Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ocak '22

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
7
 

Mor Veda! Sigara...

2005’in Mart’ı. Akşama yönelen yarı karanlık bir zaman. Köyün dar sokaklarından sonuncusunu otomobille geçerken bir sokak köpeği sürekli iki bacağının arasındaki kanamayı gösteriyor bana. Kuyruğunun iç bölümünde belirgin bir pembelik var. Hayvan dişi ve üreme organıyla ilgili ciddi bir sıkıntı yaşıyor sanki. Araçtan inip yanına gittiğimde karnını göğe doğru vererek yardım istiyor bir kez daha. Sorunlu bölgeyi çok net görebiliyorum artık. Bir şeyler olabildiğince kötü gitmekte. Mekanından geçerken ekmek ya da kendi köpeğime götürdüğüm kemiklerden verince o da beni dost hanesine yazmış demek ki. Şimdi ciddi biçimde yardım istiyor. İçimden yalnızca bana ait olan ve kimseyi ortak etmem mümkün olmayan ‘yüce güç’ün sesini duyuyorum: - “Dünyada "insan" olduğunu hatırlaman için çok fırsat var. Kullanmak istemez misin?” diye soruyor bana. Hemen araca atlayıp 4 kilometre uzaktaki veterineri alıp birlikte geri geliyorum. Cerrahi operasyonun şart olduğunu öğrenince parası dahil bu yaptırımı onaylıyorum. Beyaz sokak köpeğinin yanından ayrılırken “Boş ver evlat, dert etme. Mucizeler bazen işe yarar. Yeter ki dayan kızım.” diyerek başını okşuyorum. Eve yol alırken cep telefonum çalıyor. Eşim Sevgi; gittiği İstanbul’dan aramakta! Gözyaşı damlacıklarıyla kaplı bir ses işitmekteyim. Sanki gözleri, hüzün dolu yaşlardan boğuluyor: - “Levo! Ben şimdi ne yapacağım? Doktorun yanından yeni çıktım. Şekerimi geriye dönük ortalamada çok yüksek buldu. Hem ilaçtan ensüline ( kendisinin yapacağı günde 4 adet iğne ) başlatıyor, hem de şu anda sigarayı bırakmamı istiyor. Hatta emrediyor. Yoksa bacağımı keseceklermiş. Damarım tıkalıymış. Tabii diyabet bir damar hastalığı! Dünyam karardı. Ne yapacağım ben şimdi; söyler misin?” Konuşuyoruz ve kapatırken sevgili karımın benden işittiği sözler şöyle: -“Algılama kapıları herkes için sonuna dek açıktır. Sen bundan yararlanmazsan bu konuda da Tanrı’dan isteyeceğin hiç bir şey kalmaz.” Telefonu kapattıktan sonra kendi kendime gülümserken kapalı devre mırıldanıyorum: -“Sevgilinin haykırışı asla gürültü yapmaz. Dilsizdir, sessizdir o! Sevgilidir çünkü o!” Sonra evde TV’yi açıyorum. İki adet parti liderinin düşmanlığının, artık birbirlerinin mezarının üzerinde tepinecek kadar ilerlediğini bir kez daha tanık oluyorum. Topluma çok net nefret pompalıyorlar. “Nefret bizi özgürlükten uzaklaştırır!” gibi bir özdeyiş geliyor aklıma. Çocukları, eşleri, akrabaları, arkadaşları ve tüm “insanlar” onları bu halde izliyor. Bu tavırlarla hangi kitleye örnek olacaklar ki! Kötü!

O DUMANLARDA  İNSAN YAŞAMINA DOLANAN BİNLERCE KÖRDÜĞÜM VAR

YEMEK sonrası oturup yine oraya sığınıyorum; zihnime! “İçimde yalnızca bana ait olan “yüce güç” ün önerdiği insanlığı, o beyaz köpekten sonra kendime de uygulamaya karar veriyorum. Elimde sigara paketini buruşturacak gibi oluyor, sonra “sen bunu kafanda buruştur be adam!” diyorum. Azaltma kararı çıkıyor sığınağımdan. Davullar eşliğinde deniyor ki: - “Her saat başı bir sigara içilecektir. Duyurula!” İki saat sonunda ne kadar alçaldığımı, küçüldüğümü, (bu benzetme yalnızca benim için) kendi kendimden utanç duyduğumu görüyorum. Neden? E, bu süre içinde iki sigara içebilmek için binlerce kez duvar saatine bakılır mı; yuh! “Umutlar sende varolamaz. Çünkü sen o ağırlığı kaldıramazsın!” diye hakaret ediyorum; bana! Eşim, sigaradan vazgeçmiş olarak dönecek ve ben hala onun yüzüne duman üfler olacağım. Ve o gece pakette kalan 5 sigarayı da art arda ama yarım yamalak tüketerek, hayatımın son sigara ambalajı alevler içindeki cehenneme fırlıyor. Köy evinde homurdanarak yanan soba bana nefretle ısı yolluyor! O andan başlayarak bu kararımı, hiç kimseye söylemeden bir hafta yaşatıyorum.

YEDİ GÜN İÇİNDE NELER OLMUYOR Kİ!

Kendimi yirmi beş saniyede bir buzdolabının kapısında yakalamam… Kitap okurken bir anda kitabı arayıp bulamamam… Akrep ile yelkovanın işi yavaşlatma eylemine gitmeleri… O zaman bilgisayarım olmadığımdan kalemimi ikide bir sigara gibi ağzıma götürmem… Zaten temiz evi, hergün yeni baştan elden geçirmem… “O işe yaramaz, bu işe yaramaz” diye bir sürü eşyayı fırlatmam… Her evde bulunan içi cam eşyalarla dolu büfedeki bardak - çanak – çömlek - bibloyu iki kez dışarı çıkarıp bulaşık makinesinde yıkayıp tekrar yerleştirmem… İnanın bunu bir casusa yaptırsanız bütün bildiklerini beş dakikada itiraf eder. Sonra, soğuk havada “ellerim bomboş, beynim onsuzluktan sarhoş” başı boş dolaşarak üşütüp hasta olmam… Gece yarısı kalkıp salondaki düzeni ameliyatlı belime karşın değiştirmem… Neler neler! Bu arada köpeğin operasyonuna bir gün kala hiç kimsede olmayan “benim yüce gücüm” köyün beldesine ücretsiz ameliyat yapan bir kamyon göndermez mi! Garibim hem kanamasından kurtuldu, hem de kısırlaştırıldı. Tüm aşıları yapılmış olarak, kulağında numaralı küpesiyle ait olduğu yere geri dönüyor, otomobilimin arka koltuğunda! (Bagaja hiçbir canlıyı sokmam) Önüme çıkan her şeye ciddi gözle bakıp odaklanarak, sanki yardım ederek yardım alıyordum. Bir yandan da gün boyu sürmeye başlayan hassas duygular beni rahatsız etmeye başlayınca kendime daha da içerledim: -“Yani sigara mı yönetiyordu beni, onlarca yıldır?” Üç gün sonra patisi yanmış kedi gibi durmadan sağa sola koşup oyalanmaktan sağ dizim şişip ağrımaya başladı. Ziyaret ettiğim ortopedi doktoru “Sen kendini nasıl bu hale getirmeyi başardın! Yoksa dizlerinin üzerinde mi koştun?” deyince güldüm. Neden sırıttığımı sorunca da yanıtım bir sigara nefesi uzunluğundaydı: “Yok bi şey doktor bey, yok bi şey!”

SİGARAYI TEK BAŞINA BIRAKIRKEN BİR DOKTORUN HABERİ OLMALI!

 * 19 Mart’ta 17 yıl dolacak. Bu yazı da o zaferin onuruna! * Öğrendiğime göre her yüz kişiden sadece üçü “yardım almadan” sigaradan kurtulmayı başarabiliyorlarmış. O üç kişiden olmak gurur verici. * 2007’de yapılan çok riskli bir göz ameliyatı öncesi (retina dekolmanı) çekilen film sonucu, merakım üzerine uzman “sigara içtiğiniz akciğer çekiminizde görünmüyor.” deyince şaşkınlıktan dilimin yerinde olup olmadığını yokladım. Uzun yıllar kullandığımı söyleyince doktor hanım kısa bir sessizlikten şaka mı, ciddi mi hiçbir zaman anlayamayacağım şu yanıtı verdi: “Demek ki, içinize iyi çekememişsiniz!” Bu da hoş bir anı oldu benim için. * Ayrıca çok sonraları öğrendiğime göre ise sigarayla vedalaşırken bir nöroloğu haberdar etmeniz öneriliyor. Çünkü yoksunluk sendromu denilen krize girerseniz hiper tansiyon ve diyabetin kapınızı çalması olasıymış. O da buna önlem olarak belirli bir süre kullanacağınız, anti / depresiv bir sakinleştirici veriyor. * Ben çok mutluyum. Gezegende bir çok güzel şey keşfettim. Dünya ile aramdaki buzlu camı herşeye karşın yine de kolay kırdığımı düşünüyorum. Hem de tek başına! * Eşim mi dediniz? Aramızda sır olarak kalsın: “O içiyor!” Şşşşşttt! Gülmeyin, işitebilir! / Levent Üsküdarlı

SON BİR NOT: Geçenlerde dostlarımız, rahatsızlanan ev kedisini veterinere götürdüler. Kontrol ve görüntülü çekim sonrası şöyle bir soruyla karşılaştılar: "Bu hayvan, ne zamandan bu yana sigara içiyor?...Artık buraya evde sigara içilip içilmediğini yazmayacağım!

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 62
Toplam yorum
: 76
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 40
Kayıt tarihi
: 09.12.08
 
 

1951 / İstanbul. Öğretmen bir ailenin tek çocuğu. Sade bir düzen içinde soluk alıp veren o "eski ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster