Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Kasım '13

 
Kategori
Psikoloji
 

Nedir bu stres?

Nedir bu stres?
 

Günlük dilde bir hayli aşina olduğumuz ve hangi sosyoekonomik gruptan olursa olsun her insanın sağlıkla bağlantısını bildiği terim. Dünyada bu konuda yazılmış çok sayıda eser ve 300.000' i aşkın araştırma bulunuyor. Türkiye’de ise 90 lardan bu yana gerek psikoloji gerek psikiyatri literatürü giderek zenginleşiyor.

Oldukça multidisipliner bir kavram olsa da stres genel olarak olumsuz (basınç, gerilim, alarm durumu vs.) bir anlam ifade etmek için kullanılır. Stres organizmanın bedensel ve ruhsal sınırlarının zorlanması ve tehdit edilmesiyle ortaya çıkan bir durumdur ve düzeyi stresi iyi ve/veya kötü yapandır. Bir başka deyişle belli bir düzeye kadar stres gündelik görevler dâhil önemli sorumlulukları yerine getirmede gerekli motivasyonu sağlaması açısından gereklidir. Bu açıklama kaygı için de kullanılır. Bu kavramlar arasındaki birinci derece akrabalık düşünüldüğünde bu durumun olağan olduğunu görüyoruz.  Bu nedenle sağlıklı yaşam için stressiz bir yaşam düşlemek hem gerçekçi olmayacak hem de ulaşılamayacağı için hayal kırıklığı doğuracaktır.

Peki stresle mücadele için üretilen bunca doküman, kitap, araştırma, eğitim, konferans, seminerle hedeflenen ve asıl anlatılmak istenen nedir? “Başa Çıkma Becerileri” ni geliştirmek ve olanları güçlendirmek. Yani İstanbul’da yaşıyorsanız işe gitmek için hava aydınlanırken uyanır, yarım açık gözle hazırlanır, sabahın köründe henüz yaya kaldırımında başlayan insan trafiğinin üç dört katı yoğunluğunda olanı en az yarım saat işe giderken (neyle giderseniz gidin: otobüs, metrobüs, araba..) çeker ve şanslıysanız bir poğaçayla kahvaltınızı yapıp iş başı yaparsınız. Bu bile stres düzeyi bardağınızın %30-35 ini doldurmaya yeter ve gün bitinceye kadar daha nice stres kaynağı kapınızı çalacaktır. Gün sonuna doğru o bardak taştığında ya bir tartışma (eş, arkadaş, çocuk vs. ) ya baş ağrısı ya da mide krampı, bağırsak düzensizliği hatta bazen kalp rahatsızlıkları (sıkışma hissi, ağrı) misafiriniz olur. Doktora gidersiniz; insanın sabrını sınayan bir yığın prosedürle dolu ölçümleri yaptırır, en az 3-4 ilaç içeren reçetenizi alır (bunların biri yüksek ihtimalle antidepresandır) ve o meşhur tavsiyeyi alırsınız: STRESTEN UZAK DURUN!

Bu tavsiyeye uyacak olan birinin ya işe kısa bir sürede gidecek şekilde evini değiştirmesi ya da işini değiştirmesi gerekecek veya Ege taraflarında bir emeklilik hayalini yaşama fırsatı bulması gibi radikal değişiklikler yapması gerekecektir. Neredeyse hiçbirimiz için böyle bir şey mümkün olmadığına göre şu “başa çıkma becerileri” neymiş diye bir bakmamız hayrımıza olacaktır.

Büyük bir stresten çok, küçük çaplı birçok stresin üst üste birikmesi ve uzun süre devam etmesi, stresin birey üzerindeki yıkıcı etkisini artırmaktadır. Stres tepkisi karşısında depolanmış şeker ve yağ kana karışır; solunum sayısı artar (kısa ve sık nefes); bunun bir sonucu olarak kandaki alyuvarlar, kalp vurum sayısı, kan basıncı, kas gerilimi artar; kanda pıhtılaşma mekanizması harekete geçer. Hipofiz bezi uyarılır, bütün duyumlarda hassasiyet artar, göz bebekleri büyür ve sindirim yavaşlar veya durur. Bu tepkilerin uzun süreli yaşanması sonucunda ise baş ağrısı başta olmak üzere (migren, gerilim tipi baş ağrısı), hipertansiyon, kalp hastalıkları, kronik anksiyete, depresyon, hafıza kusurları görülebilir. Sonuçta stres, üretkenliğin azalması, yaşamdan zevk alamama, ilişkilerde uzaklaşma ve çeşitli kronik hastalıklara da neden olarak bir hayli yıkıcı olabilir.

Stresle başa çıkma kaynaklarından en kısa sürede sonuç alınabilen yöntemler davranışçı tekniklerdir. Bunların başında nefes ve gevşeme egzersizleri gelmektedir. Kişinin gün içerisinde 5-10 dakika ayırarak yapabileceği nefes egzersizleri bile hafta içinde sık sık yaşanan baş ağrıları, mide ağrıları ve bağırsak rahatsızlıkları ve uyku problemlerinde etkili olabilmektedir. Küçük bir çaba sonucu öğrenilebilecek bu doğru ve derin nefes alma tekniklerinin ortak özelliği hepsinde diyafram kasının çalıştırılmasıdır. Birçoğumuz farkında olmadan yanlış nefes alırız. Ya oturma şeklimizden ya da sürekli olarak yaşadığımız ve artık olağan hale gelen stresten olsa gerek diyaframdan nefes almak birçok insanda kaybolmuş bir alışkanlıktır. Diyafram nefesinin bu kadar önemli olmasının nedeni ise bu şekilde alınan nefesin ciğer nefesine göre çok daha ekonomik olmasıdır (1 diyafram nefesi = 4 göğüs nefesi). Böylelikle bir nefesle çok daha fazla oksijen alabiliriz. Aynı zamanda göğüs kafesinin hemen altında ve karın içi organların üstünde yer alan diyaframı her nefeste hareket ettirerek iç organların daha iyi kanlanmasını sağlayacak masaj etkisini elde etmiş oluruz. Ayrıca stres tepkisinin nefesi kısaltarak başlattığı vücuttaki kısır döngüyü (stres döngüsü) de yine nefesi kullanarak tersine çevirmiş oluruz.

Stres tepkisini vücudunda fark eden biri (heyecan, mide ağrısı veya kas gerginliği vb.) derin ve doğru nefes alarak beş dakika bunu sürdürdüğünde vücuda yeterli oksijen gireceği için bu gergin stres döngüsü kırılacak, damarların etrafında oksijensizlikten gerilmiş olan kaslar gevşeyecek, damarlar genişleyecek, kan akışı vücudun en uç noktası olan parmaklara dek rahatlıkla ulaşacak ve sonuç olarak el ve ayakları daha sıcak olacaktır. Kalpte bir kas olduğu için bu rahatlatıcı etki onu da etkileyecek ve normal vurum sayısına dönecektir. İç organlar da yeterli oranda kanlanabileceği için gerginlikleri azalacak ve normale dönecektir. Aynı zamanda diyaframı çalıştırarak elde edilen vibrasyon sayesinde yavaşlayan metabolizma hızlanacaktır. Bu denli yoğun stres hissetmediğiniz sabah saatlerinde açık bir pencerenin önünde temiz havayla gözlerinizi kapatarak, oturduğunuz yerden yapacağınız 5 dakikalık nefes egzersizi vücudunuza giren oksijen miktarını arttıracak ve güne çok daha enerjik başlamanızı sağlayacaktır. Uyumadan önce yapıldığında ise gergin çene ile uyanma, diş gıcırdatma gibi uykuda davranış bozukluğu problemlerine iyi gelecektir.

Kısacası vücudumuzdaki stres döngüsünün diğer basamaklarını kontrol etmek (kronik rahatsızlıklar, heyecan tepkisi, yüksek anksiyete..) mümkün olmayabilir fakat bütün bu tepkilerin başlatıcısı olan nefesi kontrol ederek bu sonuçların sıklığını ve yoğunluğunu azaltmak elimizde. Tabi önce stres tepkinizi tanıyarak. Nefesinize sağlık…

 

 
Toplam blog
: 6
: 96
Kayıt tarihi
: 22.11.13
 
 

Uzman Psikolog ..