Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Mart '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
349
 

Nereden nereye...

Nereden nereye...
 

II.nci Dünya harbinin bitiminden sonra Almanya müttefik devletler arasında bu şekilde paylaşıldı. Mavi sarı, yeşil renkler içersinde. Batı Almanya adı altında. Baş şehri Bonn olan bir Devlet. Kırmızı renkte olan bölümde DDR. adı altında Doğu Almanya devleti kuruldu onunda baş şehri Berlin idi.

Tabii Bu harbi kazanan bu devletler Berlin'i de 4 bölerek paylaştılar yukardaki resimdeki gibi. Daha sonra Ruslar kendilerine ait bölgenin tam ortasındaki Baş şehrin, batılı devletlere ait bölgeyi ördükleri duvarla izole ettiler. Bu ufak tarihçe hatırlatma idi.

Batılı ülkeler Almanya' nin Avrupa için büyük bir önemi olduğunu biliyorlardı. Yoksa ilerde Rusya nin eline geçebilirdi. Bu görüs , fikir birliği ile kontrolleri altın da Almanya nin yeniden kurulmasına yardımcı oldular. Tabii bu bedava değildi yarım asır boyunca harp tazminatları altında kurusuna kadar paralarını da aldılar.

Konumuz bu değil. Ben bu doğunun baş şehri Berlin' nin duvarla örülmüş Batı müttefiklerinin bölümüne harp bittikten 25 sene sonra geldim. Benim anıların bu senelerden sonra başlıyor.

Büyük Hapishane, bir duvardan öteki duvar arası 40 km olan bir alan. O zamanlar eğer burada yaşamak istiyorsanız size madden de yardımcı oluyorlardı. Korkuları sonunda toplu göçlerle şehrin tamamen Ruslar'ın eline geçmesi idi. Bizlere çalışma sonucu kazandığımız paranın yanın da Alman devleti bir de Berlin yardımı adı altında esaret parası ödüyordu.

12 milyon erkek ölmüstü. Kadın ve çocuklar, yaşlılar, bir de esaretten geri dönen bu insanlar Almanya yi bizlerin de katkısıyla yeniden inşa etmeye başladılar. Burada gene itiraf etmek gerekirse Almanya nin tekrar bu duruma gelmesinin temelinde Alman kadınlarının çok büyük rolü olmuştur. Tarih onları "Trümmerfrau" diye yazmıştır. "Harabelerin kadınları". Onlar benim komşumdu!...
Her m2 sine en az 16 bombanın isabet ettiği bu şehri yeniden kurmak için ellerini sıvadılar .Bir yanda yanlızlık bir taraftan harbin izleri onları yıldırmadı. Bazıları ile konuştuğum zaman yaşadıkları bu acıları anlatmak istemiyorlardı. Onlar hep suskun kaldılar. Anıları o zamanda çocuk yaşta olan kişilerden dinliyebiliyorduk .Bir iş sahibi arkadaşım bana annesinin Rus askerleri tarafından en az kırk kere tecavüze uğradığını anlattığı zaman vahşetin harp zamanı kadınlar üzerinde ne izler bıraktiğini. Çok daha iyi anlıyordum." Belgelerde Rus askerleri sehre girdikleri zaman 3 gün bütün kapilarin acik birakilmaya zorlandigi yazilir".

Onlar neden bu kadar suskun idi. Harp kelimesini duydukları zaman gözlerin bakışları neden değişiyordu!..

Bu gözleri Adapazarı depreminin ardında çadırda yaşıyan kadınların gözlerinde de görmüstüm. Belki erkek olarak bu itirafı yapmak zor olsa bile, harpte , kavga da üstünlük sağlıyabiliriz. Sonra o kadınlar olmasa yaşamın en ufak mücadelesini yapamıyacağımızı onlardan öğrendim. O boş bakan gözlerin ardında biz erkeklerin anlıyamıyacağı bir kuvvet vardı.

Bir şeyler öğrendiğimizi sanmıyorum Avrupa ise bu kadar acıların ardından kısa bir zaman geçmesine rağmen hiç bir şey öğrenmediğini gördüm. En son Yugaslavya daki İç harp Kosova!....

Gene kadınlar, gene çocuklar!.. O Yugaslavya bir zamanlar partizan savaşları vermişdi. O komşuların bir kaç resmi ile yazıma yarın devam edeceğim.

Saygilarla.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 271
Toplam yorum
: 97
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 1253
Kayıt tarihi
: 20.02.07
 
 

Bütün canlıları seven, kendi penceresinden yaşamı anlamaya çalışan, onlardan bir şeyler öğrenmek ist..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster