Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ekim '11

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
99
 

Okullar açılırken

Mustafa KOÇ
(Eğitimci, Güneş Dershaneleri Kurucusu)

Bu yazı, 23 Eylül 2011 tarihli POSTA Gazetesinde yayınlanmıştır.

Uzun bir yaz tatilinde herkesin keyfi yerindeyken işte yeni öğretim yılı da gelip çattı. Aileler, öğretmenler, öğrenciler okulların açılmasını bekliyor.  Her öğretim yılı başında herkesi tatlı bir telaş alırken bir türlü çözülemeyen eğitim sorunları da gündemdeki yerini koruyor.

Son yıllarda elbette birçok önemli değişiklikler, yenilikler yapıldı ve yapılıyor. Yapılan iyi şeyler de takdir edilmeli. Ama eğer varsa eksikleri, yanlışları söylemeye devam etmeliyiz. Genellikle bardağın dolu tarafının gösterildiği eğitim konularında acaba gerçekten her şey yolunda mı?

Bakanlık, öğrencilere 5-10 liralık parasız ders kitabı verirken ülke genelindeki kalabalık sınıfları bir türlü azaltamadı. Öğrenciye parasız kitap dağıtıyoruz diye öğünen devletin, bütün Türkiye'de, Edirne'den Kars'a kadar bütün okullarda kullandığı ortak bir ders kitabı bile yok.

Aynı ders kitabının değişik versiyonları çıkarılıyor ama bazı derslerin müfredat sıralaması bütün ülkede aynı sırada işlenemiyor.

Zengin ülkeler bir ders kitabını 4-5 yıl kullandırabilirken bu fakir millet her sene 16 milyon öğrenciye dağıttığı tonlarca parasız kitabı öbür sene çöpe atıyor.

Eğitim bakanlığı, velilerden okula kayıt parası almayın diye rol yaparken bazı okulların tebeşirini, hizmetlisini okul aile birlikleri karşılıyor.

Öğrencilere elektronik kitap dağıtalım diye öğünüyoruz ancak iyi kötü örgün eğitime alabildiğimiz kuşaklara dünya ortalamalarının yarısı kadar bile bir kitap okuma alışkanlığı veremedik. Keşke elektronik kitap yerine kalıcı bir okuma sevgisi verebilseydik...

Eğitimde çağ atladığımızı söylüyorlar ama OECD ülkeleri arasında nedense dünyada sondan üçüncüyüz.

Neredeyse her ile, her ilçeye bir üniversite açılıyor ama gençler üniversiteyi yurt dışında okumak için sıra bekliyorlar. Merkezi bir planlama yapılmadığı için sokaklar işsiz üniversite mezunuyla dolu. Okullarda ücretli öğretmenden geçilmezken 200 bin öğretmen adayı atanma bekliyor.

Eğitim programlarıyla ilgili tartışmalar bir türlü bitmiyor. Kim bilir belki de akıl danıştığımız yabancı uzmanlar, Milli (!) Eğitimiz için çeşitli öneriler getirmektedir. Ya da olmayacak AB rüyaları için AB uyum yasaları ne istiyorsa bizler de onları yerine getirmek için çabalıyoruzdur.

Eğitim çevreleri, öğretmenler, özellikle ilköğretim müfredat programlarının gittikçe içinin boşaltıldığını söylüyorlar. Türkçe müfredatları, ilköğretim birinci devrede oldukça geriye çekilirken anaokullarında, kreşlerde bile çocuklarımıza İngilizce öğretiyoruz. İlköğretim sınavlarında dilbilgisi sorulmadığı için öğünen ve sevinenler bile var. İyi de "bu çocuklar kendi dillerini ne zaman öğrenecekler" diye soran bir tek insanoğlu yok. Bir müstemleke ülkesi gibi herkese İngilizce öğretmeye çalışıyoruz. Oysa Beyrut'ta hamalların yedi dil bilmesi onları hamallıktan kurtarmıyor.

Çocuklar, sınavdan sınava koşuyor diyerek dershaneler günah keçisi gibi gösterilirken devlet okulları artık bir okuldan çok öğrencileri sınava hazırlayan paralı bir dershane gibi çalışıyor. Birinci sınıf öğrencileri bile etüt adı altında paralı kurslara alınıyor. Bir eğitimcinin dediği gibi okullar "devlet dershanelerine" dönüşmekte...

Doksan yıllık cumhuriyetin hala düzgün bir sınav sistemi bile yok. Yapılan sınavlara duyulan güven de gittikçe sarsılıyor.

Sınav siteminde ikide bir yapılan yanlışlıklar ve topluma sunulmaya çalışılan bir tür "sınav düşmanlığı", eğitimde ciddi bir tehlikeyi de beraberinde getiriyor: "Sınav varsa çalıştıran, yoksa tembelleştiren" bir anlayışın okullarda, ailelerde ve öğrencilerde yerleşmeye başladığını görüyoruz. Bu istikrarsızlık, öğrencinin, ailenin hatta öğretmenlerin motivasyonunu bozuyor. Eğitimciler, bu anlayışın zamanla Türkiyedeki akademik eğitim düzeyini daha da düşürebileceğini söylüyorlar. Acaba uzaklardan birileri Türk çocuklarının derinlemesine bilgi sahibi olmasını, aydınlanmasını istemiyor mu diye kuşku duymamak elde değil.

Eğer uzun vadeli bakarsanız gerçekte de eğitim, sadece bir sınav hazırlığı değil; eğitim, ömür boyu devam eden kesintisiz bir süreçtir ve sadece bugüne değil yarınlara yapılan bir yatırımdır. Ayrıca eğitim öğretimin olduğu yerde mutlaka bir ölçme ya da sınav olacaktır. Okulun, öğretmenin, öğrencinin performansını ölçmek için bile bir sınav zorunludur. Kaldı ki milyonlarca öğrenciyi seçilmiş okullara yerleştirmek için kura çekilemeyeceğine göre içimizdeki sınav düşmanlığından kurtulmamız gerekiyor.

Yeni öğretim yılında öğretmenlere ve öğrencilere başarılar, ana babalara da sabırlar diliyorum.

Ctmaksaray1973 bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 25
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 1264
Kayıt tarihi
: 22.02.08
 
 

Yıllar önce yoksul ve uzak bir köy okulunda minik bir öğrenciyken öğretmen olma hayali kurmuştum...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster