Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Şubat '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
1004
 

Osmanlı Ermenileri ya da Osmanlı neden çöktü?

Osmanlı Ermenileri ya da Osmanlı neden çöktü?
 

Osmanlı İmparatorluğunun 1300 ile 1683 arasındaki genişleme süreçleri


Gazeteci ve romancı Rahmi Turan (İstanbul 1936) Osmanlı Ermenileri başlıklı son iki yazısında ilginç yorumları yanında bazı belgeleri de kamuoyuna sunmaya çalışıyor. Çünkü yara büyük. Çünkü atalarımızın sonsuza kadar yaşayabilmesini umarak aşama aşama kurdukları, kanları ve canları pahasına genişlettikleri üç kıt'aya egemen devletimiz yıkılmıştı. 

Çünkü son yüz yıl içerisinde geçirmiş olduğumuz iç ayaklanmalar ile iç ve dış göçlerin varlığı yüzünden çoğu Türk kökenli Müslüman Osmanlı halkları çok büyük acılara düçar olmuşlardır. Bu sorunlarımıza ek olarak başımıza musallat olunan topyekûn savaşlar ile birlikte yüreklerimizi yakan acılarımız büyüktür.
 
İçimizden olduğu kadar dışarıdan da çok büyük yaralar almıştık.
 
Fütühat çağlarının dün olduğu gibi bugün de kapanmadığını anlayabilmek için son on yıldan az ötelere de baktığımızda bu gerçeğin pek de değişmediğini anlarız. Bu bağlamda Uluslararası Hukuk, BM Yaptırımları, AB, AGİK, Arap Birliği, İKÖ, Moskova'ya bağlı Bağımsızlar oluşumu ve uygulanması için çırpındığımız İnsan Hakları hep birer maskedir bence. 
 
Ne yazık ki Osmanlı Devletimizin yıkılış sürecinde Boşnaklar, Arnavutlar, Yunanlılar, Bulgarlar, Karadağlılar ile Araplar kadar ister istemez kimi Ermeniler de yer almıştır. Çünkü Rusya ile ortak siyaset güden Batılı Devletler (Osmanlı'ya göre Düvel-i Muazzama) Hasta Adam adını verdikleri Osmanlı Devletini egemen oldukları Güney Avrupa, Afrika ve Küçük Asya'daki topraklarından söküp atmak istiyorlardı. 
 
Bu yaklaşımları bir Haçlı kini olduğu kadar Sanayi Devrimi ile başlayan kapitalist küresel sermayenin açlığı olan binlerce ham madde yanında özellikle petrol kaynakları ile ticaret yolları üzerinde egemenlik sağlayabilmeleri için de gerekli görülüyordu. Bilindiği gibi tüccar için 'kâr' kadar tatlı hiç bir şey yoktur. Baldan da şereften de doğruluktan da tatlıdır kâr! 
 
Bu yaklaşım ne yazık ki 18. yüzyıl ile birlikte Osmanlı İslam toplumlarında İslam ticaret ahlakı ya da Ahilik kuralları gereğince uygulanagelen âdil ticaret ile üretim atölyeleri yanında tersaneler ile toprak düzeni yıkıldıktan sonra Türkiye'de de kâr baş tacıdır. Kâr için her türlü yalan dolan ile iki yüzlülük de mübahtır! 
 
İşte Osmanlı Devletinin yıkılışının yüzlerde dahili sebeplerinden biri olan eğitimin yaygınlaştırılamaması yanında bir diğer neden de budur. Kaldı ki o çağlar boyunca Osmanlı uluslarının kollarına vurulan prangalardan biri de uluslararası ticaretin önüne engeller çeken Kapitülasyonlar ile yabancı okulların Osmanlı toprakların kurdukları harici güçlere bağlanma tutkusudur. 
 
Her ne kadar Osmanlı Devleti güçlü bir haberleşme ağı kurmuş olsa da bilgi akışının gerektiği gibi sağlanamaması ve yabancı ajanların Osmanlı içlerinde istedikleri gibi at oynatmaları ve şirketleşmeleri de onu yıkan diğer nedenler olarak sıralanabilir. Osmanlı devlet yapısının yıkılmasının bir başka nedenleri olan 'meşruti' yönetim ile 'kanun' egemenliğinin gerektiği gibi sağlanamaması ise başlı başına birer ayak bağı olmuştur Osmanlı için.
 
Bana göre Osmanlı devletimizin başına gelenler kaderin bir cilvesi olmaktan başka dış güçlerin çok yönlü çalışarak her türlü kâr için topyekûn nice eylemler tasarlamış olmalarında gizlidir. Kısaca Osmanlı'nın da bir ara yokladığı Hindistan'a kadar uzanan Orta Doğu topraklarında bugün de pek bir şey değişmemiş gibi görülüyor. 
 
Gazeteci Rahmi Turan diyor ki 'Osmanlı tarihi 622 yıl sürdü ve Osmanlı devleti kurulduğu günlerden beri topraklarında bir Ermeni azınlığı barındırdı. Bu azınlık Osmanlı'nın son (50) yılında gündeme getirildi. 1877-1878 Osmanlı - Rus Savaşından sonra yabancı devletler Osmanlı Ermenilerine resmen el attılar. Ondan sonradır ki Osmanlı İmparatorluğunda ciddi Ermeni isyanları ve ciddi silahlı ayaklanmalar görüldü. O tarihlerden başlayıp Osmanlı İmparatorluğunun çöküşüne kadar yaklaşık yarım yüz yıl Ermeni sorunu güncelliğini korudu.'
 
Sayın Turan makalesinde 1860'larda İngiliz Konsolosu olarak görevli Palgrave'in şu açıklamalarına da yer veriyor: Yalnız Trabzon'da değil Anadolu'nun ta göbeğinde de Hristiyanlar debdebeli evleri, şık giysileri ve mücevherleri ile servet ve refah düzeylerini açıkça sergiliyorlar. Onların bu durumu uzaklarda (Avrupa'da) çok konuşulan sözde iddialarla hiç bağdaşmıyor.Müslüman halk bakımından ise durum acıklı bir biçimde bunun tam tersidir.' (Alıntı yeri: Osmanlı Ermenileri (1) 06 Şubat 2012 -http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19853101.asp)
 
Bu açıdan Gazeteci Rahmi Turan'nın özgün kaynaklara dayalı zengin içerikli bugünkü makalesinde girişteki bir kaç cümlesinden sonra bir roman anlatırcasına şu tespitlerde bulunuyor:
 
'Padişahın Türk-Müslüman tebası ezilen bir zümre idi. Osmanlı devletinin gözünde o 'Kaba Türk' idi imparatorluğun bütün yükünü omuzlayan. Askerlikse askerlik, gazilikse gazilik, şehitlikse şehitlik ve vergiyse vergi... Hepsini Türkler yükleniyordu. Fakat kan kuusp 'Kızılcık Şerbeti' içtik. 'Kol kırılır yen içinde kalır' diyorlardı.'
 
'Onlar için derdini dışa sergilemek ayıptı. Hükümeti yabancılara jurnal etmek, yurtseverliğe, dindarlığa sığmazdı. Derdini anlatsa anlatsa yine Osmanlıya anlatabilirdi belki... Ama sesine kulak veren olur muydu ki? Osmanlı yöneticisinin derdi başından aşkındı. Rum ve Ermeni yakınmaları, karşılarına gelip dikilmeleri yetmezmiş gibi bir de Kaba Türk'ü mü dinleyeceklerdi?'
 
'Osmanlı yöneticileri yerlerinden olmak kaygısıyla Hristiyanların bir dediğini iki etmemek için çırpınıyorlardı. Kaba Türk'e gelince vur abalıya!..'
 
İşte bu süreçte bir gün İstanbul Ermeni Patriği Nerses'e İngiliz Büyük Elçisinin söylemiş olduğu şu sözleri sanırım duyunca dudaklarınız uçuklayacaktır:  
'Avrupa Devletlerinin sempatisini kazanmak için ayaklanma çıkartmak gerekiyorsa Ermeniler arasında böyle bir ayaklanma çıkartmak hiç de hiç de güç olmayacaktır.'
 
Şimdi yeniden Sayın Turan'a kulak verelim: 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı Türk Müslüman halk için bir felaketti. Osmanlı Ermenileri için ise felaket değil fırsat oldu. Anadolu'da Ermeni çeteleri eli silah tutan Türklerin cepheye gitmelerini fırsat bildi Türk Müslüman köylerine saldırdı. Olaylarda binlerce Türk katledildi.'
 
'Doğu Anadolu Ermenileri işgalci Ruslarla ticaret yapmakla kalmayıp Rus işgal kuvvetlerinin hizmetine de girdiler. Ellerine biraz yetki ve silah verilen bu Erzurum Ermenileri ilk iş olarak Müslüman komşularına eziyet ettiler. Böylece Ermeni-Müslüman sürtüşmesinin tohumları atılmıştır. Daha sonra yeni gelişmeler, kan dökmeler, katliamlar birbirini izlemiştir.
 
'O dönemin Ermeni Patriği Nerses 'Türklerle Ermeniler artık bir arada yaşayamaz' diyor. Doğu Anadolu topraklarında Lübnan'da olduğu gibi güvence altına alınmış bir Ermeni yönetimi istiyordu.'
 
19 Ocak 2007 günü İstanbul'da arkadan vurularak öldürülmeden önce Ermeni kökenli Gazetecimiz Hrant Dink de : ...İngiliz, Fransız, Rus ve Almanlar geçmişte bu topraklarda oynadıkları oyunları bugün de tekrarlıyor.Geçmişte Ermeni halkı, onlara güvendi. Kendilerini Osmanlının zulmünden kurtaracak zannetti. Ama yanıldılar; çünkü onlar kendi işlerini, hesaplarını yapıp gittiler'  demişti dertlenerek 17 Nisan 2006'da doğduğu Malatya'da.
 
Şimdi Türkiye üzerinde ne tür oyunlar oynanmakta olduğunu daha iyi anlıyoruz değil mi?
Osmanlı Ermenileri konusundaki ayrıntılar Sayın Rahmi Turan'ın aşağıdaki makalesindedir.
 
(Alıntı yeri: Osmanlı Ermenileri (2) 13 Şubat 2012 - http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19904950.asp?yazarid=228)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 570
Toplam yorum
: 661
Toplam mesaj
: 131
Ort. okunma sayısı
: 967
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster