Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ağustos '09

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
936
 

Öz eleştiri ve din gerçeği

Öz eleştiri ve din gerçeği
 

Geçmiş zaman olut ki: Hayali cihan değer.

Kimin tarafından söylendiğini bilemediğim bu güzel deyim; MB de yazdıklarıma gelen mesajlar arasında gezinirken; ne kadar haklı bir deyim olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.

MB camiasına ilk girdiğim günlerde, yeteri kadar yetenekli olmasam da, büyük bir hevesle, bir şeyler yazmaya çalıştım. Bu hevesimi sezen bazı MB yazarlarından gelen bazı mesajlar; beni derin düşüncelere daldırıyor ve bazen hevesimi kırıp, yazmaktan soğutuyor, bazen de destekleyip yazmama yardımcı oluyordu.

Bunların arasında neler neler yoktu ki…

Kimisi inançsız oluşum nedeniyle inançlı olmaya yönlendirme çabası içinde oluyor, kimisi düşüncelerime katılıp bana destek oluyor, kimisi de; inançsızlığımla alay edip, yazma hevesimi baltalıyordu.

Buna rağmen fırsat buldukça yazmaya devam ettim. Ta ki: MB camiasında bazı polemikler başlayana kadar…

Bu polemikler bir ara öylesine tatsız bir hal aldı ki: İster istemez bazılarının içerisine benim de dahil olmamı gerektirdi ve bu sebepten MB camiasından uzaklaştım.

Aradan bir hayli zaman geçtikten sonra, bu camiadan tanışıp dost olduğum bazı yazarlar; sitayişte bulunup, tekrar yazmamı istemeye başladı ve ben de bu günden itibaren seyrek de olsa, tekrar yazma hevesine kapıldım.

İlk olarak en fazla eleştiri aldığım, dini inançsızlığımdan söz edeceğim.

İnançsızım. Evet. Dinen inançsızım ama inançlı olmanın inananlara pek çok faydası olduğuna inanıyorum.

Örneğin: İçinde bulunduğumuz Ramazan ayında: oruç tutmanın, teravi namazına gitmenin, sahura kalkmanın, mukabeleye katılmanın ve bunları içtenlikle yapıp, kurallarına tam uyum sağlamanın; insanlara ne büyük bir huzur, sağlık ve mutluluk verdiğinin farkındayım.

Her gün abdest alıp namaz kılmanın; insanlara temiz olmalarını sağladığından ve hareket yarattığından hiç şüphem yok.

Ayrıca bunların Allah yararına değil, insanların kendilerine yararlı olduğuna da eminim.

Dua edip, Allaha yalvarmanın da insanları rahatlattığını biliyor ve insanlar için bunların lüzumlu olduğuna inanıyorum.

Ancak: 1400 yıl öncenin icaplarına göre şekillenmiş olan bu ibadetlerin; mümkün olabileceğini sanmamakla beraber, günümüzün koşullarına göre yenilendirilmesi gerektiğini,

Çok geniş iletişim imkanlarına sahip olduğumuz bu devirde, bu imkanlardan yararlanarak, gerçeklerin anlatılması zamanının geldiğini,

Peygamber olarak bilinen Musa, İsa ve Muhammet’in de, bazı üstün yeteneklere sahip, birer insan olduklarının, Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlığın onlar tarafından başlatıldığının, onlara inananlar tarafından yayıldığının anlatılması gerektiğini düşünüyorum.

Dinlerin; herşeyi bildiğine ve gördüğüne inanılan ve her din için de tek olan Allah tarafından getirilmediğinin, üstün yeteneklere sahip bu insanlar tarafından, hem kendilerine hem de çevrelerindeki insanlara yararlı olmak için bir kısım öğretiler olarak geliştiğinin bilinmesini istiyorum.

Dinin devlet işi olmaktan çıkarılmasını, Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılmasını, herkesin; finansmanı kendilerine ait olması şartıyla, devlet kontrolü altında, istediği gibi ibadet edebilmelerine imkan tanınmasını, imam hatip okullarının, ilahiyat fakültelerinin kapatılmasını, imamların, müftülerin maaşlarının, camilerin masraflarının devlet tarafından ödenmemesini, böylece körü körüne inanılıp, dinin istismara neden olmamasını, başörtüsü sorununun, fanatikliğin ve bunca mücadelenin ortadan kalkmasını arzu ediyorum…

Ne büyük ve olanaksız bir hayal değil mi?

Hele bu iktidar zamanında… 1 Ağustos 2009

H. Hilmi Polat

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Konuyu bu çerçevede ele aldığımızda, toplumda farklı inanç gruplarının, ortak insani değerler noktasında birbirinin inanç ve uygulama biçimlerine saygı göstermesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Toplum içinde ikide bir “ben güzelim” diyen bir kişi, yanında bulunan diğerlerine, bir anlamda “siz çirkinsiniz” demiş olacaktır. Bu uygun olmayan yaklaşımlardan, hem toplum olarak hem de insanlık olarak çok çektik. Bugün; birey, toplum ve insanlık olarak, daha huzurlu bir dünyanın özlemi içerisindeyiz. Bütün yeteneklerimizi, bu özlemin gerçekleşmesi doğrultusunda kullanırsak daha doğru hareket etmiş oluruz. Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar…

Rıza Üsküdar 
 26.09.2009 0:18
Cevap :
Sayın Üsküdar, İzin verirseniz yorumlarınızın üçünü de tek cevapta toplayacağım.Özeleştiri ve Din Gerçeği başlıklı yazımı okuyup yorum yapmaya zaman ayırdığınız için teşekkür ediyorum. Ben o yazıyı uzun süre MB den uzak kaldığım için; bazı okurlarımın teşviki üzerine yeniden dönüşün açıklaması olarak yazmıştım. Din gerçeği kısmı ise daha önceki yazılarımda en çok ele aldığım konu olduğu için yazımın bağlacı oldu. Ben inançların her türlüsüne saygılı olan bir insanım. sizin de belirttiğiniz gibi ben de huzurlu bir dünyanın özlemi içinde olduğum için bu inanca sahibim. O yazımdan sonraki bloğum nedense yayından kaldırılı. Okuyabilmiş olsaydınız görecektiniz. İlgilendiğiniz için tekrar teşekkür eder, saygılarımı sunarım.  27.09.2009 0:55
 

Kendi düşünce dünyalarımıza yönelttiğimiz içsel değerlendirmeleri, özeleştiri olarak kabul etmek mümkün değildir. Bu durumda, “ve” bağlacının diğer ucundaki “din gerçeği”ni de gerçekçi bir şekilde ortaya koymanız mümkün olmamıştır. Aslında, “inanç” konusu olanı tartışmak, pekte uygun değildir. Doğası gereği inanç, sorgulamadan gerçekleşen bir kabulleniştir. Herhangi bir zorlama olmadığı sürece, “inanç” bir tercihtir. Diğer taraftan birinin “inanç” kabul ettiğine diğerinin inanmaması da bir farklı “inanç”tır. Kısacası her birimizin farklı inançları olabilmektedir. Ancak hiç kimse “inancı”nı ispat edemez. Eğer ispat ederse, bunun adı “inanç” olmaz. Ne var ki, her inanç sahibi “inancı”nı delillendirebilir. Ancak ortaya koyacağı deliller ne olursa olsun, “inancı”nın ispatı olamayacaktır.

Rıza Üsküdar 
 26.09.2009 0:16
 

Hilmi Bey, “özeleştiri ve din gerçeği” başlıklı yazınızı okudum. Genellikle tüm yazar ve çizerler, “ve” bağlacının önünde ve sonunda iki temel noktayı ele alıp değerlendireceklerse, benimsediklerini “ve” bağlacından önce yazarlar. Örneğin, Roger Garaudy, 1960’larda Sosyalizm ve İslamiyet; ünlü sosyolog F. Tönnies ise, Cemaat ve Cemiyet adlı eserler yazmışlardır. Geçtiğimiz günlerde tartıştığımız, “Güçlü ordu, Güçlü Türkiye” ifadesini de buna örnek vermek mümkündür. Bu çerçevede, “ve” bağlacı öncesindekiler yazarların öncelikleri olmakta, bağlaçtan sonra gelen ise, önceliğimize uygun bir şekilde değerlendirip yorumlanmakta.Genel anlamda yazınızı bu anlayışa göre şekillendirmişsiniz. Bu sebeple özelleştiriniz, dıştan bir bakış değil, içsel bir değerlendirme olmuş.

Rıza Üsküdar 
 26.09.2009 0:16
 

İbadetler dinin bir parçasıdır. Dini hükümleri koyan da o dinin sahibidir, uyarız veya nefsimize ağır gelir uymayız. Orası Allah ile bizim aramızda olan bir konu. Tekrar yazma gereği duydum çünkü merak ediyorum fikren açık olmadığım kanaatine nasıl vardınız :) Yazınızda düşüncenizi açıklarken dayandığınız mantık örgüsü bana yeterince sağlam gelmediği için düşündüklerimi yazmıştım sadece :) Ben de sizin için yanı şeyi söyleyecek olsam doğru olur mu :) Bir insanın bir başkasını bu şekilde değerlendirmeye hakkı olduğunu zannetmiyorum ben :) Toplum içinde yaşamanın ilk kuralı da, zannederim karşımızdakinin fikrine katılmadığımızda saygı duymak ve böyle tuhaf şeylerle itham etmeye kalkışmamaktır galiba :)

shalimar 
 09.09.2009 16:46
Cevap :
Sayın shalimar! Asıl isminizi bilmediğim için bu şekil hitap ediyorum. Kusuruma bakmayın. Tarafınızdan tamamen yanlış anlaşıldığım kanaatindeyim. Size bir itirafta bulunacağım. İlk yorumunuzu aldığım zaman yazdıklarınızı pek anlayamamış ve inançlara saygılı olduğumu söyleyip geçiştim. Çünkü profilinize baktığımda hakkınızda fazla bir bilgi edinememiş ve sizin kültürsüz biri olduğunuzu sanmıştım. Bir derya olduğunuzu sonradan gördüm. Bu nedenle özür diliyorum. Blog habercimde olmadığınız için yazılarınızı okuyabilme şerefine nail olmamıştım. Yorumlarınız vesilesiyle bu mutluluğa erdim ve bazı yazılarınızı okudum ve hatta yorum da yaptım. Son yorumunuzdan da çok hassas olduğunuz kanısına vardım. Sayın shalimar! Size fikren açık olun derken; sadece; ispatı yapılamayan izafi düşüncelere kapılmayın demek istemiştim. Saygılarımla Size 99792, 97586, 98044, 98959, 101461 numaralı bloglarımı okumanızı önereceğim.  11.09.2009 0:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 104
Toplam yorum
: 334
Toplam mesaj
: 77
Ort. okunma sayısı
: 705
Kayıt tarihi
: 11.04.07
 
 

6 Mayıs 1927 Simav doğumlu, İstanbul Yıldız Teknik Okulu’nun ( Bu günkü Yıldız Üniversitesi) son sın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster