Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ekim '06

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
3298
 

Ne yazmak, ne de konuşmak... Yeşilçam'ı yaşamak gerekir

Ne yazmak, ne de konuşmak... Yeşilçam'ı yaşamak gerekir
 

Yeşilçam sokağını en iyi bilen, en çok tozunu yutmus oyuncular, Türk sinemasına unutulmayacak filmler çekmiş yönetmenler, beş kişilik ekip olarak, 28 Eylül 2006 Perşembe günü Beyazıt Öztürk ve Kadir Çöpdemir'in konuğuydu "Biri Bana Anlatsın" programında. Doğal olarak Yeşilçam'ın en parlak dönemleri, Türk filmlerinin dünü bugünü, kıyaslamaları, teknolojik değişikliklerin yarattığı durum, gelinen noktalar, yeşilçam adabı, disiplin, sanatçı, sanatçı'ya gösterilen vefa, sevgi, saygı vardı, konuşmalarda.

En parlak dönemlerinde henüz doğmadığım için bilemesem de yabancı sayılmam yeşilçam filmlerine. Hulusi Kentmen'in Adana'lı pamuk ağası, Karadeniz'li sert baba, İstanbul zengini tonton dede olduğu, Cüneyt Arkın'ın "Tarkan" ve Dünyayı Kurtaran Adam" serileri dışındaki Emel Sayın, Gülşen Bubikoğlu ile çevirdiği "nayır, nolamaz" hitaplı romantik filmlerini, "Küçük Hanımefendi" Belgin Doruk, zarif, şehir kızı, veya güzel köylü kızı Filiz Akın'ın Ömercik'le yaşattığı duygusallıkları, Sadri Alışık'ın "Turist Ömer"ini, Banazlı İsmail'ini, Hülya Koçyiğit'in Engin Çağlar'lı, Gülşah'lı ve yakın dönemdeki toplumsal duyarlılığı yansıtan ağlatan filmlerini, Gülşen Bubikoğlu'nun hırçın rollerini, Tarık Akan'ın zengin aile çocuğu veya Hababam Sınıfındaki haylaz öğrenciliğini, Halit Akçatepe'nin kekeme rollerindeki ustalığını, Güdük Necmi'sini, Adile Naşit'i hala yaşıyormuş hissi veren şen kahkahalarını, Münir Özkul'un dürüst, gururlu baba, unutulmaz Mahmut Hoca karakterlerini, Ayşen Guruda'nın evde kalmış kızkurusu hallerini, Emel Sayın'ın bülbül sesiyle renklendirdiği assolist rollerini, üzüntüden kör olan, araba çarpınca açılan gözleri, kahkahanın tanımı istense adını söylemenin yeterli geleceği Şener Şen'i, "İnek Şaban"la güldürürken, "Propaganda" ve erken ölümüyle ağlatan Kemal Sunal'ı, cesur rollerin ismi Müjde Ar'ın "Fahriye Abla"sını, Aysel Gürel'in de katılımıyla kahkaha şovuna dönüşen "Arabesk"i, adı koylara, kirpikleri bayanların el işi örneklerine verilmiş olan, Türk sinemasının Sultanı Türkan Şoray'ı, onsuz anılmayacak olan yakışıklı maço Kadir İnanır'ı, "Selvi Boylum Al Yazmalım"ı, "Dila Hanım"ı, rollerindeki beyefendiliği gerçek hayatına yansıyan, derin bakışlı Ediz Hun'u, bir zamanlar yakışıklı jönken şimdi olgun dede rollerindeki Ekrem Bora'yı, İzzet Günay'ı, menekşe gözlü Fatma Girik'i, yazmakla bitmeyecek usta sanatçıları, yönetmenleri, onların filmlerini, bugün de zevkle izliyor, her karesini ezberlediğim "Hababam Sınıfı"nda kahkahalarla gülüyorum, ilk kez seyreder gibi.

Yeşilçam, filmler, sanatçılar derken, yazlık sinemaları, amcamın büyük kuzenlerle giderken, küçüğüz diyerek kardeşim, aynı yaştaki kuzenim'le beni götürmediği için evimizin damından bağırarak, isimleriyle çağırdığımız, evimizin arka tarafındaki Umut Sineması'nı hatırlıyorum. Tahta sandalyeli, şık hanımlarla beylerin film izlediği, artık yok denecek kadar azalan yazlık sinemaları düşünüyorum bir kez bile gidememenin uktesini yaşayarak.

Yazmakla bitmiyor, bitmez yeşilçam, oyuncuları, yönetmenleri, kamera arkası görevlileri, figüranları, kısaca emek verenleri ile. Hayatta olanları, bu dünyadan göçüp gidenleri, yıllarını sinemaya verdikten sonra park köşelerinde yatmak zorunda kalanları, cenazelerini kaldırmaya kimselerin gelmediği, varlıklarından, öldükten sonra haberdar olunanlar, sosyal güvencesi olmadan yardımla yaşayanlar, zamanında birikim yaparak bugün rahat olanlar, unutulanlar, hatırlananlarla Yeşilçam....

Ne yazmak ne de konuşmak, yaşamak gerekir Yeşilçam'ı. Çocuklukta, gençlikte, olgunlukta yaşamak. Öncesinde, sonrasında, bugünde yaşamak. Televizyonda, videoda, veya dvd'de nerede olursa olsun yaşamak... Ve, saygıyla anmak gerekir, unutulmaz aktör Ayhan Işık'ı, çirkin kral Yılmaz Güney'i, alımlı Neriman Gencel'i, kötü rollerle tanınsalar da yufka yürekli Kadir Taş, Bilal İnci, Efkan Efekan'ı, unutulmaz mimikleri ile Cevat Kurtuluş'u, komik adam Sami Hazinses'i, ölümüne inanmanın zor olduğu unutulmaz filmlerin yönetmeni Atıf Yılmaz'ı, sinemanın emektar oyuncusu Tuncer Necmioğlu'nu ve nice kaybettiklerimizi....Unutmamak gerekir Yeşilçam'ı.....

Resim kaynağı: www.sinematürk.com sitesidir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Tuğba, o programı ben de seyrettim. Bence konuklar Yeşilçam'ın zamanında toplumsal alanda yerine getirdiği fonksiyonu tam anlatamadılar. Bazen, "biz çok iyiydik, şimdikiler bizim gibi değil" temasında yürüdü sohbet. Ama yine de Ediz Hun'u, Suzan Avcı'yı, Hülya Koçyiğit'i o masada görmek de güzeldi. Yeşiçam sineması hakkındaki gözlemlerin güzel, eline sağlık. "Kadir Taş" yazmışsın, herhalde "Erol Taş" demek istedin! Selamlar...

Murakami 
 03.10.2006 11:22
Cevap :
Katkınız ve düzeltmeniz için teşekkür ederim. Kadir Savun ardından Erol Taş diyecekken ikisinin birleşimi olmuş. Yazdıktan sonra okumama rağmen yine de görmemişim.Geç saatte yazmanın sonucu oldu...Gr.üz. Sevgi ve selamlar.  03.10.2006 16:42
 

Sevgili Tuğba, Yazını okurken çocukluğumuzda gittiğimiz yazlık sinemalar geldi aklıma. O tahta sandalyelerde yenilen çekirdekler eşliğinde izlenen filmler. Özlemişim...

Fulya 
 03.10.2006 9:32
Cevap :
Güzel bir hatırlatmaya vesile olmak beni mutlu etti doğrusu. Ne güzel sen yazlık sinemaya gitmişsin.Kıskandım dıoğrusu, hiç gidemediğim için. Ne diyelim sağlık olsun.Sonrasında telafi ettim etmesine de sinemanın keyfi de başka oluyor. Gr.üz.sevgiler  03.10.2006 16:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 126
Toplam yorum
: 909
Toplam mesaj
: 267
Ort. okunma sayısı
: 2296
Kayıt tarihi
: 01.08.06
 
 

Kompozisyon derslerini biraz daha fazla önemsediğim, uzun cümleler kurmaya başladığımdan bu yana sev..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster