Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Mart '16

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
27
 

Okuma yazma

Okuma yazma
 

TÜRKÇEYİ SAVUNMAK GÖREVİ, EKİM 1981, TÜRK DİLİ


METİN OKUMALARI

Türkçe yazmanın, okumanın yaşamsal bir önem taşıdığı bilinciyle kitapları değerlendirmeliyiz. Yazar için yazmak, okumak ne kadar önemliyse okur için de metni anlamak, çözümlemek o ölçüde geçerlidir.

Dil ürünü olan metnin kendi içinde kurduğu çoğul anlam dizgesi yazınsal metni oluşturur. Yazınsal metin dilbilimsel öğelerle onu çevreleyen ruh çözümsel, toplumsal, tarihsel boyutlar içerir. Okur bu gerçekleri dikkate alarak metni okumalı.

Yazınsal metinle toplumsal- ideolojik yapıyı birlikte ele alıp çözümlemeli. Toplumsal-ideolojik yapı yazınsal metnin olanaklarıyla yeniden üretilir. Çağın genel sorunsalı metin içine yerleşir. Yani yeniden üretim söz konusudur. Bu iç içelik metin okumalarında önemsenmeli.

Metni yazarın tek başına ürettiği gerçeği onun toplumsallığını görmezden gelmemize engel olamaz. Metnin bütünselliğini, dil ürünü olmasının yanında ekonomik, toplumsal yapının giderek ideolojilerin eklemlenmiş biçimleri olarak algılamalıyız. Toplumsal-ideolojik yapı yazınsal metnin özgün olanaklarıyla yeniden yaratılmıştır. Bu gerçekler yazarı okur edinmeye götürür.

YAZMA EYLEMİ

Yazar olmanın baş koşulu olarak “okuma”yı öneriyor Semih Gümüş. “ Yazarlık öteki yazarlardan değil, kitaplardan öğrenilir.” diyor.

Kitapları önümüze koyan yazar yeni bir kavramı da bize sunuyor: “ Doğru okuma ” Bunu şöyle açıklıyor: “ Doğru bir okuma biçimi edinmiş, dolayısıyla okuduklarının anlamlarını kendi başına sökebilen ve kendi yazdıklarını bütün yazınsal öğeleri soyutlayarak çözümleyebilen, eleştirebilen yazar adayı aynı zamanda okumayla yoğun ve sürekli bir ilişki içinde yazmayı başarabilirse yazar olabilir.” Yazar olabilmenin somut koşulları işte bunlar diyor Semih Gümüş.

Yazma eyleminde “bilinçaltı birikimleri önemli etkendir. Yazarlık yükü bilinçaltındadır.Salt bilinçle yazılan öğretici olur Yazma üstlenen, mutluluk ve acının iç içe geliştiği eylemdir. Yazma süreci tek başına kampa çekilmedir.”diyor

Demir Özlü.. Sonra şöyle sürdürüyor: “ Yazıp bir kenara koyduklarımıza yıllar sonra dönebiliriz. Örneğin, Marcel Proust’un geçmişte kalan bir öyküsü sonradan Geçmiş Zamanın Peşinde adlı öykü kitabında yer alır.”

Demir Özlü, “Beyaz bir kağıtla baş başa oturmak en dramatik bir andır” diyor.”Yazı kendini, kendi içinden çıkarak, yani kendini doğurarak yürümüyorsa hemen bırakmalı yazmayı.” diye yol gösteriyor.

“Bir yazar sürekli yazmaya, yazmayı da yaşamının sonuna kadar sürdürmeye zorunlu değildir.” yargısını yıllar önce Salah Birsel, Hatay Lokantsı’nda Salı Şiir Günleri’nde “ İyi ki zamanında yazmışım, bu yazdıklarımı şimdi yazamazdım.” diyerek Demir Özlü’yü doğrulamıştı. Salah Birsel’in, “Denemeleri, Şiirin İlkeleri” okunmalıdır. Şiirine gelince, dilini nasıl yeniden yarattığını bize gösterir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazmak yaşamaktır, söz uçan yazı kalır" diyorlar...Ben yorgun olunca bir şeyler okuyorum ve dinleniyorum....

Abdülkadir Güler 
 28.03.2016 12:35
Cevap :
Abdulkadir Bey, Siz hep örnek oluyorsunuz.Yorulunca okumanız bu örnekliliğinizi çoğaltıyor.Kolay okumalar!  29.03.2016 12:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1041
Toplam yorum
: 308
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 682
Kayıt tarihi
: 24.03.12
 
 

Türkay KORKMAZ, umuda yolculuğu ertelemez. Mermeri delenin damlanın sürekliliği olduğunu bilir. Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster