Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ocak '07

 
Kategori
Sağlık
Okunma Sayısı
873
 

Mektup var!

Mektup var!
 

Az sonra okuyacağınız mektup, doğuştan bedensel özürlü birinden, bizlere yazıldı. Aslında mektup daha uzun ve karmaşıktı ama biraz yardımla tam da onun istediği gibi bir mektup oldu. Mektubun altına bir de imza atan Eda, yazar olmak istiyor, yazacak, anlatacak çok şeyi olduğunu söylüyor. Ayrıca elektronik eşyalara karşı garip bir şekilde yeteneği var. Evde bozulan ve içinden çıkılamayan işleri o hallediyor. Cep telefonunu da yüzyılın icadı olarak görüyor.

Yani Eda, biliyor, anlıyor, yazıyor, mimikleriyle ve çıkardığı seslerle tepki veriyor fakat ne konuşabiliyor ne de yürüyebiliyor. Küçücük dünyasında annesiyle yaşıyor. On dört yaşında, yemyeşil gözleri, bembeyaz teniyle kuğu gibi duruyor, kalkamadığı koltuğunda. Hani derler ya Allah herkese çekeceği kadar dert verir diye, Eda için bunu söylemek mümkün değil çünkü o kadar hayat dolu, o kadar farkında ki her şeyin, insanın isyan edesi geliyor. Üstelik Eda’nın rahatsızlığının tedavisi de mümkün. Bir dizi ameliyat gerektiren hastalığının tek şifası maalesef ki para. Yani Eda’ya uzanacak her yardım eli, ona, bizlerin arasında, bizler gibi yaşam sürme şansı sağlayacak. Eda yaşıtlarına göre fazla zeki aslında, zamanını oturarak geçirdiği için okumuş, izlemiş ve sadece düşünmüş. Bizler gibi hayalleri, bizler gibi sevdikleri var. Kendi dünyasıyla gerçek dünya arasındaki tek bağı ise cep telefonu. Dostlarıyla mesajlaşarak anlaşıyor. Bizler gibi aşık oluyor, bizler gibi ağlıyor ama bizler gibi hayatın içine karışamıyor. Gururu zedeleniyor, çaresiz çırpınıyor ama ümidini hiç kaybetmiyor. İsterseniz şimdi Eda’ya kulak verelim, bakalım hayalleri ve acısı büyük, kendi küçük Eda ne anlatıyor, ne yaşıyor?

‘‘Diğerlerinden farklı olmak belki de beni en çok üzen şey. Her şeyi bilip de bir şey yapamamak, dilinin ucuna gelip de söyleyememek. Aslında tam da dilimin ucunda, bak içim çırpınıyor, anlatmaya çalışıyor, deniyorum, defalarca deniyorum ama olmuyor, yoruluyorum, tam gücüm tükeniyor, annemin gözlerinin içine bakıyorum, ‘hadi diyor, yapabilirsin’ ama yapamıyorum. Çünkü ben eşit doğmadım, doğarken alındı elimden konuşma hakkım, yürüme ve koşma hakkım. Kavgalarımı bile içimden yapmaya mecbur oldum hep, oturduğum yerde büyüdüm, ben büyüdükçe ızdırabım da büyüdü gizlice. Belki de bu kadar hayat dolu olmasaydım daha mutlu olurdum. Belki de senden fazla yapmak istediklerim var Ayşemden Abla. Anlatmak istediklerim, küfretmek istediklerim var.

Okumayı seviyorum, elime geçen her şeyi okuyorum. Yaşıtlarımdan daha çok şey biliyorum. Ama neye yarıyor? Sıkıntımı geçiriyor mu? Beni ayağa kaldırıyor mu? Bilmek değil koşmak istiyorum ben. Hatta olimpiyatlara katılmak istiyorum. Çok hayal kuruyorum değil mi? N’apalım o da parayla değil ya. İnadına kuruyorum. İnadına okumak, yazmak, koşmak, dans etmek, yemek yapmak istiyorum. Hatta evlenmek de istiyorum, aile kurmak, çocuk doğurmak istiyorum. Çalışmak istiyorum. Oturarak geçirdiğim yılları, geri kalan hayatımı koşarak geçirerek unutmak istiyorum. Bir gün koşabilirsem, biliyorum her şeyi geride bırakacağım. Eğer bir gün koşabilirsem beni taşımaktan yorulan anneciğime çok iyi bakacağım. İkimizin de suçu yoktu. Neden böyle oldu? Kimse bilmiyor. Oturduğum yerde koltukları yumrukluyorum, annem bana bakıyor ve çaresizliğime ağlıyor, yanıma gelmesini istiyorum, ona sarılıp ağlıyorum. Hiç suçu olmadığı halde gözlerimin içine her baktığında benden özür diliyor. Keşke diyor sanki, keşke yapmasaydım. Kendi için değil biliyorum benim için istiyor bunu, hele de aklımın yerinde olduğunu ama bunun, lanet olası yaşantımı yardımsız sürdürmeme yetmemesi onu daha da çok üzüyor. Kimse bilmez tabi anneciğimin gecelerini, o suskunluğunun altında kopan fırtınaları. Kendime üzüldüğümden daha fazla ona üzülüyorum zaten. Ben artık kocaman bir kızım ve anneciğimin beni taşıyacak gücü kalmadı. Artık merdivenleri çıkarken tek başına çok zorlanıyor. Ve benim yüzümden yapmak istediklerini yapamıyor, yaşamak istediklerini yaşayamıyor. Aslında ben özür diliyorum ondan, hayatını bu şekilde engellediğim, gençliğini bu şekilde geçirmesini sağladığım, onunla el ele gezmelere gidemediğim ve ‘canım anneciğim seni çok seviyorum’ diyemediğim için. Sadece gözlerimle onu sevdiğim, etrafın bakışları arasında ona kendini suçlu ve üzgün hissettirdiğim için…

Annem beni gezdirirken, arabanın camından dışarıyı izliyorum. İnsanları izliyorum. Aslında ne kadar şanslı olduklarının farkında değiller. Yürüdükleri için, konuşabildikleri için ne kadar şanslı olduklarının farkında değiller. Haber bültenlerinde izlediğim, benim gibi olanlara yaşam şansı veren insanları izliyorum. Ne büyük insanlar diye düşünüyorum. Ve umut ediyorum, belki bir gün bizim de kapımız çalınır, belki bir gün ben de sizlerin arasına karışırım, sizler benim farkıma varmadan sizler gibi yürürüm. Ben de anneciğime en sevdiği yemeği yaparım, sofrayı kaldırıp, ardından kahve yaparım ikimize de, sonra bir de fal bakarım. Her şey çok güzel olacak, her şeye yeniden başlayacağız, yaşayamadığımız her şeyin acısını çıkaracağız derim anneciğime. Sarılıp onu çok sevdiğimi kendi sesimle söylerim, ve onun gibi bir anne olmak istediğimi söylerim. Annemle dans ederim, ona kitap okurum, şarkı söylerim…’’

Eğer bu yazıyı okuduktan sonra elinizdekilere şükredebiliyorsanız mutlusunuz demektir. Sizler gibi onun da mutlu olmasını sağlamak sizlerin elinde. Bu yazıyı okuyan okumayana anlatsın, hep beraber onun için para toplayalım. Damlaya damlaya göl olur. Ve belki tarihin en faydalı kampanyası olur ne dersiniz?

Eda’nın konuşan sesi, yürüyen ayakları olmak istiyorsanız, ona el uzatın. Uzatın ki bu toplum dayanışma görsün, uzatın ki kazancınız sadece size değil başkalarına da yaşam hakkı tanısın. Eda şimdi mesajlarınızı ve ameliyatlarını üstlenecek insanları bekliyor. Yeterince bekletti onu hayat, daha fazla beklemesin. Arayın onu lütfen!!!

ANLADIM

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
kendi yolumu çizdiğimde anladım.

Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil.
Bildiklerini bana neden anlatmadığını anladım.

Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış.
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.

Sevmek ile sevilmenin yolu önce kendini sevmekten geçermiş.
Neden kendine aşık olduğunu anladım.

Acı, doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden.
Neden hiç ağlamadığını anladım.

Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş.
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım.

Ve sevilenle ağlayamıyor, kaçıyorsan ondan, çaresizliktenmiş.
Senin acın için odamda tek başıma hıçkırıklarla ağladığımda anladım.

Bir insanı herhangi biri kırabilir ama bir tek çok sevdiği acıtabilirmiş.
Çok acıttığında anladım.

Fakat, hak edermiş sevilen onun için dökülen her bir damla gözyaşını.
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım.

Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet.
Yüreğini elime koyduğunda anladım.

Tek başına ayakta durabilecek kadar güçlüysen, yanında tutanlar varmış.
Neden hiç yalnız kalmadığını anladım.

Ve Sana ihtiyacım var, gel diyebilmekmiş güçlü olmak.
Sana git dediğimde anladım.

Biri sana git dediğinde, kalmak istiyorum diyebilmekmiş sevmek.
Git dediklerinde gittiğimde anladım.

Dostun seni bir kez terk edermiş, bin kez değil.
Aslında hep yanımda olduğunu anladım.

Ve bir kez terk etti mi seni, affetmek çok zormuş,
Ben de affedemediğin şeyin ne olduğunu anladım.

Sana sevgim şımarık bir çocukmuş her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan.
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.

Özür dilemek değil, affet beni diye haykırmak istemekmiş, pişman olmak.
Gerçekten pişman olduğumda anladım.

Affedemem, çok geç demek gururdan başka bir şey değilmiş
hâlâ sevgi varsa içinde eğer.
Tutsak kalbimin kapılarını kırıp, içine baktığımda anladım.

Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş,
sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış.
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.

Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi.
Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım.

Sevgi emekmiş, emek ise vazgeçmeyecek kadar
ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş. Anladım...

////

Güzel Sözler Biliyorum

“Yaşadığım her yılla hayatın ziyan edilen kısmının, vermediğimiz sevgilerde, kullanmadığımız güçlerde, hiçbir riski göze almayan bencilliklerde olduğunu daha çok farkediyorum; bunlarla acıdan kaçınırken, mutluluğu da yitiriyoruz.”

Mary Cholmondeley


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 29
Toplam yorum
: 21
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 1326
Kayıt tarihi
: 14.07.06
 
 

İdareci olarak çalışmaktayım. AÖF iktisat bölümü 2. sınıftan özel nedenlerden dolayı ayrılmak zorund..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster