Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Mart '20

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
49
 

Politika ve savaş üzerine

Bahar Kalkanı Harekatı, "POLİTİKA VE SAVAŞ" Ayrılmaz İkilisinin Tipik Bir Örneğidir.

B a ş l a r k en

"SAVAŞ, POLİTİKANIN BAŞKA VASITALARLA DEVAMIDIR"

Avusturyalı bir general ve aynı zamanda askeri yazar olan Carl Von Clausewitz, "Savaş Üzerine" adlı kitabında böyle diyor ama, eğer "savaş" politikanın sadece bir vasıtası(aracı) olsaydı, "politikanın araçla birlikte başarı ve başarısızlığını" kabul etmiş olmaz mıyız?

O zaman, bu durumda, akla şu geliyor; politika ve savaş aynı şey olduğuna göre, devletin ordunun hakimiyetine tabi kılınmalıdır...Anayasamıza göre, Cumhurbaşkanı'nın, savaş durumunda "Başkomutan" olmasının nedeni de bu olmalıdır.

Claussewitz, "savaş, politikanın başka vasıtalarla(şiddet ve kanla) devamıdır" derken, "ülkenin, bulunduğu coğrafyanın dayattığı, jeopolitik ve jeostratejik özelliklerinden kaynaklanan(cd)" devletin "ulusal politikasını" düşünmüştür.

"Savaş, politikanın başka vasıtalarla devamıdır"(1) düşüncesini, bu politikayı yalnızca "dış politika" olarak görmek de doğru olmaz.

Devlet gemisini yürüten, dış politikadır; ama milletin az çok istikrarlı iç dengesinin dayandığı içi politika da aslında dış politikaya bağlıdır(2).

*

"POLİTİKA VE SAVAŞ" ÜZERİNE...

Savaş,, politik ilişkilerin sadece bir parçasıdır; ve dolayısıyla bağımsız bir nesne değildir. Savaş, ancak hükümetler ve  milletler arasındaki politik ilişkilerden çıkabilir. Ancak savaş, kendi başına bu ilişkilere son vermez, onları temelde değiştirmez, başka bir şey haline dönüştürmez.

Savaşın kendine özel bir mantığı yoktur. Bu niteliği ile savaş hiçbir zaman kendine öz yasalara tabi olmaz, başka bir bütünün parçası olmaktan kurtulamaz; bu bütün ise POLİTİKA'dır(3).

SAVAŞ, POLİTİK'nın bir parçası olduğuna göre, doğal olarak, ister istemez onun karakterini alacaktır. POLİTİKA, büyük ve güçlü ise, SAVAŞ da öyle olacaktır.

Ancak, politik unsurun savaşın ayrıntılarına kadar nüfuz etmediği de bilinmelidir...Örneğin, nöbetçiler dikerken(konumuzla ilgili olarak "gözlem noktaları" tesis edilirken) veya devriye kolları çıkarılırken politik bir amaç gütmeyiz. Fakat, bir savaşın ve bir muharebenin genel planı üzerinde "politik amacın" etkisi kesindir.

Politika, kimi zaman yanlış bir yön izleyebilir; kişisel ihtiraslara, özel çıkarlara ve yöneticilerin gururuna hizmet edebilir...Ama bu şimdilik bizi ilgilendiren bir konu olmamalıdır. "Çünkü savaş sanatı, hiçbir zaman politikanın 'akıl hocası' olamaz; ve burada politikaya ancak tüm toplumun ortak çıkarlarının temsilcisi gözüyle bakmalıyız"(4).

Bu nedenle, bana göre, "askeri görüş" açısı ile "politik görüş" açısını "birbirine tabi kılmak" yapılması gereken önemli bir düşüncedir; hatta tek şeydir.

*

Şimdi, kendimize soralım: "SAVAŞ NEDİR?"

Demek oluyor ki, "savaş, hasmı("düşmanı" desek de olur.cd), irademizi yerine getirmeye zorlayan bir şiddet hareketidir"(5). Bu hareketin gereği ise, düşmanı silahlarından arındırmaktır; savaş gücünü zayıflatmak ve ortadan kaldırmaktır,

Türkiye'nin şu anda, Suriye'de yapmak istediği de budur.  

Suriye Rejimi'nin, irademize boyun eğmesi için, onu, istediğimiz durumdan daha elverişsiz bir duruma sokmamız gerekir. Ancak, durumun elverişsizliği geçici olmamalıdır; aksi halde, Rejim, daha elverişli bir durumu kollar ve teslim olmaz.

Bu nedenle, Suriye Rejimi'nin silahlarından tecridi ve bozguna uğratılması-adına ne dersek diyelim- askeri harekatın başta gelen amacıdır.

-- Bütün bunlara rağmen, "savaşın hiçbir zaman mutlak sonuç doğurmadığını"(6) hatırımızdan çıkarmamalıyız. Çoğu kez, yenilen devlet, uğradığı bozgunu geçici bir talihsizlik sayar, gelecekteki politik koşulların durumu telafi edebileceğini düşünür...

Bakalım öyle mi olacak?

*

S O N U Ç... 

Bloğumun bu son bölümünü, "Kuzey Irak'ta ve Suriye'de ne işimiz var?" diye soranlara ayırdım...

Öncelikle belirtmek isterim ki, Suriye'de ve Kuzey Irak'da bulunmamızın tek nedeni,Güney sınırlarımızın uzaktan savunulması ve güvenliğini sağlamasıdır.

Bu konuyu, önce askeri literatürden bir örnekle açıklamak ve konuyu Mustafa Kemal Atatürk'ün bu konudaki düşüncesine bağlamak istiyorum.

"Muharebe İleri Karakolları" ve "Güvenlikli Bölge" benzeşmesi:

Muharebe İleri Karakolları, düşman hakkında bilgi toplamak, düşmanın muhtemel hareketlerini saptamak ve kuvveti çapında engel olmak için savunmada ve taarruz hazırlığındaki birlikleri önünde belirli bir mesafede ileri hatlarda görev yapan birliklerdir...

Bunun, ulusal sınırlarımızın uzaktan savunulması için sınırlarımızın ötesinde belirli bir derinlikte düşmandan arındırılmış "güvenli bölge" tesis etmekten bir farkı yoktur.

Mustafa Kemal Atatürk'ün, bir asker; özellikle bir "kurmay subay" olduğunu unutmamak gerekir. Atatürk, Misak-ı Millimizin güney hudutlarını belirlerken, bu askeri bilgisini göz önünde tutmadığını kimse söyleyemez.

Atatürk'ün, güney hudutlarımızın geçtiği yerleri şöyle sıralamıştır(7):

"Güneyh hududu, İskenderun güneyinden başlar. Halep Katıma arasından Cerablus köprüsüne uzanan bir hat ve doğu parçasında da Musul Vilayeti, Süleymaniye ve Kerkük çevresi ve bu iki bölgeyi birbirine kalbeden(birleştiren) hat"

Ve arkasından aynen şöyle der:

Efendiler, bu hudut sırf askeri düşünceler ile çizilmiş bir hudut değildir, Hudud-u Millidir. Hudud-u Milli olarak tespit edilmiştir.

*

Benden bu kadar...

Suriye'de ve Kuzey Irak'ta bulunmamız için o kadar çok haklı nedenlerimiz var ki, saymakla bitmez...

Son sözlerim:

Anlayana sivrisinek "saz"; anlamayana "davul zurna az"...

Bu uğurda verdiğimiz şehitlerimizi saygıyla anıyorum. Vatan onlara minnettardır.

 

cdenizkent

 

---------------------- :

(1) Carl Von Clausewitz, Savaş Üzerine, s.311

(2) A.g.y. s.20

(3) A.g.y. ss.310,311

(4) A.g.y. s.312

(5) A.g.y. s.36

(6) A.g.y. s.42

(7) M Dosyası-Misak-ı Milli ve Musul, Harp Akademileri Komutanlığı Yayınlarından, Yıl: 2000, s.42( Yazan: Bendeniz )

 NOT: Yazdıklarım, Clausewitz'in "Savaş üzerine" adlı kitabından yararlanmakla birlikte, Harp Akademilerindeki görevim sırasında  edindiğim bilgiler ve yazdığım makale ve kitaplar için kullandığım kaynaklardan derlenmiştir.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İlgiyle okudum yazınızı... Selamlar yazarım.

Kerim Korkut 
 20.06.2020 17:55
Cevap :
Merhaba Kerim Bey... Beğeninize teşekkür ederim...Bloğumda da vurguladığım gibi, savaş ve barışın "biri olmadan diğeri olmaz"...Aynen evliliklerde, karı ve koca arasındaki "anlaşmazlıkların" arkasından gelen "küsme" ve "kavgalar" gibi...Teşekkürler ve selamlar.  21.06.2020 14:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 952
Toplam yorum
: 2444
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1381
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster