Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Temmuz '06

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
2600
 

Öğretmen okulları

Küçücük radyomun antenini uzayabildiği kadar uzatıyorum. Dinlediğim radyo kanalı BBC. Dili İngilizce. Ne anlatıyor pek anlamıyorum. Ama en çok dinlediğim kanal olmasını istiyorum. Amacım, kulağımı İngilizce’ye alıştırmak. Bu çabam uzun yıllar sürdü. Ortaokuldaki çok iyi İngilizce başarım, öğretmen okullarında yabancı dil öğretimi olmadığı için yarım kalsın istemiyorum. Önce dergilerle sürdürmek istedim olmadı, kendi kendime bu işi çözmenin yollarını aradım hep. Yaşamım boyunca bu arzum hep devam etti. Ortaokuldaki başarılı İngilizcemle, bugünkü Anadolu Öğretmen Liseleri’nde bir yıl hazırlık sonra da üç yıl ağırlıklı yabancı dil okusaydım böyle bir çabaya gerek kalmayacaktı.

Gerçekten öyle mi olacaktı? İkinci sınıfta başlayacak üniversiteye hazırlanma uğraşım okul derslerini bir kenara iterek daha çok puan almaya yönelmeyecek miydi? Tiyatro kolu başkanı olarak her yıl en az iki tiyatro oyununu kim sahneye koyacaktı? Salon olarak da kullandığımız öğretmen okulumuzun yemekhanesinde yüzlerce insana bu tiyatro zevkini kim kazandıracaktı? Sultan Gelin’i, Pusuda’yı traktör kasasında Sivas’ın köylerinde kim oynatacaktı? Saksılarda çeşit çeşit yetiştirilen çiçeklerle okulu, Babil’in Asma Bahçeleri’ne kim döndürecekti? Okulun bahçesindeki futbol sahasının tonlarca toprağını kazarak, sahayı kimler yapacaktı? Bahçedeki ağaçları tek tek dikerek, düzenli sulayarak yemyeşil bir okulu kimler yaratacaktı?

İş atölyelerindeki her hafta yaptığımız çalışmalarla, elimizle yoğurduğumuz toprakla şekillenen kapları, ahşaptan, taştan yaptığımız heykelcikleri, yüzlerce kitabın ciltlenmesini bitirerek bunları yıl sonunda kimler sergileyecekti? Kütüphanemizi dolduran dünya klasiklerini yutarcasına kim okuyacaktı? Müziği bir mandolinle çeşitlendirerek, kim çalacaktı mandolinle İstiklal Marşımızı çocuklara?

Yemekhane nöbetlerinde; patatesleri, soğanları kimler soyacaktı? Masa masa yemekleri kimler dağıtacaktı? Kimler toplayıp, yemekhaneyi temizleyecekti? Çoğaltarak sıralayacağımız bütün bu kimleri öğretmen okulu öğrencileri yapıyordu. İşimiz sadece sınıflarda Misisipi Nehri’nin uzunluğunu öğrenmek, Akdeniz Bölgesi’nde yetişen ürünlerin dağılım grafiklerini, Hasandağı’nın yüksekliğini öğrenmek değildi. Günlük yaptıklarımız da eğitimimizin bir parçasıydı.

Böyle yetiştirilmeseydik on sekiz yaşımızda, at sırtında bel bel aşarak bir dere içinde bulduğumuz öğretmenlik yapacağımız köyde tek başımıza nasıl yaşardık? Öyle de olmuştu, okul olarak kullanmam için bana bir toprak damlı samanlık gösterilmişti. Ortalığı süpürmekle başladım işe. Sıvasız üst üste konmuş taş duvarları kireçle ap ak ettim. Öğrencilerin sıralarını tek tek ellerimle yaptım. Baca kurumu ve yumurta akıyla yaptığım siyah boyayla kara tahtamı yapıp astım duvara. Hem okulun eksiklerini tamamlamaya çalışıyor hem de ev ev gezerek çocukları okula kayıt ediyordum. Bu yıla kadar kız çocuklarını okula göndermeyen köylüleri, kızları da okula göndermeleri için ikna etmeye çalışıyordum. On sekiz yaşımdaydım ve ülkemin bir öğretmeni, köyümün önderiydim. Onları ülkemdeki olan bitenden haberdar etmeli, ülkemi ve dünyayı tanıtmalıydım. Sınıfımda beni dinleyen öğrencilerimin her birisinin farklı özellikleri, farklı zekaları, farklı yetenekleri olduğunu düşünmeliydim. Onların farklı zeka türlerine, farklı yeteneklerine yönelik beceriler kazandırmalıydım. Okulun bahçesine ağaçlar dikmeyi okulumda öğrenmiştim. Biz de okulumuzu yemyeşil yapmalıydık.

Mandolin çaldırmayı öğretmeliydim, önce ben öğrendiklerimi çalmalıydım. Heykeller yaptırmalı, onları köylülerime göstermeliydim. Resimler yapmalıydık renk renk, desen desen sergilemeliydik sınıflarımızda. Dünya klasiklerini okutmalıydım tek tek. Okuma saatleri düzenlemeliydim. Gün gün anılarımı yazmalı onlara da yazmayı öğretmeliydim. Yanımızdaki köyler nasıl yasıyor, ilçedekiler nasıl yasıyorlar, illerdekiler, büyük kentlerdekiler, diğer ülkelerdekiler nasıl yaşıyorlar araştırmalı öğrenebildiğimiz kadar öğretmeliydik.

Parçalar okumalıydık, diplomamızla birlikte bize armağan edilen Nutuk’tan. Atatürk Devrimlerini tanıtmalıydık. O’nun ; “Çalışmadan, öğrenmeden, üretmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş toplumlar, önce haysiyetlerini, sonra özgürlüklerini ve daha sonra da geleceklerini kaybetmeye mahkumdurlar.” Sözlerini anlayarak yaşamalı, öğrencilerimizle yaşama geçirmeliydik.

On sekiz yaşımda başladığım öğretmenlik sürecimde; ilkokul öğretmenliği, ortaokul öğretmenliği, lise öğretmenliği, yüksekokul öğretmenliği yaptım. Mutlu bir öğretmenlik süreci yaşadım. Öğrencilerimin mutlu olması için onları hep; araştırmaya, üretmeye, yaratmaya yönlendirdim. Ben de onlarla birlikte çalışırken, hem mutluluklarını paylaştım, hem yeteneklerine katkıda bulunmaya çalıştım, hem de kendi yazarlık yeteneklerimi geliştirmiş oldum.

Bütün bunları bize öğretmen okulları kazandırdı. Yabancı dilim olmadı ama mutlu ve başarılı bir öğretmen ve yazar olmam öğretmen okulundaki temellerle yaratılmış oldu. Ne yazık ki her 16 Martlarda öğretmen okullarının kuruluş yıldönümlerini kutlarken, biz nasıl bir öğretmen yetiştiriyoruz sorusunu sorgulamalıyız. Evet bugün Anadolu Öğretmen Liseleri’nde nisbeten bir yabancı dil öğretiliyor. Ama kalan süreler, klasik liselerden pek de farklı olmayan sınıflarda, öğrettiğimi ezberle, dershaneye git , yüksek puan stresi içinde yaşa demekten başka bir şey yapılmıyor. Bizde toplumsal bir hastalık galiba bu. Var olanın iyi yanlarını alarak onun üstüne çağın güzelliklerini ve günün özelliklerini ekleme yerine, eskiyi toptan atıp, yeni diye kupkuru mekanlar yaratıyoruz. Öğretmen okullarının yerini alan, Anadolu Öğretmen Liseleri de bundan gereken nasibini almış durumda. Üniversite sınav biçiminin de zorlamasıyla meslek becerileri gelişmesi gereken okulları, çok matahmış gibi bilgi ezberleme merkezleri olan liselere yaklaştırıyoruz. Halbuki tersi olmalıdır. Klasik bilgi depolamaya dayalı liselerimizi, yetenek geliştirme alanlarına yönlendirilerek; üretici, yaratıcı, mutlu bireyler yetiştirmeliyiz.

Daha fazla zaman kayıp etmeden, öğretmen yetiştiren liselerde; meslek sevgisini artıracak, işe ve yeteneklerin geliştirilmesine yönelik programların uygulanmasına başlanmalıdır. Öğretmen olacak öğrenciler bu okullarda, nasıl eğitilirlerse, gelecek kuşakları da öyle eğiteceklerdir. Siz sınıfta otur beni dinle biçimindeki ezberci öğretimden başka bir şey göstermezseniz, o da yarın sınıfında bunu yapacaktır. Bugünkü öğretmen yetiştirmedeki bakış açımız, yarının kuşaklarının şekillenmesindeki bakış açımızı belirlemektedir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 52
Toplam yorum
: 40
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 4187
Kayıt tarihi
: 17.06.06
 
 

1952 yılında Sivas- Asarcık Köyünde doğdum. Yurdun çeşitli yerlerinde öğretmenlik yaptım. Kabataş Er..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster