Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Şubat '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1426
 

Rujlar, allıklar rimeller...

Rujlar, allıklar rimeller...
 

Kaynak:İnternet


İnsanın canı şöyle keyifli bir Pazar yazısı yazmak istiyor; heyhat hem gündemi takip edip hem de keyifli bir şeyler yazmak az biraz bize uzak!

Balyoz davası yine gündeme bir Cuma ertesi pat diye düştü!

Murphy’nin “kanlı Cuma’larından başka bir Cuma sendromu bu; onunkinde tatil öncesi tüm işler ters gider, bizimkinde özellikle Cuma’lar seçilir gibi…

Mübarek Cuma olduğundan mıdır, ertesi günlerin tatil olmasından mı yararlanılmaktadır, bilemiyor insan!

******

Israrla keyifli bir şeyler yazmak istediğinde insan, iyi ki de anıları var…

Yaşarken pek de farkına varmadığımız keyiflerimiz…

Aslında ne güzel günlere tanıklık etmişiz diyeceğimiz anılarımız!

Pek komik gelecektir birilerine ama domateslerin çekirdekleri kırmızıydı bir vakitler; hatta “Domatesin çekirdeği kırmızı kırmızı, bizim takım sahaları yıldızı yıldızı” tarzında pek rağbet gören sloganımız da vardı!

Domatesin pek çekici bir kokusu vardı, salatalığın da öyle…

Öyle her an bulamazdık ya zaten!

Mevsiminde önce turfandaya düşerdi, yani ilk çıktıkları anda pahalı fiyattan satışa sunulurdu, az bir zaman sonra mevsim normalleri fiyatı ile çarşı ve pazarlarda yerini bulurdu.

Ne kokuları değişirdi, ne görüntüleri; tek farkı ilk çıkan ürünler biraz pahalıdan satılırdı, sonrakiler normal fiyattan!

Öyle aralarında hormonlusu, hormonsuzu, efendime söyleyeyim arılısı arısızı; tarlası serası gibi kafa karıştıran özellikleri de yoktu.

Altı üstü bir turfandası vardı; çok özleyenler az biraz daha fazla bedel ödeyerek satın alırlardı kese kağıtları içinde… Misal, bir devlet memuru da kese kağıdı içinde yarım kilo domates, salatalık getirir; can erik ile kirazı da yanına ekleyebilirdi…

Bahçeli evlerimiz vardı, çileğin toprak üstünde yetiştiğine tanık olduğumuz, anneanne ya da babaannelerin bir köşeye diktiği… İlk meyve verenlerin sevincini torunları ile paylaştığı… Yeşilden kırmızıya dönen hallerine tanıklık ettiğimiz…

İğde kokusunun farkında olup, ağız buran tadına doyamadığımız…

Sobalarımızın üzerinde kestane közlediğimiz, annemizin özenle ayıkladığı narlardan kaşık kaşık yediğimiz…

Bahçemizden kopardığımız şeftaliyi dişlediğimiz…

******

Daha mı az koşturuyordu insanlar o zaman, ya da daha mı sevecendi?

Mesela otomatik çamaşır, bulaşık makineleri yoktu, elbet annem daha çok yoruluyordu, peki ama neden yüzünde tebessümü hiç eksik olmuyordu?

Bizler dibek atları gibi gereksiz mi koşturuyoruz acep?

Hayatta kalmak için para kazanacağız, az biraz daha fazla kazanırsak ancak refaha ulaşacağız!

Yaşamımız kolaylaştıran makineler olsun diye uğraşırken kapitalizme mi yeniliyoruz?

Hoş, kim istemez daha iyi şartları, bir yerde kopukluk var; refah ya vardır, ya yoktur!

Birilerinde çok, birilerinde az olduğunda kıyamet bir şekilde kopacaktır!

******

Neyse… Dellenmeyeyim ben yine…

Hoş bir Pazar yazısı olsun!

Olabildiğince…

******

Mesela, Rahmiye’leri anlatayım; hali vakti yerinde bir ailenin altı kız kardeşlerinden biriydi Rahmiye, o dönemler en yakın arkadaşım…

Babaları Süleyman Amca çok istemiş bir oğlu olsun diye, olmamış!

Süleyman Amca ne kızlarına kızmıştı, ne de karısına küskün!

Evlerine bir kat daha çıktıklarında bir katı kızlarına vermişti; o katta mimarlıkta okuyan kızının proje masası, diğerinin çalışma odası vardı…

O dönem itibariyle dört kız üniversitede okuyordu; yaşıtım Rahmiye ortaokul düzeyinde, en küçükleri Ümit ise ilköğretimde…

Rahmiye’lere gidişim taa çocukluk dönemlerinden başlar, etkilenişim ise bizler ortaokul düzeyinde sinemaya gitme durumundayken ablalarının diskoya gitme dönemlerine rastlar!

Öyle güzel, öyle güçlülerdi ki; hem eğitimlerini alıyor, hem yaşamdan keyif alıyorlardı!

Köstek değil de destek veren ailesi vardı!

Aynen yaşadığım gibi…

Ailemden gördüğüm destek gibi…

******

Bir farkı vardı; kızların yatıp kalktığı katta büyük bir tuvalet masası vardı!

Üzerinde her çeşit allıklar, farlar… Rujlar…Allıklar... Parlatıcılar, rimeller…

Onlar süslenip gittikten sonra masa bize kalırdı, abartmadan payımıza düşenlere atlardık!

Ya bir rimel, ya bir göz kalemi… Bir parlatıcı belki…

******

İşin ilginç tarafı kimse kimsenin yaşamında ne denli rol oynadığını bilmiyor!

Öyle yaşıyor ve geçiyoruz; bir tavrımızın, bir gülüşümüzün, bir duruşumuzun ya da öfkemizin kimler tarafından ne şekilde algılandığını, yaşamlarında yol haritası olduğumuzu da bilmiyoruz!

Mesela Rahmiye’nin ablası Zehra Abla, ya da Ayşen Abla, bu yazı yazılmasa, hatta okumasa, nasıl bilebilir ki birinin kendinden bu kadar etkilendiğini?

******

Keyifli olsun istedim, lakin yine de sorgulamaya dönüştü!

Sorgulamalar bitmeden keyfe ulaşamıyor insan demek!

Mesela, domateslerin çekirdekleri neden renk değiştirdi?

Neden domates tohumu ithal ediyoruz ve neden ithal edilen domates çekirdekleri kırmızı değil?

******

Güzel şeylerden söz etmek için anıları deşelememek durumunda kalmayacağımız güzel ve keyifli günler bizim olsun!

Olur mu?

Olur!

Arap camiası ayağa kalkarken onlara benzemeye çalışmak abesle iştigal olur!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Annemin elime bir kap tutuşturup " hadi bahçeden biraz biber, domates, yeşillik topla da gel" dediği zamanlarda büyük metropollerde yaşamayı hayal ederdim, şimdi ise o sebzeleri dalından koparırken saldığı buram buram kokunun hayalini kuruyorum. Yazınızı okurken, taze sebze kokusunu duyar gibi oldum..Teşekkürler...

Güler Sun 
 14.02.2011 15:51
 

Zamanın bizimle bir derdi yok; zamanla derdi olan bizleriz.Güneş hep doğudan doğar; batıdan batar.Bu süreci bölen parçalayan,toplayıp çıkaran biziz.Dün hem tabiat için hem de yaşayanlar için zamanın ruhu vardı.Bugün bundan yoksunuz.Dün iletişim azdı.Bugün yaygın.Aynı gün Çin’de ikiz yavrulayan Panda haberi ekranlarımızdadır.Dün teknoloji geriydi; toprak çeşit çeşit kimyasallar tanışmıyordu. Dün canlıların genleriyle bu kadar oynanmamıştı.Dün hayat bu kadar yapay değildi.Nasıl ki domatessin çekirdeği kıpkırmızıydıysa; tavuk pişerken,mangal yapılırken etrafı mis gibi bir koku sarar acıkanlar daha çok acıkırlardı.İnsanlar da doğaldı.Desinleri yaşayanların sayısı sayılıydı.Herkes kendisini ve ailesini yaşardı.Duygular ortak paylaşılır,sofraya hep birlikte oturulur,bayramlar,seyranlar birlikte kutlanırdı.Bugün bunlardan yoksunsak,yerlerine daha güzel şeyler koyamamışsak bu bütünüyle bizim kabahatimizdir. Hüner her zamanı; o, zamanın ruhuyla yaşamasını bilmektir.Dahası geçmiş ne kadar güzel

Süleyman Alkan 
 13.02.2011 12:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 4372
Toplam mesaj
: 226
Ort. okunma sayısı
: 1314
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster