Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Aralık '08

 
Kategori
Sivil Toplum
Okunma Sayısı
455
 

Mustafa Kemal'le sağlıklı bir temas kurabilmek için...

Mustafa Kemal'le sağlıklı bir temas kurabilmek için...
 

Bir önceki yazımda basitçe anlatmaya çalıştığım şey şuydu: Bu ülkede Mustafa Kemal karşıtlığı, dış emperyalist güçlerin girişiminin, eski düzen taraftarı ve gerici bir avuç insanın çabasının eserinden daha öte bir şeydir. Bu tarzda bir girişim olsa bile -muhtemeldir-, tüm bunlar, somut durumun yanında ancak ikincil planda kalabilecek gelişmelerdir.

Mustafa karşıtlığı ve taraftarlığı olgusu, Cumhuriyetin kurulduğu günden bugüne kadar değişen nedenler ve dengelerle bugüne kadar devam etti. Ve halen, muhafazakar ve Cumhuriyetin idealleri ile sorunlu olan bir kitle ile, modernizmi Atatürk ilke ve inkılapları ile hedefleyen bir kesimin çatışması halen devam ediyor.

Ancak, 1980’lere kadar, kısmen ve oldukça yavaş bir hızla kurulu düzen lehine gelişen rüzgâr, 1980’den beridir ters yönde esmeye başladı. Bunda, bir yanda muhafazakâr kitlenin yapısının ve sınıfsal dokusunun değişmesi diğer yanda Kemalizm’in zaman ve evrensel değerler karşısında tutuculaşması ve iyiden iyiye bürokrasiye dayanan bir doktrine dönüşmesi neden oldu.

Bunu durumu en güzel, ünlü sosyolog Şerif Mardin’in “Cumhuriyetin öğretmeni, mahallenin imamına yenildi” söylemi özetler. Burada Şerif Mardin’in iddiası, Cumhuriyetinin öğretmeninin, diğer yanıyla toplumun aydın, aydınlanmış, ilerici, modernist kesiminin, dağılan eski toplumun üzerine daha ahlaki, daha içerikli ve felsefesi olan bir dünya öremediğidir. O bu süreçte, öğretmenle simgeleşen toplum kesiminin “iyi, doğru ve güzel” olan değerleri üretmekte yetersiz kaldığını anlatır.

Toplumun organik yapısının yapısı içinde ve normal koşullarda, “ilericinin – gerici”, “doğrunun – yanlış”, “iyinin – kötü”, güzelin – çirkin” karşısında kazanması gerekir. Toplumsal mücadeleler aslen meşruluk üzerinden yürüyen mücadelelerdir ve meşruluğun temellerini de doğru, iyi ve güzel gibi değerler oluşturur. Bu kavramların hiçbirisi ise, zor, güç ve dayatma araçları ile var edilemez. Meşruluk insanları kitleleri, gönüllü ve ikna yolu ile kendisine çekmenin yoludur.

Oysa Türkiye’de yeni sistemin kurduğu bağ her zaman meşruluk zeminini kazanmakta zorlandı. Çünkü, sık sık toplum iradesi dışındaki alanlara kaçan bir sistem oldu. Öyle olunca toplumun sistemle kurduğu bağ hiçbir zaman gönüllü bir yetki devri üzerinden gelişmedi. Bu, daha çok hak gaspı üzerinde yaşanan bir ilişkiydi. Türkiye’de yeni düzenin sahipleri, düzenin ilk varoluş dönemlerinin gereklilikleri dışında da, zor kullanmaktan vazgeçmedi.

Tarih olan her isim gibi Mustafa Kemal’de bir dönem sonra kendi döneminin koşullarının dışına çıkıp, onun adına şekillenen yapı ile özdeşleşmeye başladı. Toplumun sistemle kurduğu ikircikli ilişkinin kurbanı da bu isim oldu. Oysaki modernleşen toplumlar, kendi önderlerini gelişen süreçle beraber modernleştirirken, Türkiye’de süreç tersine gelişti. Devletin derin sahiplerinin çizdiği Mustafa Kemal portresi, onu hak etmediği bir otoriter şablona oturttu. Çünkü Mustafa Kemal, düzenin iplerini elinden bırakmak istemeyen askeri bürokrasinin topluma çevirdiği mızrağa dönüştü. Sivil ve askeri bürokrasi, desteğini aldıkları dar bir kitle ile, Mustafa Kemal’i evrensel değerlerden kopardılar. Hatta, demokrasi, özgürlük ve insan hakları düşmanlıklarını onun üzerinden işlemeye başladılar.

Bu haliyle Mustafa Kemal imgesi, doğru, iyi ve güzel üzerinden yürüyecek bir meşruluk kazanma çabası için uygun bir araç olmaktan çıktı. Aksine, modernizme direnen kesimlerin direnme çabasını meşru kılan bir otorite simgesine dönüştü.

Blogda, bir kesimin paniklemesine neden olan ve tartışma yaratan yazının genç sahibini ve toplumda çok geniş bir kesimi ikna eden söylemde bu oldu. Bu insanlar arasında çatışma modernizm ile kendi değerleri arasında değil, otoriter bir düzenle kendi değerleri arasında gelişiyor ve bu anlayış yüksek bir meşruiyet atmosferi oluşturuyor. Kemalistler bu kadar hızlı gerilemelerinin, gün ve gün çözülmelerinin sebebi de meşruluk –toplumun gönüllü onayını alma- iddialarını kaybetmeleridir.

Bundan sonra ne yapılabilinir;

1- Mustafa Kemal ve elbette kurduğu cumhuriyet, en hızlı şekilde, Türkiye’ye özgü koşullarla tanımlanmaktan vazgeçilmeli ve evrensel değerlerle temas eder hale getirilmelidir. Türkiye’ye özgü şartlar diye tarif edilenlerin, mevcut düzenin evrensel değerlere aykırı karakterini mazur gösterme taktiği olduğunu artık herkes biliyor.

2- Mustafa Kemal, toplumun bir kesiminin tercihlerini kutsayan bir devlet lideri olma vasfından çıkarılmalı, bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin kendi tercihleri ile yaşamasına imkân veren toplum önderi olarak tanımlanmalıdır. Mustafa Kemal'i toplumun en ücra noktalarına kadar benimsenmesi ve toplum önderi algılamasının yolu, toplumun ortak noktalarına hitab eden özelliklerini ön plana çıkarmaktır. Belirli bir kesimin tercihlerinin önderi yapmak onu büyütmeyeceği gibi, toplumun diğer kesimlerinin benimsemekte zorlandığı bir isme dönüştürür.

3- Mustafa Kemal imgesi topluma dayatılan bir imge olmaktan çıkarılmalı ve yaşamın içinde ve doğallığında toplumla temas eden bir imge olabilmelidir.

4- Mustafa Kemal’i, toplumun hoş karşılanmayan değerlerine karşı alternatif bir değer olarak üretme çabasından vazgeçilmelidir. Bu girişimde neticede yok edilmek istenen cemaatin yerine, biraz daha modern makyajlara bulanmış yeni bir cemaatin üremesinden başka bir işe yaramamaktadır. Ve her şeyin sunisi gibi fazlası ile sırıtmaktadır.

Mustafa Kemal’e karşı olan birisinin elinden, “düzeni otoriter kılma” nedenlerini elinden aldığınızda ezberlerin bozulduğunu kolaylıkla hep birlikte göreceğiz. Çünkü Cumhuriyetin geldiği noktada, Mustafa Kemal’e yöneltilen geri kalan diğer itirazlar fazlası ile fosilleşmiş durumda ve muhalefet üretecek meşruluğa gerekçe olamaz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sözde blog yazarının yazılarını ciddiye alıp da panikleyen insanların davranışlarına şaşıyorum. Elbette ki böyle düşünenler olacaktır ,her devrimin karşısında olanlar yenilikleri hazmedemeyen olabilecektir hiç şaşmadım. Ülkemizde demokrasi tam anlamıyla işlemiyor diyenler görsünler işte herkes dilediğini söylemekte serbest. M.Kemal Atatürk önderliğinde bir Türkiye Cumhuriyeti kurulmasaydı acaba, herkes böyle çıkıp da dilediğini söylemekte yazmakta bu kadar özgür olabilecekmiydi? siz ne dersiniz Bibliyofil.

Meltem Şahin 
 04.12.2008 11:31
Cevap :
Sayın Novalist, bence oldukça önemli bir noktada anlaşıyoruz. "Böyle düşünen insanların olması normal" işte bu cümle bir demokrata ait bir cümle olabilir. Elbette burada ifade edilen "normallik" fikrin düzeyini belirlemez. Yani düşüncenin kendisi normal olmayabilir ama hepimiz biliyoruz ki fikir konusundaki normal göreceli bir kavram. Hatta Mustafa Kemal'in kurduğu Cumhuriyette onun karşıtlarının varolabilebilmesi bence Mustafa Kemal'in farkını ortaya koyan bir unsur olması gerekir. Zaten bu ülkede insanlar istediği gibi düşünme hakkına sahip olmadıklarında söyleyecekleri şey bellidir; "Bizi İngiliz hükümranlığında da yaşasak istediğimizi yapamayacak ve söyleyemeyecekti, ne farkı var ki şimdi yaşadığımız düzenin?" Demokrasimiz henüz yani yani rayına oturuyor ve bundan korkmamak gerekir. Mustafa Kemal özellikle demokrasi ve özgürlükler döneminde daha fazla taraftar toplayacak bir liderdir. Onun dikta olarak lanse eden yarı askeri düzenden ve zihniyetten sıyrılmak gerek, saygılarımla  04.12.2008 12:51
 

Ancak ikinci kısımda sonuna kadar haklısınız, toplumdaki din algısına alternatif olarak Mustafa Kemal imgesinin çıkarılması söz konusu. Blogda da zaman zaman rastlıyorum; "Ben Mustafa Kemal'e tapıyorum", "onun hakkında olumsuz birşey duymaya dayanamıyorum", "onu kalbimizden silip atamazsınız" tarzında, akli değil ruhi ve giderekte ilahi bağlanma yöntemleri üretilmiş durumda. Din, modernizm ve ekonomik gelişim süreci içinde algılama değişime uğrayan bir kurum. Dindar bir yanıyla değişen dünyaya uyum sağlarken diğer yanıylada değerlerini koruma çabası içinde. Ancak Türkiye Cumhuriyetinin resmi cemaati için bu doğal gelişim mümkün olmadı. Suni bir ilahiyat söz konusu olunca tarihe takılıp kaldılar. Bu nedenle şu an Türkiye'de dinsel muhafazakarlık, resmi muhafazakarlığın karşısında daha fazla entellektüel üretiyor, daha fazla kitap okuyan bir kitleye sahip ve toplumu daha kolay ikna ediyor. Türkiye'de din dünyevileşirken, resmi ideoloji dünyadan koptu. Bence özet bu, sevgi ve saygılarımla

Bibliyofil 
 03.12.2008 23:54
 

yaşananları şöyle özetliyorum;cumhuriyet tarihi din'den ve Atatürk'ten geçinenlerin mücadele tarihidir ve yazınız bu anlamda tanıklık etmektedir...Atatürk adına topluma giydirilmeye çalışılan gömlek ne yazık ki günümüzde sorunlarımızın çoğalmasından başka anlam taşımamaktadır...

Necati TÜFEKCİ 
 03.12.2008 22:58
Cevap :
Sayın asiyazar, aslında haklısınız, siyaset gerçek modern sınıflar üzerinden şekillenmeyince kimlikler üzerinden şekillendi bu ülkede. Dini kimliğin karşısına daha modern ama nitelik itibari ile yine bir kimlik çıkarıldı. Oysa dini yapıları, cemaat kalıbını kıracak olan şey, toplumun gerçek sınıfsal yapısına kavuşması olacaktı. Ancak öyle olmadı. Burjuva güdük, proleterya ise sıska kaldı. Çünkü 1980'e kadar toplumun çoğunluğu kırda yaşıyordu ve onu tanımlayan sosyal sınıf köylülüktü. 1980'den sonra bu yapı değişime uğrasada, bu kez tüm dünyada sınıfsal yapılar alt üst oldu. Teknoloji kol emeğini talileştirdi. Hizmet sektörü, sanayi sektörünün önüne geçti. Postmodernleşme, toplumlardaki kimliksel yapıları tekrar ön plana çıkardı. Bu süreçtede en ön plana çıkan kimlik ise, en derin ve en sahici (elbette sahipleri için) kimlik olan dindi. Baksanıza günümüzde alevi toplumun muhalefeti, genel bir sol muhalefetten daha gerçek ve ikna edici insanlar için. Saygı ve sevgilerimle  04.12.2008 0:04
 

da okudum. Bu yazınız ile birlikte Mustafa Kemal'in artık rahat bırakılması gerektiğini çok doğru saptamalarla ortaya koymuşsunuz. Bu toplum 1980 den sonra hızla 2 önemli değerinin yozlaştırılmasına aynı anda şahit oldu,yaşadı veya dahil edildi. Bunlardan birisi "din", diğeri de "Mustafa Kemal"...Bir kısım, Allah ile kulun arasında olması gereken dini nerede ise özelleştirdi,tapuladı. Diğer kısımda bunun karşında durabilmek, bu fobiyi yenebilmek için "laiklik" karşı argümanı ile Mustafa Kemal'i kullandı ve tapusunu üstüne aldı. Mustafa Kemal bir lider modeli olarak algılanması gerekirken putlaştırıldı. Öyle ki her dileyen bir parçasını kopardı. Olması ve yaşaması gereken Mustafa Kemal'in içini boşalttılar. Bu konularda ezberlerin bozulmasına bile tahammülü olmayan bir kesim oluştu...Artık Mustafa Kemal'i rahat bırakmalı...daha fazla yıpratmamalı...sevgiler

Earlybird 
 03.12.2008 16:05
Cevap :
Sayın Beran Hanım, aslen bir agnostik olarak, bence Türk solu olarak dine biraz fazla pozivitizmin gözlüğünden bakıyoruz. Örneğin "Tanrı ile kul arasında olması gereken din" tanımının doğruluk payı yok. Daha doğrusu bu bizim gözümüzde olması gereken bir şey. Ama din böyle birşey değil. Örneğin Hristiyanlıkta hepimiz biliriz ki Tanrı ile kul arasında birşeyler var ve Hrıstiyanlıkta gayet bir din. Her dindar, kendisini Allah'a yaklaştıracak bir yol, insan, çevre, yöntem olduğunu düşünür. Ve ister istemez Allah'la arasına birşeyler koyar. Bu dinin doğasında olan birşey. Evet dini siyasete alet edenler elbette var ve bu bir sorun. Ama bunda o insanlar kadar, dini bir sorun olarak gören ve kendince kalıba sokmak isteyen insanlarında katkısı var. Dini kaşıyınca, muhafazakar olan toplumda kendi değerlerini koruyacak şekilde bir kanal yaratıyor. Yani sistem bol miktarda alıcı var ediyor. Birileri de alıcılara istediğini satıyor. (bir cevap bandı daha açarak devam edeceğim)  03.12.2008 23:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1708
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster