Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mayıs '08

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
1556
 

M.Oğuz Mucurluoğlu

M.Oğuz Mucurluoğlu
 

“Günlerdir uğraşıyorum... Ancak olmuyor... Yapamıyorum... Tükenmez kalemi dişlerimin arasına alıp önümdeki kağıda bir şeyler yazmaya çalışıyorum... Kalem kağıttan kayıyor... Harfler bir türlü oluşmuyor... Dişlerim acıyor... Kağıt yırtılıyor... Kalem dişlerimin arasından düşüyor... Yeniden kalemi dişlerimin arasına sıkıştırıyorum... Yeniden yazmaya başlıyorum... Bu kez birkaç sözcük yazmayı başarıyorum... Zorluyorum kendimi, ama en fazla bir cümle yazabiliyorum... Yoruluyorum... Ağzımdan akan sular kağıdı ıslatıyor... Kötü oluyorum... Kağıdı gömleğimin ucuyla siliyorum, yeniden yazmaya devam ediyorum... Ama yine olmuyor, başaramıyorum... Sonra bir yerde küçük bir kurşun kalem buluyorum, tam dişlerime uygun, onunla yazmaya koyuluyorum, ama kurşun kalem ağzımda ıslanıyor... Islandıkça üzerinde boyası soyuluyor... Küçük parçalar boğazıma kaçıyor... Yazmaya ara verip bu parçaları tükürmek zorunda kalıyorum... Kurşun kalemle de olmuyor... Olmuyor: Ben dişlerime sıkıştırdığım bir kalemle yazamıyorum, bunu anlıyorum... Ve bunu anlar anlamaz, okumayı yazmayı öğrendikten bu yana, neredeyse yirmi yıldan fazla bir zamandır nereye ne yazdıysa hep dişlerinin arasına aldığı kalemlerle yazan Oğuz kardeşimi düşünüyorum...”

...............

”... Yaşama senin gibi bağlanabilmek için ellerimizi, ayaklarımızı, gövdemizi kaç yıl bir tekerlekli sandalyeye mahkum etmemiz gerekir... Hayata yeniden ve senin gibi ve dopdolu yürekten bir merhaba demek için kaç yıl bir odaya, bir dost sese, çilekeş bir anneye muhtaç olmamız gerekiyor, söylesene...”

.............

“...evinizde el ayak çekildikten, odanızda tek başınıza kaldıktan sonra önünüze beyaz bir kağıt koyup ve kaleminizi dişlerinizin arasına alıp, o çok sevdiğinize bir kez de böyle mektup yazmayı deneyin.”


Bu sözler Cezmi Ersöz’ün. Ersöz bunları, spastik özürlü M.Oğuz Mucurluoğlu’nun yazdığı “Dinle Kardeşim” adlı kitabına ‘önsöz’ yazmış.

Bir rastlantı sonucu gördüm Oğuz’u; TRT-2 televizyonunda, 1+100 adlı programda. Sunucu Şeyda Açıkkol’la söyleştiler annesiyle birlikte.


Program sonrası internette aradım Oğuz’u ve öyküsünü. Wes sayfası var ve şu özlü sözle karşılıyor ziyaretçilerini: “Ben bir Yaşam sanatçısıyım! Benim sanat eserim yaşamımdır... SUZUKİ” http://www.oguzmucurluoglu.com/index.htm

Ve kendisini tanıtıyor Oğuz,

“Ben Mustafa Oğuz MUCURLUOĞLU, 27 Ocak 1972 Ankara doğumlu olup doğumumdan sonraki ilk 40 gün içerisinde geçirdiğim sarılık nedeni ve doktor ihmali sebebiyle; ellerini ve ayaklarını kullanamayan spastik özürlü birisiyim.

İlköğretimimi Halide Edip Adıvar İlkokulu’nda bitirdim. Engelli oluşum nedeniyle öğrenimime 9 yaşımda başladım. Ortaokul ve liseyi Çankaya Lisesi’nde okudum. Ortaokul ikinci sınıfındayken karnemi Özel Başarı Belgesiyle aldım. Ortaokul iki ve üçüncü sınıfındayken Amerikan Kültür Derneği’nde burslu İngilizce kursu da aldım. Sertifikam olmasına karşın, temel bilgileri biliyor olsamda yetersizim. Bu konudaki eksikliğimi şimdilerde, TÖMER’den eğitim alarak gidermeye çalışmaktayım. Aynı yıllar okul bünyesindeki Bilgisayar Eğitimleri kursuna katılarak Basic Programlama Dili Başarı Sertifikası aldım. Şimdilerde ek olarak sertifikasız Windows, Word, Power Point, Photoshop ve birçok program ile Internet’i rahatlıkla kullanabilmekteyim.”


Kitabını aradım Antalya’da birçok noktada, yok. D ve R da idi son umudum, orada da yokmuş. Ama kayıtlarında biri Balıkesir, diğeri Tekirdağ’dı sanıyorum iki kitap buldular. İkisini de sipariş verdim. Birisini kendim için, diğerini komşum olan bir başka özürlü genç Umut için. Bir hafta sonra geldi siparişlerim ve birini teslim ettim Umut’a.

“Dinle Kardeşim”in edebi değerinden çok, emek değerini gözönünde bulundurun lütfen. Ama iki açıdan da olumlu not vereceksiniz. Öneririm.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çağdaş sinemanın başyapıtlarından biri olan bu eser geldi aklıma değerli yazınızı okuyunca. Efsanevi yazar, şair ve ressam Christy Brown'ın gerçek yaşam öyküsü. İrlandalı yoksul bir ailede doğan Brown, sadece sol ayağına hükmedebiliyor ve konuşamıyordu. On yaşına değin zeka özürlü olarak algılandı. Fakat annesi en büyük destekçisiydi ve sol ayağını ona verilmiş bir şans olarak gördü. Brown sadece sol ayağını kullanarak yazdığı romanlar ve şiirlerle İrlanda edebiyatının saygın ve önemli isimleri arasına girmiştir. Bunu ayrıca, güncel bir değinmeyle "...bir ayağın nasıl BAŞ OLABİLECEĞİnin..." de çarpıcı bir örneği olarak da vurgulamak istiyorum. Bu içli, değerli ve empatik paylaşımınız için sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. Sevgi ve saygılarımla.

Ersin Kabaoglu 
 16.05.2008 19:22
Cevap :
'My Left Foot' örneğiniz iyi örtüştü Oğuz'un öyküsüyle. Hele "...bir ayağın nasıl baş olabileceği..." vurgunuz da gerçekten muhteşem. Çok teşekkürler. Selamlar, saygılar. H.H.Dulun  16.05.2008 21:30
 

43 yaşında geçirdiği beyin kanaması sonucu sol gözünün görme yetisi hariç bütün bedensel fonksiyonlarını yitiren, tek çalışan sol gözünü kırpma hareketleri ile “Kelebek ve Dalgıç Giysisi” adlı romanını yazdıran Bauby’nin romanı da sinemaya uyarlandı... Bauby de tıpkı Oğuz arkadaşımız gibi dış dünyalarındaki devinimsizliğin etkisi ile içeride fırtınalar esenlerden, bunu zor da olsa yansıtma enerjileri ise birer mucize gibi... teşekkür ve sevgilerle...

ilke Veral Coşkuner 
 16.05.2008 2:26
Cevap :
"Kelebek ve Dalgıç Giysisi"nden sizin yazınızla bilgilenmiş oldum. Sinema konusu da benim zayıf halkam. Ama, "iç dünyası hareketli insanlar", enerjilerinin ürünlerini dünyanın bir başka köşesine bile yansıtabilmekteler. Ben çok teşekkür ederim katkınız için. Selamlar, saygılar. H.H.Dulun  16.05.2008 21:47
 

Ben hem Oğuz'a, hem de annesine hayran oldum izlerken. Bence yılın annesi seçilmeliydi. Oğuz'dan öğreneceği çok şey var gençlerin. Annelerin de annesinden tabii ki. Sitesine mutlaka bakacağım, link için teşekkürler...

Tülin Aksoy 
 15.05.2008 0:22
Cevap :
Oğuz, bedensel engelinin yanısıra bir de baba eziyeti çekmiş. Buna rağmen çok olumlu bakıyor yaşama, bu yüzden çok beğendim. Anne için de ne desem az. Kutlamaktan öte ne yapılabilir ki?.. Selamlar. H.H.Dulun  15.05.2008 15:47
 

Aramaya başlayacağım hemen, çok teşekkür ederim tanıtım için. Ne yazık ki Antalya'da böyle kitapları bulmak zor nedense, çok satanlar var da benim "gözden kaçanlar" diye adlandırdıklarım yok. Oysa gözden kaçanlardır emek verilerek yazılan, önemli olan, neden böyle bilmiyorum, yine de arayacağım. Yine de bulamazsam kitabı sizden alıp okuyup, kitap yorumlarımı yazdığım "edebiyatodasi.com" adlı sitede paylaşamak isterim. Selamlar, sevgiler, saygılar...

Özlem Akaydın 
 14.05.2008 8:26
Cevap :
Güzel bir tanım "gözden kaçanlar", evet gerçekten gözden kaçıyor, ama tanıyıp bilmeyince de haberimiz olmuyor. Bir rastlantı sonucu gördüm, çok tv izleyen birisi olmadığım halde. Bulamazsanız, ne demek...hemen size iletirim, bir haber uçurun yeter. Bulunup satın alınırsa bir katkı sağlamış oluruz aileye, emeğe. Selamlar, saygılar. H.H.Dulun  14.05.2008 19:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 355
Toplam yorum
: 1015
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 1063
Kayıt tarihi
: 16.05.07
 
 

1960 Ankara doğumlu bir Çankırılıyım. İşimin burada olması nedeniyle, Antalya'da yaşamaktayım. Ti..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster