiğimin farkına varmıştım. Beran Hanım bu tip arkadaş toplantılarında muhabbettin dibine kadar gidiyor. Esprileri ortama canlılık ve renk katıyor. Tartışmaların pek tabiki merkezi oluyor Beran Hanım.

Akşamın ilerleyen saatlerinde Yüksel Hanım sesi ile çıktı ortaya. Doğaçlama söylenen her şarkıyı zaten çok severim. Hele hele böylesine natürel bir halde söylenen şarkıların tadı daha bir başka oluyor. Sanki Yüksel Hanım beni ve Kuyucak’a nispet yaparcasına “Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul’un” şarkısını söyledi. Pek tabiki hayatının önemli bir bölümünü İstanbul’da geçire bizler için hayli hüzün kokan bir şarkı oluyordu bu şarkı. İstanbul…Meyhane…Deniz…Vesaire. Keşke hiç bitmeseydi gece.

Önümüzdeki ay Hüseyin Bey’in müzik cafesi açılacak. Sanırım yeni mesken tutacağımız yer Hüseyin Bey’in yeri olur. Anladığım kadarı ile Hüseyin Bey hayli iddialı bir mekân yaratıyor. Yoksa yanılıyor muyum? Bilemiyorum ama Hüseyin Bey’İn anlattığı kadarı ile farklı bir hedefi olan bir mekân olacak. Canlı klasik müzik dinletilerinin yapılacağı bir cafe. Antaya’da şüphesizki böyle bir mekâna kati ihtiyaç var. Ve kanımca böyle bir boşlukta var Antalya’da. Klasik müzik aşığı olan Hüseyin Bey için bundan daha güzel bir girişim olamazdı her halde. Bayram sonrası Hüseyin Bey’den davetimizi aldık. Bir aksilik olmaz ise bayramdan sonra Hüseyin Bey’in oradayız.

Earlybird bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yüksel hanımın da olduğu "O GECEYE" katılmayı çok isterdim, Beran hanımın telefon davetinde de belirttiğim gibi Isparta Süleyman Demirel hastanesinde ameliyat için yataklı tedavideydik. Gecenizin güzel geçtiğine sevindim. Hasan Hüseyin beyin "Müzik Mutfağında" görüşebilmek dileklerimle, selamlar...

Yurdagül Alkan 
 17.11.2010 17:35
Cevap :
Yurdagül Hanım öncelikle geeçmiş olsun dileklerimi ifade etmek istiyorum. Umarım ameliyat başarılı geçmiştir. Ayrıc geçmiş bayramınızı kutlarım. Hüseyin Bey'in müzik mutfağında en kısa zamanda görüşmek umudu ile. Gece güzeldi ve hayli keyifliydi. Selamlarımla  23.11.2010 9:00
 

Ustadim bahsettiginiz ispanya veya ingiltere monarsiyle yonetilmezler. Ordaki monarsi semboliktir ve rejim ozu itibariyle cumhuriyettir. Ayrica sizin cumhuriyete yonelik elestiriniz de sanki dunyanin her yerinde her yonetim sekli ayni seyi temsil ediyor gibi bir dusunceye temellenmis. Ne monarsi ne cumhuriyet rejimleri iclerinde bulunduklari sosyal cevreden bagimsiz degerlendirilemez. Turk siyasal demokrasisini Turk toplumsal dinamikleriyle Pakistan siyasal demokrasisini de ora halkinin sosyolojik dinamikleriyle ele almak zorundasiniz. Baglamindan kopmus bir siyasal rejim elestirisi sizi alir ispanya ile Turkiyeyi olcmeye goturur. saygiyla

BULENT YILMAZ 
 17.11.2010 12:16
Cevap :
Sanırım aynı şeyleri düşünüyoruz Bülent Bey. Eleştirileriniz için teşekkür ederim. Umarım bu konuyu daha detayı bir şekilde tartışırız.  23.11.2010 9:02
 

Çok güzel bir akşamdı ve sizlerle beraber olmaktan, daha yakından tanımaktan çok büyük keyif aldım. Güzel sözleriniz için ayrıca çok çok teşekkür ediyorum. Sevgilerimle...

sessiz-çığlık 
 15.11.2010 21:33
Cevap :
Yüksel Hanım umarım yeniden tekrar edecek bir Antalya tatilinde bir arada oluruz. Sizi tanımak büyük bir keyifti. Bizlerle birlikte olduğunuz için bende kendi adıma size teşekkür ederim.  23.11.2010 9:03
 

gerçekten çok keyifliydi...Sevgili Yüksel, iyi ki gelmiş, iyi ki beni aramış, ne iyi ettik...balığın rakının dibine vurduk diyeceğim ama ben ancak balığın dibine vurabildim, içki içemiyorum diye Kuyucak da beni yerin dibine vurdu :))) Nihat Hocam, Kuyucak'ın evlilik programları ile yaptığı esprilere, Fatma beni eve bırakana kadar güldük, o kadar gülmüşüz ki yolu kaybettik, tüm Antalya'yı tavaf ettikten sonra saat 2 de eve varabildik:))) Nihat Hocam, sen kendini atlamışsın, ama iyi ki varsın şu Antalya'da...Hocam'sın..her daim...sevgiler

Earlybird 
 15.11.2010 21:04
Cevap :
:)))) Hasan Kuyucak, için söylenecek öok fazla şey yok. Sanki muhabbet için yaratılmış. Hakikaten o evlilik programlarıda bir başka hani... Mizahın gerçek kalesi oldular. Hele birde Kuyucak gibi mizaha yatkın insanların gözüne takıldılar mı... Sende iyiki varsın Beran Hanım... En kısa zamanda yeniden bir arada olalım.  23.11.2010 9:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1512
Toplam yorum
: 3024
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 1105
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster