Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Kasım '16

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
228
 

Neden Rusya ile olan ilişkilerimizde gideceğimiz yer, İngiltere-Amerika ile bulunduğumuz yerdir

Neden Rusya ile olan ilişkilerimizde gideceğimiz yer, İngiltere-Amerika ile bulunduğumuz yerdir
 

Balıkların ve karıncaların birbirlerini yemelerini güçleri değil, suyun akışı belirlemektedir.


Millet olarak “Saf” olmadığımız kesin. Ancak, “Kolaycı”, Kestirmeden veya” Kısa yolcu!” olmadığımızı söyleyemeyiz. Elbette fazla “iyi niyetli” olmamızı da.

En büyük hayalimiz! Aslında, “Eksiğimiz” mi demek gerekir? Uzun, yorucu çalışmalar ve büyük maliyetler ödemeden rekabetçi devletlerle olan yarışta başarılı olmayı, onları geçebilmeyi düşünmemizdir.

Bu konuda bizden iki, dışarıdan bir örnek vererek Rusya ile girdiğimiz yeni ortamın geleceğini ve  muhtemel sonuçlarını masaya yatıralım.

Örnek 1:

Osmanlı Padişahları içinde en dikkat değer şahsiyetlerinden birisi olan ikinci Sultan Mahmud, karşısındaki genç Prusyalı zabite uzun uzun bakmış ve karşısında iradesini bekleyen Sadrazam Benderli Paşa’ya dertlenmişti:

“Paşa… Şu Alman zabiti gibi on kumandanım olsa…”

On dokuzuncu yüzyılın en büyük askerlerinden, Prusya devletinden Alman Milli Birliğini kurarak Avrupa’nın en büyük Kara İmparatorluğunu kuran seri savaşların gerçek hazırlayıcısı Feldmareşal Moltke, otuz beş yaşında genç bir erkânıharp yüzbaşısı olarak, Osmanlı ordularının müşavirlik hizmetine Padişahın bu hayranlığı ile girmişti...

O gün de, bugün de dünya çapında kıymet olan bir insanın hakkımızdaki dediklerini, aradan 125 sene geçmiş olmasına rağmen bugün söylemişçesine dinlemek acı mı, tatlı mı?

Moltke şöyle diyor:

-“Mevkii ne olursa olsun, bütün Türklerde müşterek bir taraf vardır;  işin en çabuk olanını seçmek… Uzun vadeli, uzun ve zahmetli emek isteyen iş, Türkleri pek memnun etmiyor…

Yeniçeri ocağı denilen ve memleketin içinde bulunduğu zorlukların başlıca sebebi olan bu isyan yuvasını temizlemiş olan Padişah İkinci Sultan Mahmud benderi, çok saydığı ve bu uğurda öldürülmüş olan amcası üçüncü Selim’in kurduğu yeni orduyu nasıl ıslah edeceğini sorduğu zaman, şevk ve ümitle işe koyulmuş, üç ayrı plan hazırlamıştım. Padişahın huzurunda bunları arz ve izah ettim.

Derin ve manalı bakışlı, çok kibar ve tarif edilemeyecek kadar asil olan Padişah benim üç planım olduğunu öğrenince, safiyet ve alışkanlıkla:

-“En kısa zamanda hangisi tahakkuk edecekse onu anlatınız…” demişti. (Sultan, büyük hacimde olan raporun kısaltılarak kendisine özetinin sunulmasını ister.)

Asker ve sivil ileri gelenler de, aynı felsefe içinde idiler.

Evvela en çabuk olacak, sonra bu kısa zaman isteyen emek Allah’ın yardımına ve lütfuna terk edilecek, inşallah denilecek, olup biten, umulan ve beklenenden çok daha yetersiz olsa bile, şükür ve minnet duygusu olarak Maşaallah sözü ile son bulacaktı…

Ülkelerinde kaldığım seneler içinde çok, pek çok İnsanla tanıştım. Savaş boylarında beraber bulundum. Senelerim onlarla aynı çatı altında geçti.

Esas fikirlerde ve prensiplerde ise, Türklerin, İslamiyet’ten aldıkları bu düşüncelerin ne yazık ki, Müslümanlıkta yeri yoktu.

Bana hakiki din adamları, 

-“Müslümanlığın temel felsefesinin daima çalışmak, zor fakat şerefli işleri tercih etmek beşikten mezara kadar ilmi takip etmek, bilhassa hayatın değişen şartlarıyla hükümleri değiştirmek gibi hiçbir dinde olmayan hayatiyet ve müsamaha…” olduğunu anlattıkları zaman, hayret ve teessür içinde kaldım.

Artık Türkiye’de ne gördüysem, hepsini, bu kolay ve çabuk inanışına bağlar olmuştum..”(1)

Örnek 2:

“..Türk (Uçak üretim hattı) fabrikasını kuran ve çalıştıran General Dynamics (ABD) başkan yardımcısı Joe Jones, “Sırf uçak üretip sonra da işimize dönmek için burada (Türkiye’de) değiliz. Nihai olarak, Türkler buranın İşleyen bir uçak-üretim tesisi olmasını bekliyor ve bunun gerçekleştiğini Görmek de General Dynamics’in sorumluluğu” demiştir.

..Türkler fabrikayı işletmek için, yüzde 51’lik hissesine hükümetin sahip olduğu yeni bir şirket tesis ederek TUSAŞ Havacılık ve Uzay Sanayi’ni (TAI) kurmuştur.

-Eğer anlaşma Japonlarla yapılmış olsaydı, herkes Japonların iki yıla kalmadan kokpitin “tasarımını deşifre edip” daha iyisini üreteceğini düşünürdü

– Nitekim birkaç yıl sonra Tokyo ile yapılan FSX anlaşmasında böyle bir kaygı oluşmuştu.

Fakat kimse Türkler hakkında böyle bir kaygıyı dile getirmedi. (2)

Yaklaşık, 150 ve 50 yıl önce yaşanan olaylar, hatta bugün dahi içinde bulunduğumuz anlayışta (istisnalar dışında) bir değişme, iyileşme bulunmakta mıdır? Burada istisnalar için bir parantez açıyor:

-2. Abdülhamid’i: Yaklaşık, 10.000, modern (kız-erkek-Karma) ilkokul açmasına; 30.000 km. Modern telgraf ağı ile ülkeyi donatmasının yanında; yaklaşık 1500 km. Uzunluğunda, yerli katkı ve halkın mali katkısı ile demiryolu yaptırmasından:

-Recep Tayyip Erdoğan’ı ve elbette ekibini :Milli Savunma Sanayii çalışmalarını büyük ölçüde hızlandırması, başarılı olunması; İhracatı yaklaşık 125 milyar dolar artırması; Ülkeyi modern taşıma araçları (Marmaray-Deniz taşımacılığı-Köprüler) ile donatmasının yanında en önemlisi; 2023, 2053 ve 2071 hedefleri ve buna ciddi manada hazırlaması nedeniyle dışarıda tutuyoruz.

Örnek 3:

Kolaycılık anlayışına bir örnek de 2300 yıl öncesinden:

Öklid, çağlar boyu yalnız matematik dünyasının değil, matematikle ilgilenen hemen herkesin gözünde özenilen bir örnektir… Dönemin Kralı I. Ptolemy, okumakta güçlük çektiği Elementler’in yazarı Öklid’e,

-“Geometriyi kestirmeden öğrenmenin yolu yok mu?” diye sorduğunda Öklid;

“Kusura bakmayın ama geometriye giden bir kral yolu yoktur.” diye karşılık verir. (3)

Rusya, Amerika, İngiltere ile olan ilişkilerimiz…

-Bir devlet hangi şartlarda diğeri ile olan ilişkisinde kazançlı çıkmaktadır?

Bizler NATO’ya (*) İki kez girdik! Birincisi, 1854; ikincisi, 1952. (Üçüncüsü de, Rus-Çin ağırlıklı Olanı mı?)

Kırım Savaşı’na giden süreç (1853) Rusların bizden “Ortodoks Kilisesi ile ilgili istekleri” ile başlar. Ancak, ana neden: Rusların tüm zamanların beklentisi, Boğazlar-Akdeniz’le  ilgili stratejileridir.

O dönem kendimizi tek başımıza koruyacak güçte olmadığımızı düşündüğümüzden olmalı (önemli tavizler karşılığında) İngiliz-Fransızları yanımıza alır ve Ruslarla savaşarak yeneriz. Yeneriz ancak, bu galibiyetin beraberinde getirdiği, Osmanlı Devleti’nin yıkılması ve bu yıkılmanın ana nedenlerinden birisi olan: Savaş hazırlığı için İngiliz-Fransız bankerlerden yüksek faizlerle aldığımız (ilk) dış borçtur.

Neticede (görünür de galip) Uygulamada bu savaşta yenilen Ruslar değil, Osmanlı Devleti imiş gibi (İngiliz-Fransızlara) büyük bedeller öderiz. Aldığımız o dış borcun bizim sonumuzun olması dışında.

1940’lı yılların ortasındayız

-“..8 Şubat 1945’de  Yalta Konferansı’nda (4) Stalin iki defa bir söz kullanıyor,

-“Sovyetler Birliği boğazına yapışmış eli kırıp atacaktır” diyor.

Boğazına dediği Türk boğazları ve el Türkiye… Arkasından takip edin, Kars ve Ardahan’ı istedi ve Boğazların ortak savunmasını ihlal etti.

Türkiye tek başına idi ve tek başına olmasına rağmen de dimdik ayakta kaldı.Sonra Amerika Başkanı Truman (Bu kez Kırım Savaşı’ndaki İngiliz-Fransızların yerine Amerika almıştır) 12 Mart 1947’de Türkiye’nin bağımsızlık ve toprak bütünlüğünü teminat altına aldıktan başka 500 milyon dolarla ekonomik ve askeri yardım başlattı ve bu 50 sene devam etti…”(5)

Bu ekonomik yardım, Türkiye’nin başta uçak sanayii olmak üzere üretim ekonomisinin canına okur.

Kırım Savaşı’ndaki aldığımız ilk dış borç, Osmanlının: Marshall (Marşal) Planı dahilinde (görünürde) yardım da Yeni Devlet’in ekonomisinin canına okuyacaktır. Okumuştur.

Yukarıda yazılanlardan anlaşılan:

-Hıristiyan Batı, Planlı ve organize olarak çıkarları nedeniyle, bize karşı olan tutumlarında zaman zaman “olumlu!” manada bir -yardım- farklılık olsa da bu “reelpolitik” anlayışına paralel, günün şartlarına göre sadece şeklen bir davranış değişikliğidir. Tarihimizdeki  tüm yaşananlar  bunu “Ama”sız desteklemektedir.

1912-1913’de yaşanan (I. Ve 2. Balkan) savaşlarının arka planını öğrenen herkes bunun çok sayıda örneğini görecektir.

Rusya ile “Müttefik” olabilir miyiz?

Elbette olabilir. Eğer, ihtiyacımız olan Savunma gerekçelerini, Yüksek Askeri/Nükleer teknolojik sistemlerini üretebiliyor, kendimizi yetebiliyorsak. Bunların neticesinde bir savunma açığımız-eksiğimiz-ihtiyacımız bulunmuyorsa.

Devletler arasında “kalıcı dostluk” veya “kalıcı düşmanlık” olmamaktadır. Devletler arasında çıkar ortaklığı vardır.

Burada çıkarını koruyanlar, Diğerine eşit veya üstün konumda olanlardır.

Değilse: İngiltere ve Amerika’nın “Müttefik” ligi ne anlam ifade ediyor ne işe yarıyorsa; Rusya’nın “Müttefik” olması da o kadar yararlı olacaktır.

Sonsöz:

-Muhtaç olduğumuz sürece, taviz vermeye devam edecek olacağımızdır.

-Ülkesini seven ve geleceğini düşünen: 15-90 yaş aralığında olan her vatandaşımız,  yüksek teknolojiyi üretmemiz için bir yılda en az, 25-30 kitap okumalı, ülke yatırımları için kazancının (bu ne kadar az olsa da)  en az , yüzde 25’i oranında biriktirmesi, ve mümkün olduğu ölçüde borçlanmamasıdır.

Çok okumamızın bize bir büyük yararı daha olacaktır.

Ülke ve Dünya meselelerini gerçeği ile kavrayabilecek, birilerinin yazdığı -uydurma-  tarihin ve hikayelerin oluşturduğu hayal dünyasından çıkacağız.

Okuyarak göreceğimiz gibi, sorunlarımızın çözümünün: Amerika, İngiltere’de ve Rusya’da olmadığıdır.

Onlar kadar güçlü ekonomi ile yüksek teknolojiye sahip olduğumuzda, onlarla “stratejik!” değil, ortak çıkarlara sahip “büyük devletler dayanışması” içinde olacağımızdır.

Bunu yapmadığımız sürece, Bir gün Almanlarda Hava savunma sistemleri gelecektir, başka bir gün, bu konuda Rusların, “Hava savunma sistemleri kuralım!” teklifleri.

Sonsöz: Kendi gelecekleri ile ilgili bir iddiası olmayanlar, iddia sahiplerinin “stratejik ortak”ı, yardımcıları olurlar.

Anlaşılmayan bir şey kalmamıştır. Umarız!

 

www.canmehmet.com

Resim:

(*) NATO; Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün kısaltmasıdır. Resmen açıklanmasa da II. Dünya Savaşı sonrası oluşan politik ayrımda, İngiliz Lord Ismay’ın deyişi ile “Rusya’yı dışarıda, Almanya’yı alaşağı edilmiş hâlde ve ABD’yi içeride” tutmak için kurulmuştur…Türkiye ve Yunanistan 1952 yılında eş zamanlı olarak NATO’ya kabul edilmiştir…NATO’nun etkinliği dış güvenlik ile sınırlı kalmamıştır. 1950’li yıllarda İtalya’dan başlayarak NATO ülkelerinde gizli özel harekât daireleri kurulmuştur. Gladio adı ile anılan bu birimler ülkelerdeki devrimci sol hareketler başta olmak üzere her tür muhalefete karşı bir önlem olarak oluşturulmuştur. Bu birimler aynı zamanda derin devlet kavramının da ortaya çıkmasında büyük rol oynamıştır. Pek çok ülkede daha sonra bu birimler ortaya çıkarılarak sorumluları yargılandıysa da, Türkiye dahil çoğu ülke bu süreci henüz yaşamamıştır. NATO, Soğuk Savaş sonrası Gladio kurumlarının dağıtıldığını iddia etse de, bu birimlerin şu anki durumu hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır… Özellikle Gladio birimlerinin teker teker ortaya çıkması ve ABD’nin Irak ve Afganistan işgallerinde oynadığı rol, NATO’ya ciddi eleştiriler yöneltilmesine sebep olmuştur. Ayrıca, BM kararlarının NATO’ya herhangi bir etkisinin olmadığı görüldükten sonra, pek çok grup NATO’ya karşı muhalefeti artırmıştır. NATO’nun geleceği konusunda tartışmalar hala devam ediyor..”

1)Cemal Kutay, TARİH AYDINLIĞI, sahife:264

2) “SAVAŞ GANİMETLERİ, AMERİKAN SİLAH TİCARETİNİN İNSANİ BEDELİ” JOHN TIRMAN Aram Yayıncılık: Nisan 2005

3) Anonim

(4)Yalta Konferansı; “II. Dünya Savaşı sırasında 4 Şubat 1945 – 11 Şubat 1945 tarihleri arasında SSCB’nin önde gelen tatil yeri Yalta’nın 3 kilometre güneyinde bulunan Livadia Sarayı’nda düzenlenen ve Churchill (Birleşik Krallık Başbakanı), Roosevelt (Amerika Birleşik Devletleri Devlet Başkanı) ve Stalin (Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri ve SSCB Halk Komiserleri Kurulu Başkanı) olmak üzere “Üç Büyük” (Big Three)’ün katıldığı konferans.”

(5) Vatan Gazetesinden Mine Şenocaklı’nın siyasetçi ve diplomat Kamran İnan ile yaptığı röportajdan. Tamamı için bakınız; http://haber.gazetevatan.com/turkiye-natodan-cikartilabilir/310991/4/Yazarlar/158

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Canmehmet bey merhaba, yazınızın odağı 'kolaycılık veya kestirmecilik' basitlik ve başarısızlık getirir ama ne yazık ki öyle...

Kadri KANPAK 
 12.11.2016 3:19
Cevap :
Değerli Kadri Bey, Sizlerde, daha hızla kalkınmamıza örnek olacak Batı Medeniyeti ve dinamiklerini bilirsiniz. Bu konuda (meraklısına) YKY tarafından Türkçeye kazandırılmış: "Özel Hayatın Tarihi" isimli, toplamda 5 cilt olan bir eser var. Eserde: (Batı Medeniyetine beşiklik eden) yaklaşık 2000 yıllık süreçle, detaylar ve çalışmalar anlatılmaktadır. Özetlenirse: "Gelişme uzun soluklu planlı ve yoğun çalışmala-araştırmaların sonucudur." İşaret edildiği gibi, Başarının: (kısa) "Bir kral yolu" bulunmamaktadır. Ancak, ne okul kitaplarımızda, ne de medyada bu anlayışı destekleyen, tetikleyen bir felsefe/miz yoktur. Toplum, borçla konfor içinde yaşamaya (reklam-dizi-sinema üzerinden) özendirilmekte; kalkınmanın temel şartı; "çok okumak, çok tasarruf etmek" özendirilmemektedir. Bizim sorunumuz: ülkemizde kanaat önderlerinin eksikliğidir. Osmanlının son dönemlerinde bile bugünden daha fazla kanaat önderi vardır. Bu ilginç tespit tartışılmalıdır. Katkınıza Teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.  12.11.2016 13:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 1117
Toplam yorum
: 2714
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1735
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster