Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ocak '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
32731
 

Marco Polo Seyahatnamesinden

Marco Polo Seyahatnamesinden
 

MARCO POLO


Marco Polo, dünyanın önemli seyyahlarından biri. İtalyan bir tüccar aileye mensup. İlk gezilerine babası ile birlikte çıkmış. Onu babasından ve kardeşlerinden ayıran tarafı gezip gördüğü yerleri kaydetmesi. Marco Polo Hindistan’a oradan Kubilay Hanlığına geçişi de babası ile birlikte olmuş.

Seyahatnamesinde dikkatimi çeken, diğer bütün dinlere ait dini mabetlere tapınak, din adamlarını da rahip demiş. Kendi dini terminolojisini genellemiş. Tabi ki bir çok yorumu da kendi yaşam biçimi ve dini inancından etkilenmiş görülüyor. Moğollara karşı büyük bir hayranlığı var. Özellikle Kubilay Han’ı öve öve bitirememiş. Onun yanında geçirdiği uzun yılların etkisindendir herhal.

Doğuya giderken Anadolu’ya da uğramış, o dönem Anadolusu hakkında önemli bilgiler vermekte. İstanbul, Sivas, Tokat, Konya ve Kayseri uğradığı şehirlerden. Türklerin ağırlıklı olarak ovalarda yerleştiğini, tarım ve hayvancılıkla uğraştıklarından bahsediyor. Şehirler de Türklerin yanında Yahudi, Ermeni ve Rumlara da rastlamış. Selçuklu Devletine bağlı Anadolu Türklerinin çok güzel atlarının ve besili sığırlarının olduğunu söylüyor.

Musul Krallığını anlattığı bölümde (Musul Atabeyliği) dağlık bölgelerde Kürtlerin yaşadığı bilgisini de vermiş. Kimi Müslüman kimi Ortodoks diyor. Kanun nizam tanımaz dövüşgen insanlar, sert karakterli kervan soygunculuğunu meslek edinmişler diyor.

Moğolların 1258’de Bağdat’ı yağmalamasını anlatırken ilginç bir olay aktarmış. Bağdat’ı kuşatan Moğol Hükümdarlarından Hülagu, şehre zarar vermeden ele geçirmek istemektedir. (Bizim bildiğim tarihi gerçekliğin dışında bir durum.) Bağdat’ta yaşayan Abbasi halifesinin çok zengin olduğu, cimriliği ile ün yapan halifenin bütün hazinesini bir kulede sakladığı ile ilgili bilgisi edinirler.

Şehre zayıf bir kuvvetle saldırıp sonra geri çekilmiş gibi yaparak, halife  ve ordusunu surların dışına çekip, ormanda saklanmış (Bağdat’ta orman hayal edemiyorum bugün için) asıl ordu ile onu ele geçirme planı uygulanır. Halife bu plana bilmeyerek de olsa iştirak eder ve yakalanır.  Hülagu’nun karşısına getirilir. Şehir ele geçirilir. Söylenti doğrudur. Hazine dolu bir kule bulunur.

Hülagu, Halifeye cimrilik yapacağına biraz para harcayıp neden bir ordu beslemesin diye çıkışır. Halife cevap veremez. Hülagu, Halifeyi aç susuz bu kuleye kapatır. Halife bir hafta sonra ölü olarak bulunur.

Aslen Bağdat’ın Moğollarca hunharca yağmalandığı, her yerin yakılıp yıkıldığı, Hülagu’nun Fransa Kralına yazdığı mektupta belirttiği gibi 200 bin kişiyi öldürdüğü söylenir. Halifeyi (Mutasım Billah)bir halıya sarıp askerlerine tekmeleterek kanını akıtmadan öldürdüğü bilinir.(Kut inancından olsa gerek. Bu inanca göre Hanedan mensublarının kanı akıtılmamalıdır) Marco Polo’nun Moğol hayranlığı bazı bilgileri aktarırken onu olumlu aktarmaya itmiş doğal olarak.

Bunun  yanında İran-Saba kentinde bir türbede yatan üç kralın, Ateşperestiten kalesinden öğrendiği ilginç hikayesini kısaca şöyle aktarmış. Kralların adı, Baltasar, Kapsar, Melkiyor.

Bu üç Kral bir peygamberin doğduğunu duyarlar. Şimdiden mucizeler gösteren bu bebeğe tapınmak isterler ama önce onu bir testten geçirmek niyetindedirler. Yanlarına bir altın, bir tütsü ve bir macun alırlar. Bebek altını alırsa Kral, tütsüyü alırsa Peygamber, macunu alırsa Doktor olacak demektir.

Çocuğun doğduğu yere varırlar. İçlerinden en genci çocuğun yanına girer. Çocuk kendi yaşında ve kendine benzemektedir. Şaşırır ve çıkar. Sonra ikinci Kral da girer. O da çocuğun kendi yaşında ve kendine benzediğini görür, şaşırır, dışarı çıkar. En yaşlıları olan üçüncü kral da girer. O da aynı şeyleri görür çıkar. Sonra üçü de gördüklerini birbirlerine anlatırlar. Birbirlerine inanamazlar. Aynı anda içeri girmeye karar verirler.

İçeri girerler, 13 günlük bir bebekle karşılaşırlar. Getirdikleri altını, tütsüyü ve macunu çocuğa verirler. Çocuk üçünü de alıp onlara sıkı kapatılmış bir kutu verir. Krallar ülkelerine dönerler. Yolda kutuyu açarlar. Kutudan bir tane taş çıkar. Bir anlam veremezler. Çocuk verdikleri üç şey de aldığına göre, hem Peygamber, hem Kral he de doktor olacak diye düşünürler.

Çocuk da inancınız bu taş gibi sert ve katı olsun demektedir. Krallar anlam veremediği taşı bir kuyuya atarlar. Birden kuyudan iri uzun alevler fışkırır. Bunun Peygamberin işi olduğunu düşünüp, ateşten bir parçayı alıp götürürler. Ateşi en büyük tapınaklarının köşesine koyup tapınmaya başlarlar. Mecusiliğin çıkışını da böyle aktarmaktadır.

Seyahatnamenin bir bölümü uzunca Kubilay Han'dan bahsediyor. Biraz sıklıyorsunuz. Hasan Sabbah gibi tarihin önemli şahsiyetlerinden bahsettiği bölümler var. Genel de gördüğü tüm yerler hakkında bilgi vermeye çalışırken kulaktan duyma bilgiler ve hikayelerle de bilgilerini süslemiş diyebiliriz. (dil ve anlatımımdaki bozukluklar için özür diliyorum)

Kaynak: Marco POLO Seyahatnamesi 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 144
Toplam yorum
: 161
Toplam mesaj
: 124
Ort. okunma sayısı
: 10601
Kayıt tarihi
: 16.08.07
 
 

Denizli'liyim. Tarih bölümünü bitirdim.MEB'de öğretmenlik yapıyorum. Araştırma tarih kitapları ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster