Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Eylül '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
3038
 

Orkid ultra kamfırt! Reklamcılara kızmaktayım zırt pırt!

Orkid ultra kamfırt! Reklamcılara kızmaktayım zırt pırt!
 

Kaynak: www.bacanakkuzucevirme.com


Malumunuz, çemkirme dönemimdeyim bu aralar.

Her kadından farklı olarak, biyolojik muayyen dönemler dışında başkaca bir muayyen dönemimi daha keşfetmiş bulunmaktayım bu günlerde; ‘Muayyen çemkirme dönemi’.

Kendimle ilgili bu değerli keşfi yapmamda emeği geçen tüm okurlarıma (ve okumaktan vazgeçip ‘artık’ okumayanlarıma) pek bi teşekkürlerimi sunuyorum.

Ramazan ayının yüzü suyu hürmetine, reklamcılara 'iyice' takmış durumdayım.
Hem de ne takma! Öyle böyle değil ama şöyle İzah edeyim.

Zaten uzunca bir süredir reklam sloganları ve ürün isimleri ile telaffuzları konusunda yazmak niyetindeydim fakat blog sitesinin en tembel sakinlerinden biri olarak hep ertelemekteydim. 'Ramazan geldi hoş geldi' işte.
Ama (nedense) Ramazan' la birlikte gelen bir yoğurt reklamı bana hi hoş gelmedi.
Önceden, reklamlar tarafından iyice çalkalanıp ayran gibi köpür(tül)müş olan ruhum, kaymaklı bir yoğurt reklamı sayesinde artık kabına sığmaz oldu ve taştı.
...

Aşağıda sırasıyla vereceğim ürün isimleri, sadece (ama sadece), ard arda izlediğim iki reklam bülteninin hâsılatıdır!

Laf aramızda, bu kadarı bana yetti de arttı bile zaten!
Daha fazlası olmasa da olur. Yoksa o zaman ‘kontrolsüz bir çemkirme’ sergileyeceğimden korkarım ki; bana yakışmaz. (Adım çıkmış zaten dokuza, iner mi sanırsınız kolay kolay sekize! Be heyy!!!)

Ürünleri sıraladıkça (izninizle), içimden geldikçe, her ürünün ismiyle beraber sıcağı sıcağına çemkirmek istiyorum.

Vereceğim geçici rahatsızlıktan ötürü peşinen ve cümleten özür diliyorum.

……

Diiing dang dooong! Reklaamlaaaaaarrr:

Nivea oksicın pavır ( power) (Oksijen etkisi/gücü demek ayıp çünkü!)

Cansıns beybi şampuan, şimdi de bet taym. (Johnson’s Baby Shampoo bad time) Baby şampu demek varken ‘bebe şampuanı ‘ demek de ne ola ki, değil mi? Hele hele de ‘Bed taym’ gibi havalı bir ifade dururken, uyku zamanı deyip basitleşmenin ne anlamı var?!! Amaaan ben de!)

Hacis lidıl svimmırs (Huggies little swimmers) (Minik yüzücüler demek çok banal olacak bilmez misiniz?)

Palmoliv püyu kaşmir (pure cashmire)

Kolgeyt total profeşinıl klin (Colgate Total Professional Clean) (Profesyonel temizlik değil; profeşinıl kliiin! Lütfen büyüyü bozmayalım. İngilişçenin havalı etkisi varken, profesyonel temizlik gibi bir basitlik yakışmaz ulu reklamcılarımıza! Hem ne diyordu reklam ikonlarının kralı ‘Ali Desidero’ abimiz; ‘’Hepsi okumuş çocuklar’’ çünkü.)

Veniş Kosla Maks (Vanish Kosla Max).. Nestle Şokella (Nestle Chokella).. Ariel profeşinıl (Ariel Professional).. Först ays (First Ice)

Sonracığıma, Persil Gold! (Altın formüllüymüş! Pöh! Gold kelimesinin altın olduğunu bilmeyen mi var memlekette sanki? Zaten altın dediğimizde Türkçe konuşmuş oluruz ki; ayıp! Çok ayıp hem de! İğğ! Ne kadar banal!)

Nerde kalmıştık?

Silit Bang (Cillit Bang).. Yataş Kornırs Köşe takımları (Corners ).. Jilet füjın pavır (Fussion Power)..

Orkid ultra kamfırt (Ultra Comfort) (En bi öz konforlusundan! En rahat taşınanı yani! Kanatları dörtlemişler, uçuyorsunuz rahatlıktan! Onu anlatmaya çalışıyorlar, yanlış anlaşılmasın.)

Heden şoldırs aktising formül (Head & Shoulders Actising Formel) (İlk kelimenin aslında hiid diye okunması lazım ama anlaşılan böylesi hoşlarına gitmiş)

Kent toy boks (toy box)- (oyuncak kutusu deseler dillerine yapışacak!)

Lipton ays tii (Lipton ıce tea) (Buzlu çay demek günah sanki!)

Ful eyç di el si di tivi (Full HD LCD Tv) (En öz bi Türkçesi; yüksek çözünürlüklü likit ekran televizyon)

Nivea deodorant dabıl efekt (Nivea duble effect) (Çift etki deseler olmaaaaz! Ayıp! Türkiye’de Türke konuşulur mu hiç? Aaa! Çok ayıp vallahi!)

Yeni eti kraks babıl (Eti crax buble).. Vestel piksilıns (pixellence).. A sınıfı yeni artkuul klima (artcool).. Yeni Omo aktiv (omo Activ)..

Selpak Ultra kamfırt (Ultra comfort).
(Bu da ultra konforlu sümük sileni. Çok özellikli ve nitelikli bir mendil. O bakımdan Türkçe adlandırıp basitleştirmeye hiç gerek yok! Bakkaldan sonra yurduma market, süper market, hipermarket sırarsıyla geldi. Yakında Allah’ın inayetiyle ‘Ultra market’ de görürüz dünya gözüyle. Ama bunlar süper kamfırt, hiper kamfırt demeden direk ultra kademeye geçtiler dikkat ediniz’ Boru mu bu? Ultra mendil, ultra! Türkçe isim verip kaliteyi düşürmeyelim di mi? Bence di! Sizi bilmem ama bence kesinlikle di! Hepsi okumuş(!) çocuklar. Onlardan ultra bir dil beklemeyeceğiz de kimden bekleyeceğiz allasen?!)

Zaten reklamlarda İngilizce ve/veya diğer yabancı dilleri konuşmaya alışınca, bu okumuş(!) çocuklar anadillerini de unuttular.

Nerden mi biliyorum?

Tabiiki ‘Sek Süt’ün ramazan ayındaki yoğurt reklamından. ''Ramazan'a özel güveçte Sek.. Olsa da yesek.'' reklamından..


Kırk yıllık çömlek, reklamcıların dilinde olmuş sana ‘güveç’! (Vallahi de billahi de öyle olmuş!)

Benim bildiğim güveç, pişirmek amaçlı kullanılan bir kaptı. Sözlükler de beni doğruluyor ama artık sözlükten açıklama koymaya korkuyorum yazılarıma. (Herkesin olmasa da, kimilerinin 'gözlerinin üstünde kaşları var' ne de olsa..) Kızıyorlar sonra bana ‘Ben öğretmen miymişim’’ diye!

O zaman kendi bildiğim kadarıyla anlatmaya çalışayım.
Güveç, fırın veya ocak üstünde, yemek pişirmek için kullanılan kaptır. Pişmesi gerekmeyen malzemeleri içine koymak için ise genellikle ‘çanak/çömlek’ diye tabir edilen kaplar kullanılır.

Ama reklamcı okumuş(!) ağabeylerim ablalarım, kırk yıllık ‘çömlek yoğurt’ yerine, ‘güveç yoğurt’ diyorlarsa vardır bir sebebi ve faydası!

Bana çok faydası oldu aslında (Allah razı olsun). Düşünmeye sevk ettiler beni ve yaptığım uzun beyin jimnastiklerinin ardından şu sonuca vardım:

Dilimizde bir deyim var ya hani; ‘Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer’ diye. Sanırım bu ağabeyler/ablalar, söz konusu deyimi (hep İngilizce konuşmaya alışkın olmalarından mütevellit) biraz yanlış anlamışlar. Deyim olduğunu fark etmeyip gerçek sanmışlar. Yani yoğurdun gerçekten sıcak ve üflenerek yenen bir gıda maddesi olduğuna inanmışlar.

Eee? Üfleyerek soğutulması gereken yiyeceklerin (tabiatıynan) sıcak olması gerekir. Kaynar durumda olacak ki üflemek suretiyle soğutabilesin ve dilini yakmayasın maazallah! Sıcak olması için de pişmesi lazım değil mi? (İşte burada, Vikinglerin ufaklık Viki’si gibi bir ampul çaktı beynimde ve aydınlatıverdi düşüncelerimi.)

Madem üfleyerek yiyeceğiz bu yoğurdu.. Önce pişmesi lazım! O zaman neyde pişecek bu yoğurt? Tabii ki güveçte!

Düşündüm taşındım, (olanca cehaletime rağmen), sayelerinde beyin cimlastiği yaparaktan böyle bir sonuca vardım ve çözdüm şifreyi. (Eski kriptoculardan kim kaldı?)

Sağ olsunlar, bana çok katkı sağladılar.

Türkçemi kullanmakta hamdım ama ‘güveç yoğurt’ sayesinde piştim evellallah!

Hoş! Ben pişmişim pişmemişim çok da önemli değil aslında.. Şuncacık sayfamda ‘kendim çalıp kendim söylüyorum’.
Onlar gibi milyonlara ulaşmıyorum. Ben kimselere ‘yanlış emsal teşkil edemem’ yani. (Emsal teşkil etmeye pek de hevesli olmadığımı da belirtmiştim zaten.)

Ama onlar bu fakir Leyla gibi değiller maalesef! Onlar bal gibi, memleketimin insanına (özellikle de çocuklara) ‘emsal teşkil ediyorlar’..
Hem emsal teşkil ediyorlar hem de güzelim dilimizin ‘içine ediyorlar’.

….

Bu gece uykuma yatarken uslu bir kız olup, sağa sola çemkirmeden dua edeceğim Allah babaya. Ve diyeceğim ki;

‘’Sevgili Allah babacağım. Bunlar beni pişirdi, anladım! Ama benim pişmişliğimden veya çiğ kalmışlığımdan kime ne? Beni kim duyuyor ki? Beni pişireceğine (ben hakkımdan feragat ediyorum tüm fedakârlığımla), onları pişir Allah babacığım! Onları herkes duyuyor çünkü ve yanlış konuşuyorlar. Bırak bu fakir kulunu, onların dilini pişir. Hem de buz gibi yoğurda yakıştırdıkları ‘güveç’ kabına koy, öyle pişir. Belki o zaman (yanacağı için dilleri), yoğurdu üfleyerek yemeyi öğrenir ve dikkat ederler yaptıkları işe!’’

Allah hepsini ıslah eder inşallah!

Bu arada kocaman iki sayfaya uzattığım muhabbetimin de sonu geldi. Ben böyle ne çok ve ne (ç)abuk yazıyorum Maşallah!..

ayyucel bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

sadece reklamlarda değil sokaklarda da işleniyor. Bir alışveriş merkezinde yürürken kendimi Avrupa'da sanıyorum. Basit esnaflar bile marka olmayan mağazalarına Türkçe isim koyanlarsa batacaklarını mı düşünüyorlar acaba? İğrenç bir sonradan görmelik ve taklitçilik içindeyiz. Türkçe katledilmiş durumda! Kaleminize, beyninize sağlık!

MARTILAR ÖZGÜRDÜR 
 12.10.2008 13:51
Cevap :
Thank's :))) bu güzel yorum için. Gecikme için de kocaman bir sorry :)) İnanın, yorum geldiğine dair bir uyarı almadım ve son gelen yorum postası ile haberdar olabildim yazdıklarınızdan. Yoksa hiç adetim değildir yorum yanıtlarımı geciktirmek. Bu günlerde pek yazma modunda da olmadığımdan, hiç açmamıştım sayfamı. Anlayacağınız, tekrar tekrar sorry :)) Ben de sayfamın ismini Leyla's Paper yapacağım demiştim ya? İsabet olur sanki :)) Baksanıza; ironi yapalım derken, iki lafımdan biri ingilizce döküldü ağzımdan. Değerli katılımınıza teşekkür ederim. Sağlıcakla kalın..  13.10.2008 23:22
 

Siz İngilizce bilenleri koskanıyorsunuz(!) Türkçe..sahip çıkmak zorundayız; ulusal bütünlüğümüzün olmazsa olmazlarındandır. Bu yüzden bir yazımı yayına vermeden onlarca okuyorum. Yine de, yayından sonra bir yanlış bulmuyor muyum!.. Not: reklamın kötüsü olmaz denir, bu yüzden bu yazı biraz uzun olmuş sanki:) Sevgiler, aydınlık şehrimin mavileriyle.

derinmavi.. 
 08.10.2008 20:52
Cevap :
Haset fesat fitne fücur olduğumu o kadar saklamaya çalışayım... Siz gelin, pat diye anlayıverin kıskançlığımı. Pes vallahi! :))) Şaka bir yana, ben memnunum Türkçemden. Buyursunlar, İngilizcelerini tepe tepe kullansınlar. Kafamıza kafamıza tepmesinler, yeter :)))) Sağlıcakla kalın. İzmirime selam..  13.10.2008 23:24
 

İşin içinde İngilizce olunca. mal da İngiliz oluyor herhalde ve de çok kaliteli. Vurgu bu olsada bana çok zavallı geliyor. Yaklaşık 2 yıldır televizyon seyretmiyorum, hiç bir kanalı ve hiç bir programı. Reklamların çokluğu ve yapmacıklığı bir de haberlerdeki sansür beni televizyondan uzaklaştırdı ve çok mutluyum. Sevgilerimle.

Murat Ersöz 
 23.09.2008 13:33
Cevap :
Keşke ben de 'izlemiyorum' diyebilsem sizin gibi. Ama merak dürtüyor beni işte ve özellikle takip etmeye çalışıyorum bazı programları ve dizileri. Hem oturduğumdan yerden çalışıp kendimi (mesleki anlamda) durağan kılmamak ve ilerlemeleri/gerilemeleri süzebilmek adına. Keşke 'ilerleme' var diyebilsem. Keşke! :(( Değerli katılımınıza çok teşekkür ederim. Sağlıcakla kalın..  23.09.2008 14:21
 

Vallahi ben yazamazdım bu denli vurucu ve güzel. Elleriniz dert görmesin. Çok haklısınız. yazık yani. Bir dil ancak böylesi öldürülebilir. Ne yapmalı diye düşünüyor insan. Tuhaf kelimeler duyuyorum sağda solda sokaklarda. Nedir diye düşünürken ya reklamlar ya da dizilerden kaynaklı olduğunu öğreniyorum. Sağlıcakla kal.

Ezgi Umut 
 21.09.2008 21:32
Cevap :
Sormayın! Aynen dediğiniz gib! Çok tuhaf kelimeler, hitaplar, espriler(!), vs yayılıyor dizilerden/reklamlardan. İşin daha da tuhaf ve acı olan tarafı; yapımcıların beklentisiyle, senaristler tarafından özellikle düşünülüp bulunuyor o gariplikler. oluk çocuğun diline yapışsın veya sokaklarda, kahvelerde konuşulsun diye :(( Sağlıcakla..  22.09.2008 18:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 130
Toplam yorum
: 889
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 2058
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

1969 İstanbul'unda açmışım gözlerimi bu dünyaya... Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu, şimd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster