Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ağustos '18

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
368
 

Ruhun Fısıltıları

Ruhun Fısıltıları
 

https://www.youtube.com/watch?v=LIihyY6spAA

 

Erkek: Etme, bilsen ne kadar yol kat etmem gerekti. Kaç insan tanımam, kaç insan sevmem gerekti senden önce. Onca mesafeye, o kadar insana senin uğruna katlanmışım meğer. Etme! Beni geri gönderme! Varlığını bilip senden uzak yaşamak gelmez elimden.

Kadın: Benim için hayat sürgit devam eden bir arayış çabası. Devinim. Bir yere bir insana bağlı kalıp bu arayışı nasıl sürdürürüm?

Erkek: Aksini hiç tecrübe etmedin de ondan. Aynı toprağa aynı tohumu eksen bile her defasında yeni bir şeyler öğrenirsin. Kimi sene ürün çok olur; bakmışsın salkım salkım bereketli bir hasat paylaştıkça coşan, kimi sene bir kıtlık vurur; bir hastalık, bir çekirge sürüsü, kökünü kesip atan bir kemirgen, bir kuraklık yokluğu anlarsın, çaresizliği, açlığı, paylaştığına el açmayı… Bir topraktır hepsini barındıran.  İyilikte gelir kötülükte. Bağlanmana değecek, bunu göze alabilen, bunu gönülden dileyen biri çıkmamış karşına. Hiçbir yer bütünleşmeni kolaylaştırmamış. Sana huzur vadetmemiş. Ben seni sevmek istiyorum. Senin tarafından da sevilmek. Gördüğüm, bildiğim, okuduğum andan beri aklımda hep sen. Senin sözlerin gönlüme akıyor. Bırak onlar sesinle kulağıma, aklıma, kalbime dökülsün. Beni bunlardan mahrum etme. Korkma! Sana gelirken yol boyunca hesap kitap yapmadım. Bir an bile bir yeis bir şüphe yerleşmedi içime. Bırak sana öyle bir sevgi sunayım ki; tüm geçmiş sevgiler utansın, pişman olsun, sonunda beklenildiğine bunca özlem çekildiğine, bunca hâlden hâle düşünüldüğüne değsin, günahınla sevabınla dur önümde her şeyine sahip çıkayım, razı olayım. Bu öyle bir sevgi olsun ki; esirgeyen, bağışlayan, eriyen, eriten, yıllardır edilen ve karşılık bulan bir dua gibi…

En içten en yoğun en sorgusuz yanım sana gelen. Sırtında biriken yükü yüklenmeye gelen, canına can katacak, yaralarını, berelerini, çiziklerini sarıp sarmalayacak en mahremlerine dokunabilecek, dokundurtacak, tam da şu an sadece senin için hazır olan bir sevgi…

Ben yalnızdım. Kuyuya bir taş attım. Gökten bir elma düştü. Böldüm. Yarısı senin yüzündü. Öteki yarısı benim yalnızlığım. Ver bana elini birleştirelim ayrı kalan parçaları.

Kadın: Ağaçların yanından geçerken yapraklarından koparırdım eskiden. O canlı yeşilin kokusu nasıl da alıp götürürdü beni. Sonra elime tazelik veren yumuşak bir hisle dolardım yaprağa dokundukça. Zaman geçtikçe elimde tuttuğum yaprak suyunu kaybeder, buruşur, kokusu azalır bende fırlatıp atardım. Bir gün yola sarkmış bir akasyanın yanından geçerken parmaklarımla o nazik yapraklarına uzandım. Tam koparacakken bir an düşündüm sadece bir an. O canlıydı. Yaşamak için tutunmuştu o dala. Varlığını sürdürmek, yaşlanıp kuruyup dökülmek için. Peki, ben kimdim? Hangi hakla bunu yaprağa yapıyordum? Sıradan bir yaprak öyle değil mi? Sayısız benzeri olan. Durup bunu düşünmeye ne gerek var. Kopar, elle, hevesini al, işini bitir, at gitsin. Bunu düşündüğüm an bir daha elim gitmedi hiçbir yaprağa. Ben de o yaprak kadar yaşamaya hevesliydim. Kendi rayihamla serpilip giderken bana uzanan ellere güvenle ellerimi uzattım. Her biri benim o yaprağa yaptığımı yaptı. Hiç düşünmeden belki beni yaşamdan kopardıklarını bile fark etmeden ilk sapakta bıraktılar elimi. Aynı yeşil canlılığını muhafaza edemeyen yaprak gibi bende günden güne soldum. Başka ellere tazeliğimi bırakırken benden eksilenlerle devam etmem gerekti. Gün geldi ellerden korktum. O elleri yaratana lanetler savurdum. İnancımı öldürdüm. Anladım ki, hayat acımasız bir devinim. Düşüncesiz bir soytarı.  Kaba saba bir ihtiyar. Ben hayata sunulmuş bir inceliktim. Tıpkı öteki canlılar gibi. Kimse durup bunu görebilecek kadar insan değildi. Sonra bende dilime yapıştırdım. Hayat aşkla tutunmak değil bir arayış çabası diye. O yüzden tüketme nefesini. Git başka bir parça ara yarını tamamlayan.

Erkek: Buna hiç niyetim yok. Sen yeniden inanana kadar beklerim. Yola çıkarken peşine düştüğümün ne olduğunu yolumdan ne olursa olsun dönmemem gerektiğini düşünerek çıktım. Bedenimin yalnızlığını dindirecek çok insan buldum. Ama ruhumun ki dinmedi. Acı çığlığı sadece seni okurken, seni gördükten sonra, seni bulmak için yollara düştükten sonra sustu. O yüzden ne desen boş. Kararımdan dönmem. Bunu sınamak istersen bırak kapında oturayım bir ömür. Sessizce beklerim seni. Ama beni kabul edersen çok şey değişebilir. Senin gibi inancını yitirmiş birçok insan yeniden inanır.

Kadın: Güldürmeyin beni inanmak mı? Ben asıl o sahteliklere inancımı kaybettiğimde dünyanın en ahlaklı ve en sevgi dolu insanı oldum. İnanmak zayıf insanların işidir. Kendi iradesi olmayanların. Ben kendi kendimin Tanrısı oldum. İrademi inancın tutsaklığından kurtardım. Boyun eğdiği zorla dayatılan kurallar yıkılınca da sevgiyle ve isteyerek ahlakımı güçlendirdim. Ben irademe korkaklık ve alçaklıkla sahip değilim. Kendi kendimin efendisiyim. Boyun eğdiğim, eğeceğim kimse yok. Bu kibir değil. Sadece bir fark ediş. Gönlümdeki tüm insani ihtirasları yazmakla susturuyorum. Kimsenin hayranlığını kazanmak değil isteyim. Ben ona muhtacım. Sizin inanca olan ihtiyacınız gibi. Elimi tutuyor benim. Üstelik bırakmadan. Yazdıkça kenetlenen güçlenen büyüyen bir sevgiyle. Ona ayırdığım tüm zamanların karşılığını veriyor. Emeğimi kutsuyor. Sözcükleriyle ruhumu okşuyor. Bütün sıkıntılarımı, hüznümü, tıpkı sevincimi dinlemekte olduğu gibi istekli. Yazdıkça ruhumu yükseltiyor. Siz ve öteki insanlar bedenimin ihtiyaçlarından öteyi göremezsiniz. Halbuki ben bedenimi doyurmayı ruhumu doyurmak kadar gerekli görmüyorum. Beni sıradan biri mutlu edemez. Kim kendi kendisine Tanrılık eden birine yetebilir söyleyin lütfen. Benim için sizin istekleriniz, sözleriniz uzak bir hatıra artık. Bir zamanlar bunların peşinde olan bir insan olduğumu unuttum bile. Susun lütfen, konuşmayın artık. Ben insanların vücudumda bıraktığı izlerle yaşamaya muhtaç edemem kendimi. Arayışım bir başka ize sahip olmak değil en büyük izi ruhumu özgürleştirerek attım kendime…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hep "fısılda" olur mu? Müthiş! Birkaç kere okumam, demlemmem fazdır. Sözlerin derinliğinde, esrikliğinde kaybolmayan ne olsun?"Sürgit Aşk" daa demişti Nil Alaz. Ve hatırlattın" Sevgi sevgi Sehl-i Mümteni _____http://blog.milliyet.com.tr/sevgi-sevgi-sehl-i-mumteni/Blog/?BlogNo=582093

Nil ALAZ 
 12.09.2018 14:13
Cevap :
Dün bakamadım yazdığın bloga şimdi ilk iş bakıyorum..Olur Alaz'ım fısıldarım usul usul, kırmızı kırmızı, dem dem..Öpüyorum, iyi bak kendine lütfen..Şiirlerin üşür sen yorgun olduğunda..  13.09.2018 11:19
 

Coğrafya kültürünün "faydacı" tüm sözcükleri yansımış bloğa.. Bu kadar güzel yansıtılır böylesi cıvık ve faydacı iletişim sözcükleri yazıya..Bu blog anladım ki senin yukarıdan gördüğün bir panoramadaki tespitlerin ve güzel tespitlerin.. Ne tespit ettim mi dedin?.. ucuz bir çıkar ilişkisine tepkilerini tespitini gözlemledim.. sağol.. selamlar, saygılar sana

yucel evren 
 27.08.2018 12:44
Cevap :
Sanki her şey bir kandırmaca üzerine dönüyor dünyada. İnsan Tanrıyı kandırıyorken insanı kandırmaz mı? Ben çok iyiyim diye söylemiyorum bunları. Bir sürü kusurum var.Ama içimde iyiliğe, güzelliğe, vefaya hasret var. İnce bir sızı var. Belki de beni ayakta tutan o sızı. Çekilirse benden ölürüm. Belki herkes içindeki hangi duygu coşkunsa onun yokluğunda ölüyor. Ruhumun öyle çok fısıltısı var ki, dile gelemiyor. Gelmeyince yazıyı dost biliyor kendine. Belki bir anlayan olsa yazmayacağım. Ne çok konuştum. İyi geldiniz.Sevgiler...  28.08.2018 9:59
 

Şimdi bu özgün yazı tamamen bir kurgudan ibaret mi yoksa kurgu kamuflajı altında yine ruhunuzdan serpiştirdiklerinizden mi ibaret? Edebi yazılar ortaya koyan gelmiş geçmiş tüm yazarlar, yazılarında hep kendi benliklerinden bir şeyler sıkıştırmıştır araya. Bazısı az bazısı çok. Sadece yazmak için yazmadığınız çok belli. Cümlelerinizin kalitesiyle farklılaşıyorsunuz bu platformda. Saygıyla...

Özkan Sarı 
 26.08.2018 12:52
Cevap :
Yorumunuzu okurken gülümsedim. Matilla Bey'e kendi yazıma yorumla yeniden cevap yazarken meğer sizin sorunuza da cevap vermişim. Ama sorular öyle güzel ki,tekrar yazmak isterim. Bu yazı ne kadar kurgu ne kadar gerçek; böyle bir buluşma olmadı hiç, böyle bir adam da yok, o kadın var sadece, olay örgüsü tamamen kurgu. Siz karşınızdaki insana göre dökersiniz kendinizi, bu tarz konuşmaları herkesle yapamazsınız. Ben insanları severim. Bu kurgudaki kadın gibi korkmam onlardan. Kaçınmam ilişkilerden. İnsanları bırakırken de incitmem. Bırakılırken de sadece bir veda beklerim. Yani kadın elbette benden izler taşısa da bir parçasıyla o da kurgu. Yazmak; bunu sizde de görüyorum bir aşk adeta benim için. Yazarak yeniden ve yeniden inşa ediyorum, yapıp bozuyorum kendimi. Ruhuma iniyorum. Çok katmanlı bir kişiliğim var. Elime bir ışık alıp onları didik didik etmeyi seviyorum. Galiba bu yazıda biraz özlem de var. Birinin elini tutarak bunu yapmaya özlem. Yazmak bunu yapıyor elimi tutuyor.Sevgiler  26.08.2018 16:35
 

Bu yazıyı yazarken öteki yazılarda olduğu gibi söz ve biçim olarak bilinçli ama hissiyat olarak kurduğum hayalin içinde kaybolmuş bir haldeydim. Bana göre kurgusal yazılarda yarı bilinç olmalı. Ben atmosfere çok kaptırırım. Burada kendi karakter oluşumunu anlatan insanların onun hayatına değdikçe oluşan yeni "ben"lerden yara almış,kıymeti bilinmemiş bir kadın var.Kadının tüm bunların neticesinde elbette bir çıkarımı var. Tanrılık iddaasinda olan bir kadın değil aslında. Kişinin mutlak hâkimi iradesidir diyor. Eğer siz onu disipline etmeden onu yüceltmeden sırf inancın buyruklarıyla kendinizi dizginlemeye çalışırsanız bu sadece anlamsız, sahte, korkak ve her defasında neticesiz bir kulluk olur. Hepimizin şu an içinde bulunduğu durum. Kadın diyor ki; beni korkutmana gerek yok. Ben ne yöne dönsem içimdeki iradeyi ahlâkı nefsimi koruyan bir kalkan gibi kullanıyorum. Adam zaten yan figür bu yazıda. Umarım şimdi anlaşıldı. Sevgiler..

SAYHAN 
 26.08.2018 9:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 110
Toplam yorum
: 428
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 949
Kayıt tarihi
: 26.05.14
 
 

'' Ben de canlıyım dedi,diş. İnce bir sinirin canlılığı değil bu. Göz gibi, kalp gibi yeri doldur..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster