Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ağustos '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
598
 

Kurtarıcı Beklemek…

Kurtarıcı Beklemek…
 

Günlük hayatta birçok şeyden şikayet ediyoruz. Özellikle sosyal yaşantımızda karşımıza çıkan birçok düzensizlik ve bunların yarattığı problemlerle birlikte yaşam kalitemiz düşüyor. Bazen çöpleri toplanmamış ve yeterince temizlenmemiş bir sokak, bazen sürekli elektrikleri kesilen bir semt olabiliyor bu kalitesizlikler. Zamanında gelmemiş ya da gereğinden fazla yolcu alan bir otobüsle yolculuk ne kadar kalitelidir. Sokağın ortasında günlerce kapanmayan bir çukur yaşam kalitesinin de ötesinde direkt olarak hayatımızı tehdit etmiyor mu? Bu tür örnekler işsizlik, düşük gelir, gelir dağılımı adaletsizlikleri gibi daha makro konularla da arttırılıp, çeşitlendirilebilir tabi ki…

Ancak bu olumsuzluklarla ilgili olarak “nerde bu devlet.” türü bir serzenişin ötesine de geçmiyoruz. En iyi ihtimalle bir iki söyleniyor, vızıldanıyor ondan sonra “amaann, ben mi düzelteceğim” diyerek ya da yakınımızda bu söylenmelerden rahatsız olanlarca “aman, bırak sen mi düzelteceksin!” uyarısıyla konuyu kapatıyoruz.

Aslında yaygın bir davranış biçimi olarak genelde kurtarıcı bekliyoruz. Şikayetlenmemiz de bu yüzden, hani belki birileri duyar da konuyu ele alıp bizim için çözer diye bir nevi anons yapıyoruz çevremizdekilere. Sorunu gerçekten çözmek için üzerimize düşen nedir, bunun üzerinde durmuyoruz bile. Bu alışkanlığımız aslında tembelliğimizden, sorumluluk almaktan kaçmamamızdan, işin üstümüze kalmasından korkmamızdan kaynaklanıyor.

Bunu yaparken olumsuz birkaç örnekle bahanelerimiz de hazır;

“Kimi kimi şikâyet edeceksin…”

“İşte geçen belediyeyi aradım, sonuç çıktı mı?….”

Son dönemde en çok üzerinde durulan konulardan birisi demokrasi ve demokratik toplumdur. Ancak demokrasi sadece oy kullanmak olarak algılanmaktadır. Aslına bakarsanız demokrasi; günlük yaşantımızda bizleri ilgilendiren herhangi bir konuda sorumluluğun sadece seçtiklerimizde değil bizde de olması anlamına gelmektedir, gelmelidir.

Peki, Bizim Sorumluluklarımız Nelerdir?

Sorumluluklarımız en basitiyle karşı karşıya kaldığımız herhangi bir problemde, ilgili kurumu ve çalışanlarını bu konuda göreve davet etmek, uyarmak, hatırlatmak, kontrol etmek, bu süreçte neler yaptıklarını ya da yapmadıklarını sorgulamaktır. Eğer kurumun ve ilgililerin çalışmadığını, görevlerini yeterince yerine getirmediklerini düşünüyorsak bunun gerçekten böyle olup olmadığını anlamanın en iyi yolu o birime ulaşıp en basitiyle bir dilekçe ile bilgi istemek, uyarmak, şikayetimizi belirtmektir. Gelişen iletişim olanakları sayesinde birçok kuruma elektronik ortamda internet aracılığıyla bile başvurabiliyorken bu olanağı kullanmamak başkasının değil tamamen sizin sorumsuzluğunuzdur.

Tek Başvuru Yeterli mi?

İlk başvurunuzda alacağınız cevaplar genelde savunma cevabı şeklinde ve soyut bir cevap olacaktır. “Kurumumuz bu konuda gerekli çalışmaları yapmaktadır.” Bu tür bir cevap konuyu sonuçsuz olarak kapatmak için en güzel cevaplardan birisidir. Vatandaş bu cevabı alır almaz, çözümsüz kalan bir sorun ile baş başa kalır. Hala bahanelerin arkasına saklanma eğiliminde olan kişi için bu tür bir cevap yeterli ve yerinde bir gerekçedir. Ama sonuç almak isteyen bir vatandaş için bu tür bir cevap yeterli değildir.

Bize Düşen Sorumluluk Nedir?

Konuyla ilgili olarak net, somut ne yapıldığı neler yapılacağını, hangi tedbirlerin alınacağı ve bu tedbirlerin sorunu nasıl çözeceği konusunda üşenmeden ve ertelemeden bilgi istemek bir vatandaş olarak hem göreviniz hem de hakkınızdır. Bu tür bir yaklaşım, sorunuza gelişigüzel bir cevap yazılmasını da engelleyecektir.

Soruna bu şekilde yaklaşarak siz de çözümün bir parçası olabilirsiniz. Tek yapmanız gereken kararlı bir şekilde konuyu takip etmek, baştan savma cevaplarla tatmin olmadığınızı ilgili kuruma iletmek ve sorunun çözümü için somut cevaplar almaya çalışmaktır. Eğer hayatınızı kalitesizleştiren bu unsurlar uyuşuk, iş yapmaktan kaçınan bir yapıdan kaynaklanıyor ise sürekli bilgi isteyip ne yapıldığını sorgulayarak yani bu yapıyı sürekli uyararak harekete geçirmiş olacaksınız.

Bunu yapmadığınız müddetçe ne olacak? 21.yy'da hala kurtarıcı bekleyen, suçu hep başkalarına atan, şikayetçi vatandaş olarak yaşamınızı mevcut kalitesizliğinde sürdüreceksiniz.İşte bu durum tam da; "Her millet layık olduğu yöneticiler tarafından yönetilir." cümlesini açıklamaktadır...

Son söz olarak yazımı Atatürk'ün "Bu ülke nasıl kurtulur?" sorusuna dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali YÜCEL'in vermiş olduğu yanıtla bitirmek istiyorum;

"Türk milleti ne zaman kurtarıcı arama ihtiyacını duymayacak hale gelirse o zaman kurtulmuş olacaktır"...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İRLANDALI ŞAİR-YAZAR-TİYATROCU SAMUEL BARCLAY BECKETT'IN FRANSIZCA YAZDIĞI ESERİ BİLİRSİNİZ... En Attendant Godot (Teleffuzu /godo/) - Waiting for Godot (telaffuzu /godou/) - Godot'yu Beklerken... * Bu eseri sahneye koymak isteyen Amerikalı bir yönetmen Beckett'e gelir, Godot'nun anlamını sorar. Beckett: "Ben nerden bileyim, bilsem yazarken söylerdim!" der. Godot kimine göre Tanrı, kimine göre Azrail, kimine göre Mesih'tir... Bu, sözünü ettiğiniz "kurtarcı bekleyişi" aslında kendi özgüvenini tam oturtamamış bireylerin ve toplumların bir zaafıdır. * Bizde de ne çok "baba" arayışı vardır değil mi?.. (Baba Sülo=Süleyman Demirel, Orhan Baba=Orhan Gencebay, Müslüm Baba=Müslüm Gürses, Baba Tayyip, Kuzgun Baba, Sinağrit Baba, Baba adam, Baba biri vs... * Yerinde bir konu... Zihninize sağlık. Selamla, saygıyla... MS

Mehmet Sağlam 
 13.08.2010 17:34
Cevap :
Teşekkürler Mehmet Bey. Saygılar, Selamlar...  13.08.2010 23:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 67
Toplam yorum
: 55
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 707
Kayıt tarihi
: 07.07.10
 
 

1978 Ankara doğumlu, ekonomi ve işletmeciliğe ilgi duyan eğitimini bu alanlarda devam ettiren anc..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster