Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mayıs '07

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
796
 

Nagazaki kadar uzak, şah damarı kadar yakın!

Nagazaki kadar uzak, şah damarı kadar yakın!
 

Kaderimizin, bazen bir başka insanın yüzünde saklandığı, her şeyin o yüzle birklite başlayacağını bilmek, hepimizde bir heyecan yaratır. Sıkıntılı bir günde ani bir tanışma, içinizde toplanan kara bulutları dağıttığı gibi, baharın soluğuyla ferahlamanızı sağlar.

Kutsal kitapların anlattığı cennet ve cehennem gibi hayatın da ayrı ayrı sevinç, hüzün, ateş ve ırmaklara ayrıldığına inanırım. Bir insandan geçmek, bazen onun hem iyiliğinden, hem de kötülüğünden geçmektir.

Bir erkek ise, bir kadının yardımı olmadan bir başka yüksekliğe ulaşamaz, bir başka hayata geçemez.

Bu yüzden sevdiği kadın hayatından çıkıp gittiğinde ya da kısa bir ayrılık yaşadığında, erkeğini de götürür. Kadın giderken yalnız kendini değil, sevgisini, şefkatini, sıcaklığını ve parlaklığını da götürür. Erkek yalnız kalbini değil, kadınıyla gülümserken büyüyen pırıltıyı, karşılıklı yaptıkları konuşmaları, gözünün aydınlığında dünyaya olan umudu ve inancı da... yitirir.

Erkekse, sevdiği gitmeden, sevdiğini özlemeye başlamıştır bile! Bir kış güneşi gibi kendi yalnızlığında kendini ısıtmaya çalışır. O zaman anlar erkek, sevdiği kadın uzaklığı kadar yakındır ona...

Hayat bazen ne zor seçimler dayatır insana.

Bazen kader, huysuz bir yol gibi gözükür. Yolun ne zaman nerelere ayrılacağı, bizim hangisini seçeceğimizi bugünden bilemediğimiz, girdiğimiz yeni şehirlerde ve yeni insanlar nice acı ve mutluluğu tattığımız ilginç bir yola.

Bu dönemeçlerin hangilerine biz karar vermişimizdir, hangilerine birlikte karar vermişizdir, pek bilinmez. En konuşmamız gereken an bizi susturan, susmamız ve sabır göstermemiz gereken an bizi konuşturan nedir?

Bazen istememize rağmen sapamayız o dönemeçten. Karasızlığımızla kalır, ayaklarımızın altındaki zaman bizi de alıp götürür bir sonraki dönemece...

Hangi dönemeçte nereye varacağımızı ve kimlerle tanışacağımızı bilmediğimiz bu mavi atlasta, bazen bir otobüste rastlarsınız hayatınızı değiştirecek olan bilmeceye. Sıkıntılı bir günde, savrulan iki bedenin birbiriyle kesiştiği o garip bilmecede, sağdan sola kadın erkeğe, yukardan aşağıya da erkek kadına çıkar. Ve Tanrı elinde dolmakalemi, yukardan gülümseyerek, onları diğerlerinden ayırır. İki insan diğerlerinden hem ayrılır, hem de şehirlerarası bir otobüsün arka koltuğunda yeni bir aşkın ilk tohumları atılır.

İkisi de yaşadığı günden ve ilişkilerden bunca sıkılırken, parlayan bir nisan günü, erkeğin elinde yalnzılığı ve bir dergi, kadının elinde uzak diyaların denizleri, bütün bu hayat karmaşasına rağmen aşkın ve umudun göz kırpmasıdır.

Kadının güneş gözlüklerinin arkasına sakladığı gözleri, kısa sarı saçları, güzel dudakları ve parlayan gülümsemesiyle, erkeğin içini dolduran yalnız baharın taze kokusu değil, aşkın tene boşalan soluğudur sanki.

Sonrasında ilk buluşmaları, Kordonboyunda yürüyüşler, uzaklardan konuştukça birbirlerine olan yakınlıklarını anlamaları... Sonrasında kalbin yerinden sökülürcesine, deli gibi çarparken, erkeğin kadının kolunu hafifçe tutması ve uzaklara bakan yüzünü kendisine çevirerek öpmesi...

İki insanın birleştiği anlar vardır. Hayat o dudaklardan birbirlerinin içine akarken, bir solukta birlikte kurabilecekleri bir hayat şekillenmeye başlar. İki yalnız gövdeden tek bir ruh ortaya çıkan anlardır böyle anlar.

Ne konuşsanız, nereye gitseniz, aşkın isyan dolu mucizesini yaşarsınız. Karşınızdakini çok uzun süredir tanıyormuş hissi gelir yerleşir içinize. Huzur ve güven yayılır. Böyle bir aşkı yaşayanların, bir daha asla vazgeçemeyecekleri bir mucize...

İnsanların tüm nankörlüklerine, ihanetlerine, önyargılarına, inanmamalarına karşı durarak, kendi duygularını ve aklın yüceliğinde, diğer insanların zaaflarını, sızlanmalarını, aşksızlıklarını görüp, onlar için üzülen ve kendi aşkına sık sıkıya tutunan bir ahir zaman meleği gibi, başkalarına bomboş gözüken bir yolda, elele tutuşarak yürürsünüz. Yalnızca "bize ve aşka" inanarak.

Bir insanı sevmenin Allah'ı sevmek olduğu, öyle anlarda daha iyi anlaşılır. Ve deriz ki: "Sana bakmak Allah'a inanmak, seni sevmek evreni kucaklamaktır!"

Hastalağınızda yanıbaşınızda size bakan, yorgunluğunuzda moral veren, açlığınızda doyuran, üzüldüğünüzde sığındığınız, size olan tutkusunun içinizde ve teninizde fırtınalar koparan birisinin olması, işte bunlar, dünyaya bedeldir!

Bir aşk, iki sevgili, tek ruh, hem dünyanın içinde, hem de çok dışında olmayı getirir...

Yalnızca birlikte yaşayabileceğiniz biri değil, onsuz yaşamayacağınız biri olduğun için; her sabah uykuda onu izlerken ve okşarken, evrenin kıyısına vardığını hissettiğiniz; geldiğinde boşluk doldurduğu için değil, gittiğinde yerin asla dolmadığı için; hırçınlığınızı ve umutsuzluğunuzu alıp size pırıl pırıl bir sabah ve umutlu bir "biz" verdiği için, her şeyin ötesinde yaşamanın ne denli "saf bir mutluluk" olduğunu hissettirdiği için ona "Seni Seviyorum" dersiniz. Ve eklersiniz: "Sendeki ve bendeki bizi seviyorum. Sana karşı güçlü olduğu kadar naifleşen, seni sevdiğim kadar derinleşen benliğimi seviyorum. Birbirimizin ihtişamını aydınlatan ve parıldatan bizi..."

Hayatın nice dönemecinde sapmadan ilerlerken, bir karşılaşmayla saptığınız yolda sizi nelerin beklediğini bilemezsiniz. Hayatı heyecanlı kılan da budur. O güne kadar hiç görmediğiniz bir yüzün arkasında, geleceğiniz yatmakatadır; bu heyecanlar, yaşam pınarının, coşkusunun esas kaynağıdır.

Sevdiğiniz günün birinde giderse, sizi de yanında götürür. Ancak gelirken sizi de getirecektir. Artık hiçbir zaman yalnız olmayacağınız bir zamana...

O güne kadar nereye gitseniz, nereye varsanız sevdiğinizi de götürürsünüz. Yüreğinizin ortasında, süveydanızdan konuşur gün boyu...

Uyusanız onu uyur, ağzınızı açsanız onun dilini konuşur, nereye baksanız yüzünü görür, neyi tatsanız dudaklarınızda sevdiğinizin tadı, neyi duysanız onun ılık sesini tanırsınız.

Sevdiğinizi uyur, sevdiğinizde uyanırsınız!

Dokunduğunuz her şeyde ona da uzanmış olursunuz...

Sevdiğiniz kadın olmadan hangi yola sapsanız, yine karşınıza o çıkar. Yapayalnız gecenizde, açık bir bahar göğü altında parlayan bir "hilal" gibi...

İşte o zaman anlarsınız, sevdiğiniz Nagazaki kadar uzak, şah damarınız kadar yakındır!...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3498
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster