Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Şubat '07

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
367
 

Neden(3)?

1879’ da durum daha da kötüleşti. Alınmış olan borç anapara ve faizi karşılığı olarak, damga, içki, balık avı, tuz ve tütün gelirlerine el konuldu.

Duyun-u Umumiye

Eylül 1881’ de, devlet borçlarını kapatmak için, Osmanlı Devlet hazinesi, Alman, Avusturya, Fransa ve İtalyan alacaklılarla, Osmanlı Bankası ve Galata bankerlerini temsilen, 8 kişiden oluşan Duyun-u Umumiye-i Osmanlı İdaresi Meclisi’ne bırakıldı.

Duyun-u Umumiye’den önce, ülkede yabancı sermaye fazla değildi. Bu idare ile birlikte yabancı sermaye, Osmanlı ekonomisinin bütün kesimlerine özellikle demiryolları, sanayi, banka ve sigortacılık, madenler, su, elektrik, tramvay, limanlar ve ticarette yayılmaya başladı.

Altyapı yatırımları ve kamu işletmeciliği tümden yabancıların eline geçti.

1854 – 1881 arasında sayısı ancak 19’u bulan yabancı şirket sayısı, 1882 – 1914 arasında 130’a tırmandı. Bu son dönemde kurulan yabancı şirketlerin ilgi çekici özelliği, Avrupalıların gayrimüslim Osmanlılarla kurdukları ortak girişimler olmasıydı.

Batı, Osmanlı Devletine karşı 100 yıl süreyle sürdürdüğü saldırıda bütün bu bağımsızlık öğelerini sırasıyla yok eder. Sıra “Siyasal Bağımsızlık” a gelmiştir.

1918 Sonbaharı… 1. Dünya Savaşı’nın sonu… Batı, Osmanlı Devleti’nin paylaşılmasını gizli anlaşmalarla bağlamış. Yönetimi yabancı generallere bırakılan Osmanlı orduları teslim olmuş (Orduların başına Almanlar’ın getirilmesi, askeri bağımsızlığın da kalmadığı anlamına geliyordu)

30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi… Osmanlı Devleti, kendisini kayıtsız ve şartsız düşmana teslim ediyor.

13 Kasım, İstanbul müttefik kuvvetlerin işgali altına girer!

10 Ağustos Sevr Antlaşması… Duyun-u Umumiye’nin yanı sıra Osmanlı Devleti üzerinde bu kez de bir “Uluslar arası Mali Denetim Komisyonu” kuruluyor.

Bu son ödünle, “Devlet-i Aliye”, egemenlik hakkını, bir devlet olarak var olma hakkını da yitirmiş oluyor. Bu yıkım, Mustafa Kemal Atatürk’ün çıkışına kadar sürecektir. Lozan Antlaşması ile Duyun-u Umumiye, Türkiye sınırları dışına çıkartılır ve gelir kaynaklarımız bize iade edilir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulur.

1854’de aldığımız bu borcu 1923’te Atatürk üstüne alır. 1954 yılında, 100 yıl sonra bitirebiliriz bu borcu.

Atatürk ve İnönü’nün siyasi, askeri ve ekonomik başarısıdır bu…

16 Ağustos 1838 Balta Limanı Antlaşması ile başlayan Osmanlı Devleti’nin çöküşünde ortaya Mustafa Kemal çıkmıştı. Ama öyle gözüküyor ki, bu kez çöküş, Türkiye’nin tamamen teslim alınmasına kadar sürecektir.

Osmanlı Devleti’nin önce yavaş yavaş, sonra hızla yuvarlandığı felaketin en etkili anlatımını, Büyük Atatürk’ün sözlerinde buluruz. Şimdi onu dinleyelim:

· “Büyük devletler, şimdiye kadar bize şu veya bu sorunlarda gösterişli yardımlarda bulunuyor görünüyorlar oysa ekonomik tutsaklıklarla bizi felce uğratıyorlardı. Öteden beri bize bazı şeyleri vermiş gibi, bizim bazı haklarımızı tanımış gibi bir durum alırlar; gerçekte ise ekonomide elimizi kolumuzu bağlarlardı”

· “Tanzimat’ın açtığı serbest ticaret dönemi, Avrupa rekabetine karşı kendini savunamayan ekonomimizi bir de ekonomik kapitülasyon zincirleri ile bağlandı. Örgütlenme ve bireysel değer bakımlarından bizden çok güçlü olanlar; ülkemizde, bir de fazla olarak ayrıcalıklı konumda bulunuyorlardı. Kazanç vergisi vermiyorlardı. Gümrüklerimizi ellerinde tutuyorlardı. İstedikleri zaman, istedikleri malları, istedikleri koşullar altında ülkemize sokuyorlardı. Bütün ekonomik sektörlerimizin, bu sayede mutlak egemeni olmuşlardı. Bize karşı yapılan rekabet gerçekten çok kahredici idi. Rakiplerimiz, bu şekilde gelişmeye elverişli sanayimizi de mahvettiler.”

· “Bir devlet ki; kendi yurttaşına koyduğu bir vergiyi yabancılara koyamaz; gümrük işlemlerini, vergilerini ülkenin ve ulusun gereksinimlerine göre düzenlemekten alıkonmuştur; bir devlet ki fazla olarak, yabancılar üzerinde yargı hakkını uygulamaktan yoksundur; böyle bir devlete elbette bağımsız denemez. Devletin ve ulusun hayatına yapılan müdahaleler yalnız bu kadar değil, daha fazla idi.

· Ulusun, doğrudan doğruya yaşamsal gereksinimlerinden olan, örneğin demiryolu yapmak için, devlet serbest değildi. Mutlaka müdahale vardı. Bundan dolayı, yaşamını teminden men ettirilen bir devlet bağımsız olabilir mi? Devlet, bağımsızlığını çoktan yitirmişti. Osmanlı ülkesi, yabancıların serbest bir sömürgesinden başka bir şey değildi ve Osmanlı içindeki Türk ulusu da bütünüyle tutsak bir duruma gelmişti.”

Devam edecek..... Gördüğünüz üzere sanki TARİH TEKERRÜR EDİYOR: : : : :

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 115
Toplam yorum
: 166
Toplam mesaj
: 40
Ort. okunma sayısı
: 573
Kayıt tarihi
: 29.01.07
 
 

Tarsus Amerikan Lisesi (1984) O.D.T.Ü - İnşaat Müh. (1989) SUNY at Buffalo - Yüksek Lisans (1992) 19..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster