Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ocak '19

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
68
 

Orta Karadeniz Notları

Tarih ve kültür dolu bir rota… Alışılagelmişin dışında, mavi turlardan uzak, buram buram tarih kokan, bununla ilgili üzerine her şeyin konuşulabileceği bir yolda buldum kendimi... Sabahın 7’sinde başlayan ve diğer sabah 7’de biten günü birlik Orta Karadeniz turu…

Kulağa çılgınca geliyor değil mi? Dört kafadar konuşurken hadi waffle yemeye Sinop’a gidelim deyince, kendimizi sabahın köründe yollarda bulduk. Lükse bakar mısın, waffle yemeye Bartın’dan Sinop’a gidiyoruz! Meşhurmuş öyle dediler… E malum nerede ne yenir içilir benden sorulur! Nerenin neyi meşhursa, gittiğim her yerde meşhur olan şeyleri yemeye bayılırım. Waffle deyince elbette herkesin aklına İstanbul’daki Abbas Waffle gelir. Evet, orada da yedim, gayet başarılı, tadı damağımdadır hala, ama Sinop’un namını da çok övdüler. Hal böyle olunca rotayı çevirdik Sinop’a. Bir yere giderken yol güzergâhındaki rotaları es geçmeyi sevmem. Aradaki tüm illeri gezmek boynumun borcudur. Hazırsanız kemerleri takın, bir günde beş illik Orta Karadeniz rotamıza başlıyoruz!

Kastamonu

Bartın’dan sabah 7’de başlayan yolculuğumuzun ilk durağı yol üstündeki Kastamonu oldu. Daha önce zaten birçok kez gelmiştim Kastamonu’ya.  Kastamonu; tam ortasından Karaçomak Çayı geçen, konaklarıyla meşhur kültürel bir şehir. Dediğim gibi şehrin tam ortasından Karaçomak Çayı geçiyor ve şehrin ana caddesini bu çay oluşturuyor. Yani şehir bu çayın çevresindeki vadi üzerine kurulmuş da denilebilir.

Kastamonu’ya gelmişken Kastamonu Arkeoloji Müzesi ve Etnografya Müzesi‘ni gezmelisiniz. Onun haricinde Kastamonu’daki bir diğer önemli müze ise Şapka Müzesidir. Biliyorsunuz ki Atatürk’ün Şapka Kanunu’nu duyurduğu yer Kastamonu’dur. Kastamonu sokakları beni şapka devriminin başladığı yıllara, İstiklal Marşı’nın ilk okunduğu kürsüye ve betonlaşmaya 650 yıl önceden meydan okuyan bir camiye çıkarıyor adeta…

Kastamonu’da kesimlikle Karaçomak Çayı kenarında yürüyüş yapmalısınız. Eskişehir’i andıran bu muazzam tabloda sizinde bir resminiz olmasın mı? Kastamonu'nun neyi meşhur derseniz elbette çekme helvası ve Taşköprü sarımsağı. Her yerde bu mağazaları görebilirsiniz. Kastamonu'ya gelmişken hediyelik helvalarınızı götürmeyi unutmayın.

Sinop

Kastamonu’daki bir saatlik turumuzdan sonra Sinop’un en büyük ilçesi olan Boyabat ve waffle yolculuğumuz başladı. Boyabat, Sinop’un merkezine 85 km uzakta kalmakta ve nüfusunun büyük bölümü dışarıda yaşamakta. Yine de buna rağmen, Sinop ilinin en kalabalık ilçesi olma özelliğini yıllardır kaptırmıyor. Köklü bir geçmişe sahip olan ilçede çok sayıda tarihi yapı ve kalıntı bulunuyor.

Kahvaltımızı Boyabat’ın tarihi kalesine karşı yaptık. Kahvaltımızdan sonra Boyabat Kalesini ve Kaya Mezarını gezdik. Boyabat denince akla ilk gelen yerlerden biri Boyabat Kalesi. Gökırmak Vadisinde karşılıklı sarp iki kayalık tepeden biri üzerinde kurulmuş olan kalenin üzerinde bulunduğu tepe aslında bir yer altı şehrinin dış çeperlerinden oluşuyor. Kesinlikle rotanızda bu tarihi noktayı ıskalamayın. Kaleden şehir manzarası nefis ve harika bir panoramik resim veriyor. Kale sadece surlar ve kale içinden oluşmuyor. Kalenin altında yer alan tüneller gerçekten heyecan veriyor. Görmeden gelmeyin

Çorum

Sinop-Boyabat’ta her yerden pirinç almak mümkün. Ancak biz pirinç almaya, pirinciyle ünlü olan Osmancık’a gittik. Osmancık, Çorum iline bağlı ve bildiğiniz gibi pirinciyle ünlü. Böylece diğer güzergahımız Çorum oldu. 

Çorum, Orta Karadeniz Bölgesi’nde bulunan, leblebisi ile de meşhur bir il. Kentin tarihi bundan binlerce yıl öncesine uzanıyor. Bu cümle klişe gelebilir ama gerçek. Daha uygarlık denilen şey, başlamamışken Çorum’da yerleşik hayat varmış.  Buradaki kazılarda ortaya çıkan ev, mezarlık, şehir kalıntıları Arkeoloji bilimi için müthiş önemli.

Çorum’da ne yenir ne içilir, elbette leblebi… Çorum leblebisi Çorum’un en ünlü öğesi. Acılı, baharatlı, tuzlu, tatlı, çikolatalı aklınıza ne geliyorsa her damağa uygun leblebi çeşidini bulmak mümkün. Ve ben çikolatalı leblebiye resmen aşığım.

Amasya

Leblebi stoğumuzu da yaptıktan sonra rotamız, Orta Karadeniz’in doğa harikası, eşsiz şehri Amasya oldu. Türkiye’de bozulmamış bir şehir görmek istiyorsanız kesinlikle Amasya’yı görmelisiniz. Biz, Avrupa gibi şehirlerimizi korumayı bilmiyoruz. Yıkıyor, sürekli yeniliyor ve eski yapıların yanından bile geçemeyecek yeni şehirler inşa ediyoruz. Ama Amasya, Pontuslar’dan, Roma’dan, Bizans’tan, Selçuklu’dan ve Osmanlı’dan kalan her şeyi hala neredeyse olduğu gibi koruyor.

Tarihi bir şehir ve onun tam ortasından geçen Yeşilırmak… Herkesin bildiği Ferhat ile Şirin destanı, Yeşilırmak’ın iki yakasına konumlanan bu şehirde geçmiş. Yaşanmış en büyük aşklardan biri Ferhat ile Şirin’in aşkı bu şehirde ve şehrin her yerinden görebileceğiniz dağlarda yaşanmış. Ferhat işte o dağları delmiş, sevdiğine kavuşmak için. Amasya’ya geldiğinizde ilk iş olarak Yalıboyu evlerini görmelisiniz. Yeşilırmak kıyısında, tarihi surlar üzerine ahşap ve kerpiçten dolgulu olarak yapılan evler ve evlerin en ucunda yer alan saat kulesini gördüğünüzde ilk aklınıza gelen şey, burada yaşamanın zevki olacaktır. Saat kulesinin hemen yakınındaki alçak köprüden karşıya geçerken de yalıboyu evlerinin onlarca fotoğrafını çekeceğinize eminim. Zira ben çekip hemen instagramda paylaştım bile! Yalıboyu evlerinin çoğu otel, pansiyon veya restoran olarak kullanılıyor.

Yalıboyu evlerinin hemen sırtında, Hellenistik dönemde yaşamış Pontus krallarına ait Kral Kaya Mezarları yer alıyor, sakın burayı gezmeyi unutmayın.  Mezarlar, dik bir yamaçta bulunan kayalara oyularak yapılmış. Ve yine aynı şekilde yapılmış yol ve merdivenleri kullanarak ulaşıyorsunuz mezarlara. Kaya mezarlarının bulunduğu Harşena Dağı’nın tepesinde de Amasya Kalesi bulunuyor. Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan kaleden Amasya’ya bambaşka bir bakış atarken, manzaranın muhteşemliği karşısında diliniz tutulacak. Hele bir de akşam olunca ışıklandırmayla Amasya, bambaşka bir şehir olarak karşınıza çıkacak.

Amasya’da nerede kalacağınızı biliyorsanız ne yenir ona geçelim. Tabiî ki Tokat kebabı ve Amasya bamyası… Amasya’yı ayaklarınızın altına alabileceğiniz, seyir teraslı muazzam restoranlar bulunuyor. Bunların haricinde kesinlikle Amasya elması almalısınız. Çıtır çıtır, tadı enfes…

Samsun

Son rotamız olan Samsun’un kendine has güzellikleriyle Orta Karadeniz gezimizi noktaladık. Geceye kalmış olmamızdan dolayı maalesef Samsun’u çok gezme fırsatı yakalayamadık. Samsun’a gelmişken mutlaka Çakallı menemeni yiyin derim, bayılacaksınız. Ben daha önce de yemiştim, yine olsa yine yerim. Onun haricinde Atakent ve Atakum sahilleri gece bile görmeye değerdi…

Yani anlayacağınız yorucu bir o kadar da lezzetli bir Orta Karadeniz turu yaptık. Değdi mi derseniz inanın her kilometresine… Geniş bir zaman da geniş bir rotayla yeniden görüşmek ümidiyle Karadeniz…

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 46
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 153
Kayıt tarihi
: 15.11.17
 
 

Süleyman Demirel Üniversitesi Halkla İlişkiler - Anadolu Üniversitesi İşletme  Köşe Yazarı/Blogge..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster