Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Nisan '13

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
165
 

Minik gezgin Ada, Hititlerle tanışıyor

Tarih kitaplarının sayfaları arasında kalmış, yerli turistlerin ilgisini ne yazıkki çok fazla çekememiş bir güzergahtı bu kez seçimimiz.  Bizi az-çok tanımışsınızdır, ana-oğul pek severiz gezmeyi ve ikimizde uyumlu yol arkadaşlarıyızdır.

Arkeologos Yayınevi Neşeli Tarih Serisi kitaplarından “Gizemli kent Hattuşa” kitabımız ve “Mutlu Gezginler” ekibiyle keyifli, kültürlü, Karadeniz’in tertemiz havasıyla dopdolu bir  3 gün geçiriyoruz. 

19 Nisan Cuma geceyarısı Merzifon havaalanında neşeli ve dinamik bir grup karşılıyor bizi. Işıl ışıl bir Amasya gecesinde Kaya Mezarlarının hemen altındaki otelimize yerleşiyoruz.

Cumartesi sabahi grubumuz tamamlanmasını beklerken köprüden geçip Yeşilırmak kıyısında kısa bir yürüyüş yapıyoruz. Nehir kıyısında birbirinden güzel cumbalı ahşap evler sıra sıra dizili. Kral Kaya Mezarları ise tüm azameti ile kente hakim.  Minik gezgin Ada keyifle dondurmasını yalarken Kaya mezarlarına tırmanıyoruz.  Yosun tutmuş ve kayganlaşmış kayalardan keçi gibi zıplaya zıplaya geçiyor, ben çığlık atmamak için zor tutuyorum kendimi !

Helenistik dönemde Pontus krallarına ait olan bu mezarlar Harşena dağının güney eteklerinde kalker kayalara oyularak yapılmış ve mezarların arkalarındaki geçitler dikkat çekiciymiş. 21 mezardan sadece birkaç tanesi günümüze gelmiş. Kral Kaya Mezarlarının en büyüğü, galeri ve merdivenlerle çıkılan, batı yönündeki en son mezarmış.  Zaman zaman hapishane ve cezalandırma mekanı olarak ta kullanılmış olan bu mağaralarda Hıristiyan keşişlerinin inzivaya çekildiği de biliniyormuş.

Bizim grup Hazeranlar Konağına yönelirken Ada heyecan içerisinde tahta bir şehzade kılıcı satın almam için ikna ediyor beni. Dükkandaki yaşlı amca bir yandan kılıcın üzerine ŞEHZADE ADA yazarken biryandan da ona “şehzade” nin anlamını anlatıyor.  Elimizde tahta bir kılıç ile parke taşlı dar sokaklarda koşup grubu yakalıyor ve Konağı geziyoruz.

Amasya müzesindeki mumyalar bölümü ve sikkeler Ada’nın çok ilgisini çekiyor.  Sabuncuoğlu tıp müzesini geziyor ve eski dönemlerde kullanılan tıp aletleri ve şifa yöntemleri hakkında bilgi alıp ardındanda yola koyuluyoruz.

Leziz Amasya çöreklerimizi yerken Mutlu Gezgin Sibel bize hem Hititlerde sosyal ve siyasi yaşam hakkında hem de bölgenin arkeolojik keşif süreci, yazılı tabletlerin alfabesinin çözümü hakkında bilgi veriyor.  Kadeş savaşı ve antlaşmasını ortaokul tarih kitaplarının sıkıcı sayfalarının aksine öyle keyifle anlatıyor ki, onu hayranlıkla dinliyorum.

Hattuşa’nın en büyük ve en etkileyici kutsal mekanıyüksek kayalar arasına saklanmış Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı bizi bekliyor.  İki odadan oluşan tapınakta 90’dan fazla tanrı, tanrıça, hayvan ve hayal ürünü yaratıklar kaya yüzeyine işlenmiş. Yerel rehberimiz tüm figürleri detaylı olarak anlatıyor.

“Dilek taşı” üzerine tüm grup ellerini koyduğunda rehberimiz Erol bu görüntüyü tabi ki kaçırmıyor, basıyor deklanşöre. 

Boğazkale ören yerindeki bir mezarda iskelet kalıntıları arasındaki gelincik buketine yöneliyor kameram, meraklı Ada da eksik kalır mı, hemen o da giriveriyor kareye. 

Hitit imparatorluk döneminde, yani M.Ö. 14. ve 13. yy’da şehir yaklaşık 6 km uzunluğunda bir surla çevrilmiş. Daha geç bir imar evresinde bu surların önüne ikinci bir duvar daha örülerek, kent daha sıkı bir savunmaya alınmış. Bu yeni sur üzerinde bulunan, anıtsal şehir kapılarının çoğu günümüze kadar oldukça sağlam durumda gelmiş. Güney batıda, dış yüzünde aslan yontuları bulunan Aslanlı Kapı’yla , iç yüzünde, silahlı tanrının görkemli şekilde betimlendiği Kral Kapı, bunların en önemlileri. Kentin güney ucundaki Yer Kapı’nın da özel bir rolü olmalı. Burada 30 m yüksekliğinde, 80 m genişliğinde bir toprak set oluşturulmuş. Bu set üzerinden geçen kent surunun ortalarında Sfenksli Kapı yer alıyor. Tam bu kapının altında, Hattuşa’nın bugün içinden geçilebilen tek poterni var. Bu poternden geçilerek sur dışına çıkılıyormuş.

71 metre uzunluğunda ve 3 metre yükseliğindeki Potern minik gezgin Ada’nın favori mekanı oluyor. Elindeki feneriyle neşe içinde koşup karanlıktan korkanlara eşlik ediyor. Hititlerin yaşadığı yüzyılda o dönemin teknolojisi ile bu ilginç geçidin inşaası, ağır kayaların tavana doğru üçgen yapacak şekilde destekli yerleşimi müthiş hayranlık uyandırıcı. 

Mutlu Gezginlerden  Esra ve Arzu’nun peşinden yemyeşil tarlaya dalan Ada neşe ile koşarken Eşref teleobjektifinin avantajıyla harika kareler yakalıyor. Ada Bey ıslak ayakkabı ve çoraplarla geri geliyor ve  günü botlarıyla tamamlıyor. Utanarak ıslak minik çorapları ön konsola yerleştirirken tam bir yıl önce yine 23 Nisan gezimizde Mudanya da yağmurdan ıslanan çoraplarını bu şekilde kurumaya bıraktığımızı anımsıyorum. 

Cumartesi gecesi Çorum’da konaklıyoruz. Oto sanayi ve benzincinin yanındaki bu otel tahminimiz üzerinde konforlu.

Pazar sabahı erken saatlerde dolaştığımız mis gibi leblebi kokan Çorum sokakları pek sakin. Grubun bir kısmı kuruyemişçilerden çıkamıyor, bir kısmı da kunduracılar çarşısının daracık sokağında keyifle fotograf cekiyor.

Zile’de bir esnaf lokantasında meşhur Tokat Kebabının tadına bakma firsati buluyoruz. Anneannesinden sarma istemeyi planlayan Ada Tokat’ın meşhur salamura yapraklarından ve sabah kahvaltısında ekmeğine sürmek için de beyaz pekmez almak istiyor.

Tam bir doğa harikası olan Ballıca Mağarası deniz seviyesinden 1085 metre yükseklikte ve 680 metre uzunluğunda olup 8 bölümü gezilebiliyor. Henüz ziyarete açılmamış bölümleriyle çok gizemli. Mağaranın yaşının yaklaşık 3,4 milyon yıl olduğu tahmin ediliyor.  Mağara girişinin hemen ardında bulunan Havuzlu Salonda yer alan dikdörtgen bir yapı, burada bir dönem yerleşim olduğunu düşündürüyor.

Tam bir mağara tutkunu Ada keyifle salonlar arasında dolaşırken bir yandanda dilini uzatip tavandan gelen damlaları yakalama derdinde ..

Tokat sokaklarında keyifle geziyoruz ve meşhur Taşhan da soluklanıyoruz. Bir grup çay-kahve keyfi yaparken bir grup ta tahta baskılı örtü peşinde. Anneannesine bir hediye almak isteyen Ada’ya biraz harçlık veriyorum. Çok güzel mavi taşlı bir kolye-küpe seti seçip geliyor ve biraz daha para istiyor. Bana da hediye alacakmış J

Pazar gecesi Niksar’da konaklıyoruz. Akşam yemeği sonrası yaptığımız kısa Niksar turunda güzel köprüler görüp gündüz fotograflarını çekmeye hevesleniyoruz.

Ancak Pazartesi günü bunu gerçekleştiremiyoruz zira bölgede pazar yeri kurulduğundan o tarafa geçmiyoruz.  Rehberimiz Erol içimizdeki alışveriş canavarını uyandırmamak için bizi Pazar alanına sokmuyor. 

Niksar sokaklarında dolaşıyor, 17.yy özelikleri taşıyan kalem işi güzel süslemelerle bezeli kemerlerinde Selçuklu çinilerindeki geçme rumi motifler ve iznik çinileri desenlerini andıran süslemeler olan Ulu Cami’yi geziyoruz. Bir dönem zindan olarak kullanılmış olan ve henüz turizme açılmamış bir silah mahzenine de giriyoruz. 

Bir heyelan gölü olan Borabay Gölü bizi kartpostal gibi karşılıyor. Yağmurun dinmesini beklerken güveçte kavurma ve alabalık yiyoruz. Ada’nın keyifle ekmeğini güveç kabına bandırmasını şaşkınlıkla izliyorum. Yağmur dinince göl kenarında kuş cıvıltıları eşliğinde yürüyüşe çıkıyoruz.  Gölün karşı kıyısında gördüğümüz minik ahşap evlerde konaklama imkanı da varmış. Geri döndüğümüzde harika bir sürpriz bizi bekliyor: semaver çayı.

Ladik Gölü kenarında kısa bir fotograf molası veriyor ve dönüş uçaklarımız için Samsun havalimanına geliyoruz.  Görevliler uçağın içine alamayız dedikleri için “Şehzade Ada” yazılı meşhur tahta kılıcı birbir güçlükle valizimize sığdırmayı başarıyor ve koşar adım İstanbul uçağına biniyoruz.

Arnika Turun deneyimli rehberi Erol ve Mutlu Gezginler ile çok keyifli bir tatil yapıyor ve en kısa zamanda yine onlarla bir gezi yapmayı diliyoruz.  

Anneye not:Sırt çantanda çocuk için sandviç – meyvasuyu – kuru meyva taşı. Otobüste çocuk için  yedek çorap – pantalon – ayakkabı bulundur ki söför bagajı açıp valizleri indirmek  zorunda kaldığı için somurtmasın.

Çocuğa not:Bulduğun her yemeği nazlanmadan ye bitir, gezilerde ne zaman ne yenir belli olmaz. Bulduğun her tuvalete git, yoksa yol kenarında doğal ortamda yapmak zorunda kalırsın.. .

Alışveriş notları: Amasya’nın oya işli mendilleri – Çorum’un leblebisi – Tokat’ın salamura yaprağı – Zile’nin beyaz pekmezi – Tokat’ın tahta baskılı örtüleri  - Niksar’ın cevizli sucuğu

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 43
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 334
Kayıt tarihi
: 24.04.12
 
 

Notre Dame de Sion Lisesi ve İstanbul İktisat Fakültesi İktisat Bölümü mezunu, hayatla mücadelesi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster