Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Temmuz '07

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
1410
 

Naz'ın hayatından med cezirler...

Naz'ın hayatından med cezirler...
 

NAZ'ın hikayesi...

Yıl 1984... Naz, Bursa'da maddi sorunu olmayan, esnaf bir ailenin küçük kızı olarak, sevgi dolu bir aile ortamında dünyaya gelmişti.

1957 çarşı yangınında dükkanları yanan baba, kitaplara cilt yaparak, dört nüfusu geçindirmişti yıllarca...

Yaşadığı aile ortamı sessiz, sakin ve dingindi. Bu sükunet, daha çok annesinin yönetici ve ılımlı manevraları ile babasının tüm çıkmaz ve güçlüklerinde onun yanında yer almayı başarabilmesinden kaynaklanmaktaydı.

Beline kadar uzanan kumral, örgülü ve gür saçları ve yeşil gözleri ile liseyi bitirdiği dönemden sonra, kapılarını aşındıran dünürlere kahve ikram etmekle geçti günleri.

Yaşadıkları muhit son derece muhafazakar olduğu için; gelen aileler de bu doğrultuda aşırı kapalı ve de tutucu insanlardı. Naz tüm isteyenleri nazikçe reddetti. Necati Bey Kız Enstütüsü'nde açılan dikiş kursuna yazıldı.

Ardından Baran daktilo kursu, bilgisayar muhasebe, o kurstan bu kursa savruldu durdu. Aradığı gerçek kimliğe ulaşamamıştı. Kafasının bir yerinde sürekli kalp atışlarına vuran ŞİDDETLİ bir arzu vardı.

-Oku kızım, diyordu o ses. O yıl üniversite sınavlarına müracatını yaptı. Kız Lisesinden ÖSS formlarını aldı.

Haftalık Final dergilerine abone oldu. Her hafta periyodik aralıklarla evine gelen dergileri hevesle alır, çözer, umutlu bir yolculukta yoğun bir çabayı göğüslerdi.

Oysa evde yüksek öğrenim üzerine -söz-söylemek bile yasaktı. Yaşadığı evin katı kural ve NORM ları vardı. Örneğin;o evin kriterlerine göre KADIN asla çalışamazdı.

Kadının yeri evi ocağı mutfağı ve de kocasının yanıydı. Kadının sosyo-ekonomik mücadele içinde yer almaya çalışması çok büyük bir AYIP/GÜNAH ve hatta SUÇdu.
Naz o dönemde çok samimi bir arkadaşının desteği ile Kuran kursuna yazıldı. Orada tanıdığı, İlahiyat mezunu Nuran hanım ile çok içten dialoglar geliştirdi. İnsan olmanın erdem ve faziletlerini, takva ve de tevazunun enginliğini, abdal olmaya giden ince çizgiyi, tasavvufi atmosferde o çatı altında teneffüs etmişti. Bu arada evde sınava hazırlandığı haberi bomba gibi patlamış.

-Bunlar ne diyerek hiddetle bağıran babasına, sanki AĞIR , büyük bir suç işlemişcesine,

-SInava hazırlanıyorum baba ne var bunda, diyerek sessiz bir savunmada bulunabilmişti.

-YASAK ANLIYOR MUSUN Y.A.S.A.K... Bunu o kafana sok... Üniversite falan yok unut bu hikayeyi çıkar at..!

Naz ağlıyordu..Ama yine de umutsuzca da olsa dergilerdeki testleri çözmeyi sürdürüyordu.

Naz'ın bir çocukluk arkadaşı vardı. Meral.Her yaz tatilini geçirmek için anneannesine gelir mahallede sadece Naz ile görüşürdü.

Bu gelişinde parmağında ışıl ışıl yanan bir alyans ve taşlı yüzük vardı. Elini uzatarak Naz'a gösterdi. "Bak evlendim. Sen hala daha buralarda otur. Evlilik güzel şey ya! Senin de yaşın geldi artık!"

-Yapma Meral'ciğim henüz daha yirmiüçündeyim.Seni duyan da elli falan sanacak.

Albüme bakarken Meral, Naz'ın son çekilmiş fotografını alır, çantasına koyar. Naz aklına hiçbir ard niyet getirmeden izin verir bu davranışına arkadaşının.

O haftasonu arkadaşını İstanbul'a yolcu eder ve yaşamını sürdürür.Bir yanda kuran kursu diğer yanda evde annesine rutin işlerde yardım etmek, test çözmek vs. günler geçer gider.

Arkadaşının gidişinden on gün sonra babası elinde bir mektupla, Naz'ı karşısına oturtarak konuşmaya başlar:

-Bak kızım, arkadaşının çok samimi bir yakını, resmini görmüş çok da beğenmişler.Bu da resmi, al bak. Oğlan mühendismiş. Evi , arabası kariyeri vs.
İşte senin istediğin her meziyet var. Bu güne kadar herkesi sofuydu, şişmandı, zayıftı diiyerek hep reddettin. Ben de baban olarak mürüvetini görmek istiyorum.Torunlarımı kucağıma almak istiyorum.

Naz kendisine uzatılan resme uzun uzun baktı:

-Ama baba bu insan çok yaşlı, saçları bile yok... Asla tipim değil. Kaç yaşındaymış?

-Senden on yaş büyük.Kısa süreli bir evlilik geçirmiş, kızın sevgilisi mi varmış neymiş, terketmiş kaçmış o adamla İzmir'e... Ardından da boşanmışlar!

Derin bir sessizlik ardından Naz ağlamaya başlar ve son sözünü söyler.

-Hayır olmaz baba.

-OLACAK. İtiraz istemiyorum. Benim kalbim yattı. Hem bak sana söz. Ben işim dolayısı ile her hafta İstanbul'a geliyorum ya sana da uğrayacağım.

Naz çaresiz bu tepeden gelen empozeye itaat ederek, arkadaşına kabul ettiğini bildiren bir yanıt yazar. Aile gelir Bursa'ya. Söz, nişan vs.

Naz birgün, annesi ile aynı mekanda yaşamayı kabul edemeyeceğini, annesinin kız kardeşinin bir yaşındaki oğlunun da aynı evde olmasını falan bahane ederek ayrılmalarını isteyen bir mektup yazarak postalar. Ertesi hafta nişanlısı gelir. Terasta çay içerek konuşurlarken, baba sert bir el hareketi ile, derhal ondan özür dilemesi gerektiğini, yoksa artık o evde yaşayamayacağını , akşamki konuşmalarında yüzüne haykırdığı ses tonuna yakın ifade eder.

Cavit konuşmaya başlar;

-Naz ben seni tanıyamamışım. Ben iş dünyasında ve sosyal hayatımda öylesine olmayacak insanlara LALAM PAŞAM diyorum ki, sen sadece annemi ve yeğenimi bahane ederek beni nasıl hayal kırıklığna uğrattın bilemezsin. İstersen başlamadan bitsin.

Naz babası ile karşılaşan korku dolu bakışlarını kaçırarak,

-Özür dilerim, ben o cümleleri çok sinirli bir anda yazmıştım.

-Bak Naz ev alana kadar annemlerle yaşamak zorundayım. Ve yeğenimi de mecburen annem bakıyor. O ev de annemin. Mecburuz, anlıyor musun beni?

-Tamam Cavit tekrar özür dilerim tamam kabul ediyorum.O evde yaşarız.

Bu cümleleri kurarken beyninde fırtınalar kopuyor, asıl meselenin ne annesi, ne yeğeni olamayacağını, bunun tümüyle kendisi ile ilgili bir uyumsuzluk olduğunu düşünüyor ama söyleyemiyordu. Nişanlısını yolcu ederek babasına döndü.

-Baba yanlış yapıyorsun. Ben bu insanı taşıyamayacağım. O evliliği asla hazmedemiyorum. Kör müyüm topal mı? Niçin beni yaşlı dul bir adamla evlendiriyorsun niçin, ben sana ne kötülük yaptım söyle?

Babası sessiz bir tebessümle,

-Bunları senin istikbalin için yaptığımı, gün gelip anlayacaksın kızım dedi.

Naz'ı en çok inciten de nişanlısının onca konuşmaları esnasında sürekli kendisi ile ilgili bilgi istemesi AMA GEÇİRDİĞİ EVLİLİKLE İLGİLİ TEK BİR HARF DAHİ TÜKETMEMESİYDİ.

Acaba nasıl bir kadındı? Güzel miydi? Neden terketmişti? O kadının tenine dokunurken neler hissetmişti?

Neden, neden, neden?

Bu kaoslar ve de med- cezirler içinde nikah tarihi geldi çattı. Çaresiz Naz evlenecekti bu adamla.

Çünkü babası böyle istiyordu. Çünkü Naz ağır geliyordu artık o evde.

Çünkü Naz artık o evde fazlalık gibi düşünülüyordu.

Çünkü Naz için sofraya konan tabak artık göze batıyordu. Evde Naz'ın kalp atışlarını hisseden tek anacığı vardı, o da kırılan kalemin ardından, bu yargıyı engelleyecek kudrete malik değildi.

1985 in 23 eylülünde şık bir merasimle Setbaşı Nikah Dairesinde nikahı kıyıldı Naz'ın.

Evlendikleri hafta ALKOL ile tanışmıştı Naz.

Marmaris'e yapılan, balayı adı altında o iğrenç tanışmanın ardından, tüm hayatı kararmıştı. Alkol alarak kendisine sahip olmayı deneyen Cavit, dördüncü günün sonunda emeline ulaşmanın gururuyla, işte başardım diyen bakışlarla, sözlü saldırılar yöneltmeye başlamıştı.

-Kızım sen de çok taşralısın ya. Konuşmaların davranışların ile tam bir köylü gibisin. Bakalım benim muhitime adapte olabilecek misin?Bana yetebilecek misin?

Oysa ki güç denemesini andıran hırıltılı sesler ile başlayarak, vücuduna tırmanan bu alkollü nefesin, birçok BAŞARISIZ denemesinden sonra, üzerinden suçlu bir çocukcasına gözlerini kaçırarak yana çöküşünü izlemeyi o da tercih etmezdi.

Naz bunları düşündü hiddetle kendi kendine. ÖLMEK İSTEDİ.

Naz denize uzun uzun baktı.

Sahilden denize attığı çakıl taşı, ışıl, ışıl parlayarak dalgaların arasında beş altı kere sekerek kayboluncaya kadar seyretti attığı taşın ışıltılarını...

Sanki çok mühim bir iş yapıyorcasına da dikkat kesilmişti bu oyuna.

Bunu ablası ile hep yaparlardı Gemlikte kordon boyunda.

-LANET OLSUN SANA BABA, diye geçirdi içinden.

Az ilerde kendilerini buraya getiren tur teknesine bakarak, dümene geçip tekneyi kaçırsam, Güzelyalı sahiline uçsam! Bu şahane fikir tüm bedenini öylesine sarmıştı ki, gülmeye başladı.

Tam o sırada kıkırdaşarak birbirine sarılarak denize koşan bir çifti işaret ederek:

-Biz asla bu şekilde içten gülemeyeceğiz seninle değil mi diyerek ilk tokatını attı karşısındaki adama.

Neden diye sormadı, çünkü sanki hissetmiş gibiydi Cavit, sevilmediğinin ve hiçbir zaman da sevilmeyeceğinin! Ertesi gece motelde yanında horlayarak uyuyan adamı terkederek Bursa'ya kaçmayı düşündü.

-Ben geldim!

-Eyvah! Yoksa kız mı çıkmadın? Ne işin var ikinci günden baba evinde, Millet ne der, konu komşu, eş dost ya akrabalar?Nasıl açıklarız biz bu durumu onlara?
Eyvah, eyvah!

Anacığını düşünerek silip attı bu düşünceyi aklından Naz.

Uyumaya çalıştı. Üzerlerine örttükleri pikeyi usulca başına çekerek, gözyaşlarını sessizce içine akıtarak uyumaya çalıştı sabaha kadar.

İstanbul Samatya'ya dönmüşlerdi.

Naz'ı ikinci bir kaos daha bekliyordu. Her yaptığını eleştiren oğluna tapınan bir kayınvalide.

Gece yarılarına kadar salonda yanlarında kalarak onları bir an bile baş başa bırakmayan vahşi bir ana profili vardı tam karşısında artık.

Beşinci katta asansörü telefonu olmayan sobalı bu çatı katında, sefalet başlamıştı.

Naz eşini işine gönderdikten sonra, kendisini Aksaray'a çarşı pazara atıyor, hem alışveriş yapıyor hem de evden kaçıyordu. Tek lüksü olan pazar günleri de kendisinden önce arabaya koşan kayınvalidesinin de aralarında olduğu sahil gezilerinde, kızkardeşinin oğlu Emin'i ensesinde gezdiren bir koca ile sahil boyunu boydan boya yapayanlız adımlarken NAZ sadece terkedilmişliğini hissederek sevgisiz ilgisiz bir hayatta tek başına mutluluğu yakalamaya çalışıyordu güneşin muhteşem ışıltıları ve balık kokuları arasında.. .

Naz'ın ailesini ziyaret ettiği bir gün; anneannesine de gitmişlerdi.

MAKSEM 'de, Orada bir komşuları vardı.Eşinin amcasının oğlunun gelinleri olduğunu söyleyerek konuşmasına başladı.

-Ben Atiye hanımın abisinin hanımıyım. Nasıl bir cesaretle vermişler yavrucuğum seni o adama... O hayvan, çok mükemmel bir aile kızını aldı, iki aylık hamileydi kızcağız, alkollü bir gününde döverek çocuğunun kürtajına sebep oldu. Aile de affetmedi Cavit'i. Tek celsede boşandılar. Şimdi de kurban olarak seni mi seçtiler ?
Çok dikkatli ol yavrum. Bu insanlar çok acımasızdır. Koru kendini.

Naz kahrolmuştu. Elini karnına koyarak, -acaba bende mi böyle olurum? -diye ürperdi çocuk bir endişe ile.

İstanbul'a döndüğünde sordu Cavit'e:

-Hep benim bir sevgilim olabileceği ihtimalini konuştun durdun. Ama AYŞE GÜLHAN'dan hiç bahsetmedin Cavit. Niçin ayrıldınız?

-Ne o kıskançlık kırizlerin mi tuttu? Hem nereden duydun onun adının Ayşe olduğunu. Sonradan sonraya araştırmalar mı yaptırıyor annen?

-Bana yanıt ver neden ayrıldınız?

-O zaman o değerliydi, bugün de sen varsın, diyeceğim başka da bir söz yoktur sana.

İstemiyorsan beğenmiyorsan kapı oradadır, hadi yap seçimini! Naz, üzgün bir eda ile mutfağa kaçtı ve bu konuyu kapattı.

O dönemlerde ağrılar, sancılar, karın bölgesini bıçak gibi kesen darbelerle yere yıkıyordu onu sanki.

Yine böyle çok sancılandığı bir gece Aksaray Doğaner hastahanesine getirmişti eşi.

Muayene sonunda -KİST teşhisi koyulmuş ve ameliyat denilmişti. Kayınvalidesi sürekli hakaret ederek Naz'a:

-Bak şu işe, biz çocuk doğuracak bir gelin aldık derken, hasta çıktın. Senin çocuk falan doğuracağından asla ümidim kalmadı artık. Kist ameliyatı da olacaksın. Biz başımıza gelin diye dert mi aldık nedir! diyordu.

Naz ;bu tahriklere , sancılara ve acılara katlanmaya çalıştığı bu evde ANNEM EN DOĞRUSUNU DÜŞÜNÜR VE SÖYLER diyen eşi ile yaşamını kabus gibi sürdürmekteydi artık.

Eşinin bir arkadaşı fabrikadan tavsiye etmişti. Kadıköy'de bir jinekoloğa giderek tahlil yaptırdılar ve Naz'ın iki buçuk aylık riskli bir hamilelik süreci içinde olduğu söylendi.

Sancılar sürmekteydi.

Tabi yabancılıklar da. Kusmalar, moral bozukluğu, eve dolup taşan hiç tanımadığı yabancı insanlara hizmet etmek, Bir pazar akşamı eşiyle tartıştıkları bir günde Cavit ağır bir tokat atmıştı Naz'a.

O gece bu olayın üzerine, hiç beklemediği bir zamanda, karşısında anne ve babasını bulmuş, konu açılmıştı.

Cavit, Naz'ın onun için yeterli olmadığını, onun isteklerine yanıt veremediğini anlatmaya başlamıştı. Alkollüydü. Baba sesini çıkarmayarak istikrarı koruduğunu düşünüyordu ama, anne atılmıştı ortaya..

-Nasıl yani?

-Her yönden, bir koca nasıl idare edilir öğretememişsiniz.

-Bak oğlum bizim evimizde alkol yoktur, sen alkol alınca etrafını görmüyorsun.

Cavit her akşam Samatya'da dayısının oğlu ASIM'ın ufak bakkaliyesinde, bir küçük rakıyı kapı arkasında içmeden evine gelemezdi. Evde de devam ederdi bu alkol sefası. Sigara bile kullanmayan babasından ALKOL İZLERİ görmediği için, Naz içkili bir adama nasıl davranılır bunu kestirememişti bir türlü.. Anne usulünce bunları anlatmaya çalıştı.

-Defolun gidin... Birdaha da gelmeyin evime.

Naz yıkılmıştı. Sabah eşini işine uğurlarken şok içindeydi. Holdeki iki bidon gaz bidonunu eşinin eline tutuşturmuştu. Sobayı yakmak için doldurt bunları, demişti usulca.

Bunun adı şok değildi de neydi?

Ve kafasında bu hayatı asla istemediği düşüncesi hakimdi artık. Sabah babasına son sözünü söyledi.

-Ben sana demiştim baba, bu adam benim tarzım değil. Dinlemedin. Ya bu gün eve döneriz ya da cesedimi alırsın yarın. Baba sessizce dinleyerek sustu ve "tamam kızım" diyebildi sadece. Eşyalarını toplayarak sessizce terketti o uğursuz çatı katını.

Bursa'ya döndüklerinde, bir sürü muhasebe ve hesaplaşma içinde buluvermişti kendini.

Neden? Niçin?

Meral bilmiyor muymuş alkol işini?

Ah yaktılar evladımı yaktılar çıra gibi diye evin içinde dövünerek dolaşan anacığı, gelen eşyaları biryerlere tıkıştırırken, acı içinde kahrediyor ah ediyordu kendi kendine.

Naz ani bir kararla Bursa'daki ünlü jinekolog Nejla Kitay Yazıcıoğlu'na muayene oldu.

Hamileliği ilerlemişti. Cavit'in telefondaki son sözleri kulağında çınlıyordu:

-Aldır o çocuğu, aldır o çocuğu, aldır o çocuğu!

Nafaka için hamile kaldın değil mi, ahlaksız şerefsiz lanet kadın!

Naz, için, için ağladı bu hakaretlere.

Kimse ona söylememişti.Kızım gebe kalma, önce onu tanı.anlaş önce sonra hamile kal!

Değil ki hamile kalmayı, hamile kalmamayı öğreten biri çıksaydı da bu çizgiye gelmeseydi yaşamım diye hıçkırdı.. TAMAM dedi. aldıracağım..Bu nankör adama ait tek bir iz kalmamalı yaşamımda.

Doktorun muayene için üzerine yaklaştığı bir anda kapıdaki boy aynasına holdeki duvardan bebek portresi yansıdı, o sırada içinden yüreğinin en derininden bir ses

-Yapma anneciğim diyerek kollarına sarıldı. Narkazitörü hışımla iterek, koşarak paravana geçti, giyindi ve kaçarcasına terketti orayı.

-Doğacaksın annem doğacaksın, dedi içinden.

Sabah ezanları okunurken, nur topu gibi bir kızı doğdu Naz 'ın.

Sezeryana girmeden boşandığı eşinin çalıştığı fabrikayı aradı.

-Burada öyle biri çalışmıyor diyen, AZARLAYAN bir ses tonu ile karşılaşarak umutsuzca kapattı telefonu.

Üç buçuk kilo ağırlığında sağlıklı bir evladı doğmuştu.

Kızı bir aylık olduğunda Naz kızının nüfusu için babası ile MUDANYA NÜFUS DAİRESİNE müracatını yaptı.

Kızı iki aylık olduğunda nafaka davası açtı.

Bunun üzerine Cavit, Bursalı kuyumcu akrabalarının desteği ile bulduğu Muharrem ve Mükerrem beylerden aldığı YASAL DESTEK ile, VELAYET DAVASI açarak karşı hamlede bulunmuştu.

NAZ'ın tuttuğu avukat İsmet bey i de kendi yönlerine çevirerek, nafaka talebini reddetmek zorunda kaldı Naz.

Kızı ilkokul çağına geldiğinde NAMIK KEMAL İLKOKULU sonra da orta okulu İhsan Dikmen Ortaokuluna devam eder. Naz o dönemde sırf babasına yük olmamak için kendisini şiddetle eşi olarak görmeyi isteyen bir erkekle ikinci evliliğini yapar.

Bu karar kızı ile ORGANİK BAĞLARININ kopmasına sebep olmuştur. Yabancı bir erkek ve yeni yetişmeye çalışan güzel bir genç kız.

Anneannesinin yanında kalır HİLAL. Liseyi bitirir.O dönemde tekrar nafaka davası açar Naz.

Bu sefer davayı açan mükemmel bir avukattır. Bursa'daki gibi aklının para ile çelinemeyeceği kadar işine saygılı ve satın alınamayacak kadar da mert bir hukukçu ve Bursa'daki kuran hocasının eşidir üstelik.

Yüklü bir birikmiş para vardır 8.icrada.

Naz, kızının okumasını istemektedir. İcradan parayı çeker ve ikinci kez dershaneye yazdırır kızını.

Emekleri boşa da gitmez.

Hilal kazanmıştır... Cavit Naz'a olan kin ve öfkesini her fırsatta kızına kusmaktan çok özel bir zevk ve de keyif de alsa... NAZ MUTLUDUR VE UMUTLUDUR.

Çünkü onun kendi ayaklarının üzerinde durmasını ister ve EVLENMENİN ve hele hele çocuk doğurmanın bir kadın için bir HAYAT POLİÇESİ olmadığını her fırsatta vurgular kızına

***Nilgün***

30 ekim 2006 pazartesi/14.34 de kaleme aldığım uzun bir denemedir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok etkileyici bir hayat hikayesini, yine etkileyici bir dille öyle güzel anlatmışsınki, düşünülecek çok şey, alınacak çok ders var hikayende. Sadece kız babalarının değil, kız annelerinin, erkek anne-babalarının da alması gereken mesajlar var. Hilal de oğlun da, senin gibi bir anneleri olduğu için çok şanslılar. Umarım bundan sonraki hayatınızda herşey gönlünüzce olur. Sevgiler...

LeylaK. 
 12.07.2007 12:33
Cevap :
Teşekkürler Leyla'cığım. Esen kal.  13.07.2007 23:09
 

Nazlardan yaşamımızda o kadar var ki.Erkeğin baskısına uğramış daha sonrasında kendi ayakları üzerinde durabilmek için çabalayan o kadar çok naz var ki tanıdığım.Bir tanesi kendi öz annem yıllar önce eşinin isteği ile işinden çıkarılmış,dövülmüş,aldatılmış işte ben o annenin meyvesiyim şu anda bu kadar kararsız ve caresiz kadının arasında olmaktan mutluyum çünkü hayatta olacakları kimse bilemez.Ayaklarımız yere sıkı sıkı basmalı ki en ufak bir sarsıntıda yıkılmayalım.Saygılar.Kaleminize sağlık.

HAYAL ARSLAN 
 12.07.2007 11:15
Cevap :
Öncelikle sayfama olan zarif ziyaretin için çok teşekkür ediyorum Hayal'ciğim. NAZI YAZDIM, çünkü belki bir nebze olsun hayatımızın bu yönü de var demek istedim. Özellikle kız evlat büyüten babalar İ Ç İ N bir DUR DÜŞÜN NİTELİĞİNDEYDİ bu hikaye. sevgiler canım. Nilgün.  12.07.2007 12:38
 

pek farklı değil ama kadın dediğin ayaklarının bastığı yeri iyi bilmek zorunda çünkü ev-çocuk-hayat kadının etrafında dönüyor her şekilde. Kimsenin kimseye bedelsiz bir şey vermediğini öğretmeliyiz önce çocuklarımıza diyeceğim ama öğretsende çoğu zaman şans lazım insana. Allah çocuklarımızın karşısına hayırlı helal süt emmiş insanlar çıkarsın arkadaşım. Oğlunun daha iyi olduğunu umarım. Sevgilerimle

kevser şekercioğlu akın 
 11.07.2007 14:36
Cevap :
Evet Kevserciğim bedeli çok ağır maalesef, bir ömür veriyoruz. Oğlum iyi canım sağolasın. Nilgün.  11.07.2007 23:44
 

Bu güne kadar yazdığım her harfin arkasında durdum. Bu yazı salaş bir hikaye değil BENİM GENÇLİĞİMDEN kesitler içeren bir yazıdır. Babamın ardından en iyi hafuzanları tutarak mevlütler okuttum, hastalığı esnasında onu krallar gibi baktırttım. AMA MAALESEF iç huzurum olmadan onu HAMİTLER'DE ZİYARET ETMEYECEĞİM. Bu belki öldüğümde olacak ve onun yanına gömüleceğim. Dostlarım, DİKKAT! kabrinde ziyaret edilmeyecek bir BABA olmayın. BU YAZIM SİZ KIZ BABALARINADIR. Sevgiler. NİLGÜN ÇAKICI/ BURSA

NİLGÜN BURSA 
 11.07.2007 10:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 238
Toplam yorum
: 966
Toplam mesaj
: 227
Ort. okunma sayısı
: 1449
Kayıt tarihi
: 26.03.07
 
 

Bursa'dan bir milliyet okuru olarak, burada sizlerle olmak çok güzel. Bir ev hanımıyım, iki çocuk..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster